İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Selahattin Demirtaş:Ermenilere karşı Türkler ve Kürtler olarak borcumuz var

Çocukluğumuzda Diyarbakır’da Ermeni sözcüğünün küfür olarak kullanıldığı bir toplumda büyüdük ve bugün halen Ermeni sözcüğünün hakaret olarak kullanıldığı bir ülkede bir partinin eş başkanlığını yapıyorum. Bir şekilde o suça bulaştırıldık. Kendimizi tanıyana, neyin ne olduğunu anlayana kadar Ermeni’nin hakaret olduğunu düşündük. Bundan dolayı ben, Ermeni halkına karşı bir eziklik hissediyorum. Aynı topraktan, aynı tarladan beslendiğimizi biliyoruz. Ermenilere karşı Türkler ve Kürtler olarak borcumuz var ve o borcu yerine getirene kadar da Ermeni halkının karşısına rahat çıkamayacağız. (Umarız bu bakış açısı değişmez. HYETERT)

***
Selahattin Demirtaş:Ermenilere karşı Türkler ve Kürtler olarak borcumuz var ve o borcu yerine getirene kadar da Ermeni halkının karşısına rahat çıkamayacağız.
BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Şu soru Kürtlere sorulabilse, artık pek çoğu ayrı bir devlette yaşamak istiyorum diyecektir. Çünkü bu devletin Türk’e ait olduğu, bütün kurumların, imkânların Türk’ü geliştirmek için kullanıldığı, geri kalan kesimlere sus payı dağıtıldığı, susmayanlara da sopa politikasının uygulandığı Kürtler tarafından artık çok net hissediliyor” dedi.
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rober Koptaş’ın sorularını yanıtlayan Demirtaş, müzakere sürecinden beklentileri, Kürt halkının içinde bulunduğu haletiruhiye ve Kürt hareketinin Ermeni sorununda geçmişle yüzleşmek için yapması gerekenleri anlattı.
Koptaş’ın Demirtaş’la ‘Kürtlere sorulsa, çoğu ayrı devlet istiyorum diyecek’ başlığıyla Agos’ta bugün            (4 Ocak 2013) yayımlanan söyleşisi şöyle:
 Son günlerde ortaya çıkan Öcalan-MİT görüşmeleri hakkında BDP olarak ne biliyorsunuz?
Somut bilgiye dayalı konuşamam, çünkü hükümetin bu süreçte bizimle paylaştığı bir bilgi yok. Maalesef biz de medyadan takip ediyoruz. Ancak, böyle bir görüşme varsa, elbette ki önemsiyoruz.
Başlayan süreci müzakere olarak değerlendiriyor musunuz?
Müzakerenin başlangıç aşaması olarak görüyoruz. Sayın Öcalan ile heyetlerin görüşmeye başlaması en önemli başlangıç adımıdır. Bunun üstüne biz, süreci nasıl derinleştirebiliriz, nasıl sorumluluk alabiliriz, BDP olarak bunu tartışıyoruz.
İmralı, Kandil, örgütün Avrupa ayağı derken sanki BDP bu tip dönemlerde süreç dışı kalıyor. Halbuki siyaset de burada, siz Ankara’dasınız, Meclis’tesiniz… Oynayabileceğiniz daha etkin bir rol yok mu?
Çok öyle dışlandığımız filan yok. Dışarıdan böyle değerlendirmeler olabilir ama taraflar bizi dışlama eğiliminde değiller. Kapıların bize kapalı olduğunu düşünmüyoruz. Tam da bu başlangıç aşamada katkıda bulunabiliriz. Nasıl olabilir? Kamuoyunun hazırlanması, desteğin sağlanması…
Bunun için gereken ne?
Hükümetin daha açık ve şeffaf olması lazım. Sadece bize karşı değil, tüm kamuoyuna karşı… Biz müzakere süreçlerinde her şeyin açıklanamayacağını biliyoruz. Ama belli ölçülerde açıklık da şart. Öyle olursa BDP de rolünü oynayabilir. Ayrıca, kullandıkları dil ve üslup kesinlikle sürecin ilerlemesine katkı sunan bir tarzda değil. Bunun değişmesi zaruridir. BDP sürecin ilerlemesi için yeni bir dilin oluşturulması için katkıya hazır.
Bu konuda size de eleştiriler var. Zaman zaman sizin söyleminiz de sertleşiyor.
Bu eleştirilere bazen hak verebiliriz. Ama madem ki hükümet bu süreci derinleştirmek istiyor, biz katkı sunarız. Yeter ki ciddiyet ve samimiyet görelim.
Kamuoyunu hazırlamak dediniz. Bence, BDP’ye Kürt tarafından çok Türk tarafını hazırlamak bakımından tarihsel bir rol düşüyor. Türk toplumuyla nasıl daha sağlıklı diyalog kurabileceğiniz konusunu tartışıyor musunuz?
