İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

6-7 Eylül Olayları ile yüzleşme – Yakın tarihimizin kırılma noktası!

Londra Konferansı’ndaki Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’yu desteklemek için yönlendirilen ortamda, Selanik’teki Atatürk Evi’nin bombalanmasının protesto eylemleri kontrolden çıkınca ortalık birbirine girmişti… 6 Eylül akşamı başlayıp 7 Eylül sabahına kadar devam eden olaylarda  resmi Türk kaynaklarına göre 4 bin 214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel vb. 5 bin 317 yer saldırıya uğramıştır.Türk basınında ölü sayısı 11 olarak belirtilmiş , Helsinki Watch örgütünün bir raporuna göre ise ölenlerin sayısı 15’tir.

Pelin Batu – Nezih Başgelen
NEZİH BAŞGELEN
Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun Londra Konferansını sürdürdüğü dönemde 6 Eylül 1955 günü radyonun  saat 13.00’teki haberlerinde Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve bombalı bir saldırı yapıldığını haberi tüm yurda duyurulmuş, İstanbul Ekspres gazetesi de o gün alışılmışın dışında iki kez yaklaşık 300 bin adet bastırılarak İstanbul’un her yerinde dağıtılmıştır.
Akşamüstüne doğru  “Kıbrıs Türktür Cemiyeti”(KTC)  adına yayınlanan  deklarasyon yanısıra çeşitli öğrenci birliklerinin yayınladığı bildiriler doğrultusunda Taksim Meydanı’nda bir protesto mitingi düzenlenmiştir. Bu mitingin ardından, bazı gruplar İstiklal Caddesi’ne yönelerek buradaki gayrimüslimlere ait işyerlerinin camlarını kırmaya başlamışlardır .Bu tarz tedhiş hareketleri eşzamanlı olarak İstanbul’da Rumların yoğun olarak yaşadığı diğer semtlere; Beyoğlu, Kurtuluş, Şişli, Nişantaşı, Eminönü, Fatih, Balat , Eyüp, Bakırköy, Yeşilköy, Ortaköy, Arnavutköy, Bebek’e kadar uzanmış  hatta Moda, Kadıköy, Kuzguncuk, Çengelköy’de de  meydana gelmiştir.
Taksim’de büyük miting
6 Eylül akşamı başlayıp 7 Eylül sabahına kadar devam eden olaylarda  resmi Türk kaynaklarına göre 4 bin 214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel vb. 5 bin 317 yer saldırıya uğramıştır.Türk basınında ölü sayısı 11 olarak belirtilmiş , Helsinki Watch örgütünün bir raporuna göre ise ölenlerin sayısı 15’tir. Bunların 5’i, ruhani rütbesi olan Balıklı’da Papaz Chrysanthos Mantas, Piskopos Gerasimos, Yeniköy’de Piskopos Gennadios Arabacıoğlu ve adları bilinmeyen iki papazın yanı sıra, Erpapazoğlu, Abraham Anavas, Olga Kimiades, Thanassis Mısıroğlu, Hebe Giolma, lsaak Uludağ Theopoula Papadopoulu ve Yannis Balkis ölü olarak bildirilmiştir.
Olaylar çığrından çıkınca
Olayların kontrolden çıkması üzerine İstanbul, Ankara ve İzmir’de Örfi İdare ilan edilmiş ve  Komutanlığı’na da  3. Doğu Anadolu Ordusu Komutanlığı’ndan gelen General Nurettin getirilmiştir. Sokağa çıkma yasağı’nın getirilmesi , yapılan denetim ve  tutuklamalarla şiddet olaylarına son verilebilmiştir. İstanbul’da 5.104 kişi, Ankara’da 469 kişi, İzmir’de ise 170  kişi tutuklanmıştır. Kıbrıs Türktür Cemiyeti İstanbul şubelerinin idare heyetlerinden 87 üye ve bu kişilerle sıkı işbirliği içinde olan kişiler de tutuklanmış KTC’nin şubelerinin birleşmesi yasaklanmış  ve tüm malvarlıklarına el konulmuştur.
Ertesi gün Hükümet tarafından düzenlenen basın toplantısında Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, kabinenin önemli bakanları ve İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay bulunmuştur.  Ardından da Türk hükümeti yaşanan bu yağmadan üzüntü duyduğunu ve özür dilediğini belirten bir açıklama yapmış ve zararların tazmin edileceği belirtilmiştir. Kızılay da acil önlem olarak Beyoğlu’ndaki ihtiyaç sahiplerine kişi başına 20 TL. tutarında nakit yardım, taş kömürü ve yiyecek vermiştir.
Siyasi cephede sarsıntı
Bu süreçte İçişleri Bakanı Namık Gedik, istifa etmiş ve yerine geçici olarak Savunma Bakanı Ethem Menderes atanmış, Bakan Fuat Köprülü vekaleten Savunma Bakanlığı görevini üstlenmiştir. Milli Emniyet Hizmetleri şefi (MAH Reisi), İzmir valisi, İzmir’de bulunan birliklerin komutanları, İstanbul emniyet müdürü ve üç general, hükümet tarafından görevden alınmış , bir dizi memurun olayların engellenememesinden sorumlu oldukları gerekçesiyle görev yerleri değiştirilmiştir.Londra’daki konferans ise kesilmiş , Kıbrıs Sorunu artık Türk Yunan anlaşmazlığı olarak  tüm dünya kamuoyuna farklı bir çerçeve içinde sunulmaya başlanmıştır.
Olaylardan 1 gün önce Başbakan Adnan Menderes, Kıbrıs Türktür Cemiyeti Yönetim Kurulu üyesi Hikmet Bil ile görüşürken.
Fotoğraflarda görünmeyen tarih!
PELİN BATU
Bir fotoğraf bin sözcüğe bedeldir derler.
Bugün sizlerle paylaştığımız bu fotoğraflar on binlerce sözcüğe bedel.
Daha önce yayımlanmamış bu resimler bizleri o korkunç günlere geri götürüyor. Görgü tanığı yapıyor.
6-7 Eylül tarihimizin utanç verici yüzlerinden biridir. İngiliz hükümetinin yönlendirdiği ortam içinde devletin, askerin, medyanın ve öğrenci birliklerinin el birliğiyle tasarladığı, ve sonrasında kontrolü kaybettiği bir vakadır. Önümüzdeki günlerde, görülmemiş fotoğraflarla yakın tarihimizle yüzleşeceğiz.
Fotoğraftaki çocuk ve genç adamların yüzlerine bakın; kanı kaynayan bir mutluluğu göreceksiniz. Kışkırtılmış nice kalabalık tsunamisi gibi kontrolden çıkmış oldukları aşikar.
Zaten kimse dizginlemeye çalışmamış. İstanbul Valiliğini arayan doktor Mükerrem Sarol’un anılarından bu “heyecanlı gençlerin” nasıl ciddiye alınmadığı, yağma, cinayet, tecavüz oyunlarına nasıl göz yumulduğu görülüyor:
“Telefona Vali Fahrettin Kerim Gökay çıktı: “Vali beyefendi dedim, ciddiyetini anlasın diye, ‘İstanbul yakılıp yıkılırken nasıl gönlünüz razı oluyor da orada polislerin size sağladığı emniyet içinde oturuyorsunuz’ dedim. ‘Ayıp değil mi’ dedim. ‘Bu büyük bir felaket, milli bir felaket.’ ‘Yanımda Dahiliye Vekili var, O’nu veriyorum’ dedi. Telefonu Namık’a verdi. Namık dedi ki, ‘Öyle milli felaket filen değil’ ‘Bu milli bir isyan. Gençliğin milli kıyımı.’ ‘Namık’ dedim, ‘Bunu senden duyduğuma çok üzüldüm. Bu gerçekten milli bir felaket. İstanbul’da devlet yok, emniyet yok, can güvenliği yok. Beyoğlun’da mağazaları yağma ediyorlar ve sen buna ‘Milli gençlik kıyamı’ diyorsun.”
Gidin, yıkın, kırın, yok edin!
Fotoğraflarda gördüğümüz “milli gençliğin” eline gayrimüslim vatandaşlarımızın ev ve iş adresleri tutuşturulmuş, gidin, yıkın, kırın, yok edin denilmiş. Azgın kalabalık, frenk isimli mağazalara, ofislere saldırmış. “Doçent” doktor kelimesini ecnebi bir kelime sanıp muayeneyi tahrip edenler var. Fotoğrafta bir şeyi görmüyoruz. Kadınları.
Kaynaklardan bildiğimiz üzere özellikle Rum kadınlarına tecavüz ediliyor. Evlerinin kapıları baltalarla kırılıp, camları indirilip giriyor saldırganlar. Eşyalarını yağmalıyorlar, bavullarını bıçaklıyorlar, ve kızlara, kadınlara tecavüz ediyorlar. Balıklı hastanesinin başhekimi hastanede 60 kadının tecavüz nedeniyle tedavi gördüğünü söylemiş. Bu sayı yanıltıcı olabilir. Pek çok kadının bu iğrenç tecrübeyi saklamış olduğu, hastaneye gitmediği olası.