Haklısınız. Çünkü Kürt kamuoyu barışa hazır. Ama söylediğinizi sadece BDP’nin üstüne yıkmak doğru olmaz. Bu her şeyden önce Türk kamuoyunu bu hale getirenlerin sorumluluğu. Yani bugüne kadarki bütün sistem partilerinin. Kürtlere ve bütün ötekilere karşı ayrımcılığı yayan dil, barış süreçlerine karşı kullanılan dil…
 Kabaca “Türk sorunu” olarak nitelendirebileceğimiz sorundan söz ediyorsunuz.
Tabii. Bütün bunları tek başına BDP düzeltemez. Hükümetin de bunun için çalışması gerekir.
Ne yapmalı hükümet bu konuda?
Medya hükümetin kontrolünde. Medyadaki BDP sansürünün kaldırılması lazım. Hükümetin artık hiçbir kuruma BDP‘lileri çıkarmayacaksınız dememesi lazım. İkincisi de, hükümetin bize karşı kullandığı, siyasi bir lince dönüşen dilden vazgeçmesi lazım.
Zor bir soru olduğunu biliyorum, ama çözüme giden yol haritanız nasıl bir harita olurdu?
Çok zor gerçekten. Zor, çünkü, tek başına bizim işimiz değil. Bütün aktörlerin ortaklaşabileceği bir harita olmalı. Gerçekçi olmalı, hayallere dayanmamalı.
Gerçekçi tabirini kullandığınız için soruyorum: Tek taraflı özerklik ilanı gibi adımları düşündüğümüzde, yakın geçmişe dair bir özeleştiriniz var mı?
Öyle tek tek olaylar bazında özeleştiri değerlendirilebilir belki ama biz süreci bozan tarzda açıklamalar içinde olmadık genel olarak. Asıl süreçler bozulduğu için biz tavır koyduk.
 Müzakere sürecinin sonucunda neyin gerçekleşmesini arzu ediyorsunuz?
Müzakereler sorunlarımızın demokratik siyasetle çözümüne imkan vermeli. Sorunlarımızı tümden çözmeyebilir, ama en azından orta vadede demokratik siyasetle çözümüne imkan vermeli.
 Anayasa’nın bu konuda kilit bir rol oynayabileceğini düşünüyor musunuz?
Dışarıda uzlaşma olursa uzlaşma komisyonuna yansır; şu anda o uzlaşma yok. Dört parti dört ayrı köşede duruyor.
Partiler arası ikili-üçlü ittifaklar gelişebilir mi?
Bu kapıları bence kapatmamak lazım.
 Kürt siyasetinin Anayasa’da statü ve özerklik ısrarı vardı. Ama bu meseleleri mevcut mekanizmalar içinde çözmek çok kolay görünmüyor. Esneklik gösterecek misiniz?
Bu meseleler partimizin siyasi programıdır. Bunları hangi takvimle hayata geçirebileceğimizi ise kestirmek zor. Meselenin bir de silahlı mücadele ve çatışma boyutu var. Bunlar silahı elinde bulunduranların da talebidir. PKK’ye silah bıraktırmak isteyenler, örgütün bu taleplerini de tartışmaya açacaklarsa, bu önemli bir gelişme olur.
Türkler ve Kürtler arasındaki kopmanın son raddeye geldiğine dair kaygılar giderek güçleniyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Eskiye göre kopma daha büyük. Şu soru Kürtlere sorulabilse, pek çoğu ayrı bir devlette yaşamak istiyorum diyecektir. Çünkü bu devletin Türk’e ait olduğu, devletin bütün kurumlarının, imkânlarının Türk’ü geliştirmek için kullanıldığı, geri kalan kesimlere sus payı dağıtıldığı, susmayanlara da sopa politikasının uygulandığı Kürtler tarafından artık çok net hissediliyor.
Bu noktadan sonra geriye dönüş nasıl olacak?
Türk devleti artık Kürtler adına tek başına yönetim yetkisini kullanamaz. Ya bir özerk yönetim hakkı verecek, ya bir bölgesel yönetim verecek ya da Kürtler bağımsız olmak istiyorlarsa, oturup Türklerle birlikte, kan dökmeden konuşarak bu işi çözecekler. Bizim arzumuz ortak sınırlar içinde egemenliğin paylaşılmasıdır. Burada BDP ya da KCK kendine ait bir bölge istiyor sonucu çıkarılmasın, özerk bölgelerde bütün partiler seçime girmekte özgürdür, bütün dünyada da böyle bu.
Bu, Batı demokrasileri açısından doğal bir kabul ama Türkiye için şu anda lüks görünüyor. BDP talep ve önerilerini Türkiye’ye anlatmak açısından eksik kalmıyor mu?
Bu konudaki eksikliklerimizi kabul ederiz. Ama unutmayalım ki son üç yıldır hükümetin terörü altında inim inim inleyen bir BDP, on bin üyesi tutuklanmış bir BDP var. Bu kadar önyargıyla boğuşan bir BDP ortalama Türk’e ne anlatabilir?
Kürtlerin bağımsızlık talebinin Türkiye’de şu ortamda kabul görmeyeceği aşikar. Silah her daim masanın üstündeyken, bu talebin çok daha fazla kan dökülecek bir boğazlaşmaya yol açma ihtimali ürkütücü değil mi?
Elbette ki öyle. Umarım böyle bir süreç yaşamayız. Kürtlerin hak kazanma konusunda tek yolu silah da olmamalı. Suriye’de ortalık kan gölüne dönmüşken Kürtler silahsız bir şekilde güç kazandılar. Bizim öncelikli yolumuz elbette ki kansız, silahsız yöntemdir. Ben ileride bağımsızlık olsun demiyorum ama Kürtler için başka çare yoksa da, Kürtler bütün halklar gibi kendi kaderini tayin etme hakkına sahiptir.
Bu nasıl olacak?
Böyle bir şey referandumla olsun isterim şahsen. İnsanlara siz bu bölgenin nasıl olmasını istiyorsunuz diye sorsunlar. Benim arzulayacağım yöntem budur.
Tam da gerçekçilik konusuna yaptığınız vurguya ters düşmüyor mu bu? Türkiye’de şu anda böyle bir ortam yok. Türkler böyle bir şeye ikna olmadığı müddetçe neler yaşanacağını konuşmuyor muyuz asıl olarak?
Haklısınız. Ama bu soruyu bölgede, Kürdistan’da yaşayan insanlara sormamız gerekiyor, Bursa’da, Antalya’da yaşayanlara değil.
Türkiye’yi o olgunluğa getirebilecek adımları atmak siyasetin işi değil mi?
Elbette. Bu seçeneğin güçlü olması bile sorunun çözümü için çok kolaylaştırıcı olur. Belki hiç referanduma gerek kalmadan birlikte yaşam seçeneği hâkim olur.
Birkaç defa Roboski katliamıyla ilgili emrin Başbakan’dan gittiğini söylediniz. Bu iddianız bir kanıta  dayanıyor mu?
Hayır. Kanıt olsa bunu savcılığa vermekten çekinmeyiz. Ama güvenilir kaynaklardan duyumlarımız var. Bizimki bir iddiadır, savcılar soruşturmalı.
Ermeni meselesi çözülmezse Kürt meselesi de çözülmez
Kürt toplumu 1915’te yaşananları Türklere nazaran daha iyi biliyor. Geçen yıl Osman Baydemir, “Biz Hamidiye alaylarındaki dedelerimizi değil, Ermenileri koruyan dedelerimizin mirasını kabul ediyoruz” dedi. Ama bu tutum BDP açısından bir politika haline gelmiş değil. Oysa bu ülkede yaşayan hemen herkesi mağdur eden sistemin sacayaklardan biri 1915 soykırımı. Bu konu Kürt siyaseti içinde konuşulmuyor mu, önemsenmiyor mu, yoksa Kürt sosyolojisi içinde buna direnç mi var?
6 yıldır siyasetteyim, bu dediğinizin eksikliğini hep hissettim. Muhtemelen, Kürt halkının kendi ulusal kimliği için verdiği mücadele o kadar başat ki, diğer meseleler, onun çözülmesiyle kolayca çözülecek tali meseleler olarak kalıyor.
 Bu da 1960’lı, 70’li yıllarda pek çok sorunun çözümünü devrimden sonraya öteleyen solun tavrını anımsatıyor.
Evet. Oysa bunların hepsinin birlikte tartışılması resmin tamamlanmasını da, genel anlamda çözümü de kolaylaştırır. Ermeni Soykırımı’nı, Nasturilerin, Ezidilerin başına  geleni konuşmayacaksak, geçmişle yüzleşmeyiz. Bu gerçekleşmezse Kürt sorunu da çözülemez. O zaman, TC ile Kürtler arasında diğer halkların kanı üzerine kurulmuş kaypak bir uzlaşma oluyor demektir.
Yakın geçmişte çokça dillendirilen “kurucu unsur” söylemi de bu dediğiniz kaypak uzlaşma arayışını yansıtmıyor muydu?
Orada bir yanlış vardı. Bu topraklardaki bütün halklar kurucu unsurdur ve bu toprakların sahibidir. Ermeni meselesi Türkiye’nin Kürt meselesinden çok daha büyük bir tabusudur ve onu çözmeden Kürt meselesi de tam anlamıyla çözülemez.
Dünyaya dağılmış olan Ermenilere ne söylemek isterdiniz?
Çocukluğumuzda Diyarbakır’da Ermeni sözcüğünün küfür olarak kullanıldığı bir toplumda büyüdük ve bugün halen Ermeni sözcüğünün hakaret olarak kullanıldığı bir ülkede bir partinin eş başkanlığını yapıyorum. Bir şekilde o suça bulaştırıldık. Kendimizi tanıyana, neyin ne olduğunu anlayana kadar Ermeni’nin hakaret olduğunu düşündük. Bundan dolayı ben, Ermeni halkına karşı bir eziklik hissediyorum. Aynı topraktan, aynı tarladan beslendiğimizi biliyoruz. Ermenilere karşı Türkler ve Kürtler olarak borcumuz var ve o borcu yerine getirene kadar da Ermeni halkının karşısına rahat çıkamayacağız.
http://t24.com.tr/haber/demirtas-kurtlere-sorulsa-cogu-ayri-devlet-istiyorum-diyecek/221016

Yorumlar kapatıldı.