Bir doktorun raporundan o günlerdeki hastanenin havasını soluyoruz:
“O gün çok tecavüz oldu. Kadınlar sonradan Yunan Konsolosluğunu haberdar ettiler. O zaman polisler sivil olarak bana geldiler, doktor olduğum için. Hastaneye gittik, ama kadınlar orada susuyordu. Bunun üzerine polise sordum: ‘Evli misin?’ ‘Evet’ dedi. ‘Bir gecede 500 kişi senin karını ya da kızını taciz etse, sen ne anlatırdın?’ Susacağını söyledi…Bu genç kızların pek çoğu sonra evlendiler. Delikanlılar, bundan sorumlu olmadıklarını söyleyerek, buna rağmen onlarla evlendiler.”
Bu sessiz kadınların fotoğrafları yok. Anıları yok. Onları fotoğrafların kara boşluklarında, dükkanların kuytularında hissedebilirsiniz. Hayaletleri, lime lime edilmiş kumaşların, paramparça edilmiş eşyaların arasında.”
Etkileyici teşekkür ilanları
Güzel bir not bulunabilir, bütün bu çirkinliğin içinde. Heybeliada’da CHP’li bir kadının mütecaviz grubu nasıl püskürttüğünü arşivden öğreniyoruz. Kadın, saldırganların karşısında durup caddede hiçbir eve dokunulmayacak demiş ve güruh yön değiştirmiştir. Beni en duygulandıran şeylerden biriyse 8 Eylül’den itibaren yayımlanan gazete ilanlarıdır. Onları saklayan ve ofis/evlerini koruyan Türk komşuları ve tanıdıklarına teşekkür eden ilanlar.
Birand, Dündar, Çaplı, “Demirkırat,” Milliyet Yayınları, 1993.
İstanbul Başkonsolosluğu Raporu, 22.9.1955
Yorgos Adosoğlu ile mülakat, 15.03.2002
Ayhan Aktar, “50. Yılında 6-7 Eylül Gerçeği,” Sabah, 8 Eylül 2005.
Taksim’deki mitingin ardından, İstiklal Caddesi’ne yönelen bazı gruplar buradaki gayrimüslimlere ait dükkanları tahrip etmişlerdi.
GIOVANNI SCOGNAMILLO NELER YAŞADIĞINI MİLLİYET’E ANLATTI:
Başka bir gezegen gibiydi
6 Eylül 1955’te Beyoğlu’ndaydınız. Olaylar nasıl başladı?
O gün nişanlım Slyvia ile birlikte saat 6’da Eminönü’ndeki Roma Bankası’ndan çıktık. Sıcak ve gergin bir hava vardı. İstiklal Caddesi’nde Kallavi Sokak’taki evime gelirken Tepebaşı’ndan içlerinde onlarca insanın olduğu kamyonlar geçiyordu. Eve geldiğimde bizim sokağa 15-20 kişilik bir grup girdi. Sinema projeksiyon ve kurgu masaları satan Rum bir amcaya ait dükkana daldılar. Kurgu masalarıyla birlikte bir sürü değerli aleti önce sokağa fırlattılar daha sonra da ellerindeki balyozlarla paramparça ettiler. Annemle ikimiz pencerenin önünde şoka girdik. Babam eve geldiğinde yüzü asıktı ve titriyordu. Biz n’oldu diyemeden babam  “Degüstasyon lokantası artık yok ” dedi. Degüstasyon Lokantası, Çiçek Pasajı’nın köşesinde Beyoğlu’nun en ünlü lokantalarından biriydi. Taksim Meydanı’ndan ve Tepebaşı’ndan yüzlerce insanın akın akın geldiğini, dükkânlara saldırdığını gördüm.  Başka bir gezegen gibiydi.
Evlere de saldıranlar oldu mu?
Pencerelerinde Türk bayrağı olmayan evlere taş falan attıklarını gördüm. Bayrak asmak zorundaydık. Daha önce işaretledikleri evlerin içlerine girenler  oldu. Karşı apartmanımızdaki Rum marangoz, dükkanının pencerelerini bayraklarla donatmıştı. Biz de ondan görüp hemen pencereye Türk bayrağı astık. Çünkü Türk bayrağı olan evlere saldırmadılar.
SAMET AKTEN İstanbul

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: