İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Komünist bir papaz” …

Solculuk hevesimin “çocukluk hastalığından” kurtulunca öğreniyorum… Batı demokrasilerinde (klasik şemaya uygun gelişmiş demokrasilerde) “dini bütün” vatandaşlar, kilise şeriatı ile laiklik arasında bir tercih yapma zorunluluğu hissetmiyorlar… Çünkü demokrasi demek, “aydınlanma felsefesi” demek… Demokratik devrimler de kaçınılmaz bir şekilde LAİK…Yani, kabaca söylersem, hakimiyet, gökyüzünden (Tanrı’dan, kiliseden, ruhban sınıftan)) alınıp millete veriliyor”… Hakimiyet milletin olunca, dini bütün vatandaşlar için ‘demokrasi’ “”hakimiyeti gene gökyüzüne vermenin bir aracı” görülmüyor… Demokrasi, iktidara gelmenin bir yolu sadece…Batılı “dini bütün” vatandaşlar, dinin toplumsallıktan çıkartılıp “bireysel yaşama” dönüştürüldüğünün farkında… Onlar “dini bütün” vatandaş olarak kendilerince içselleştirdikleri dinlerini kendi içlerinde yaşıyor; bunun yanında  Hıristiyan Demokrat partilere” oy atabildikleri gibi  de  “komünist”, “sosyalist” partilere de oy atabiliyorlardı. Batılı “dini bütün” vatandaşlar için “dinini yaşamak” başka; “siyasi tercih” başkaydı. (Acaba bizim sosyalist devrimcilerin büyük bölümü ne zaman öğrenecek sosyalizmin din, kilise ve patriklik karşıtlığı olmadığını? HYETERT)

**********
İlk gençliğimin İzmir’inde Türk vatandaşı Rum bir papaz hatırlarım… (İsmini unutum..) Gençlik işte… Futbol oynarken tanıştığımız bir Rum arkadaşın “Bizim kilisenin papazı komünisttir.” demesini o günkü aklımız bir türlü almıyor; “komünist bir din adamı” kavramı bize çok yabancı geliyordu…
Düşün sayın okur. Solculuğa yeni yeni heves etmiş üç genciz… Ağabeylerimiz  elimize hemen Politzer’in “Felsefenin Temel İlkeleri” ni tutuşturmuş… Satır satır her satırın altını çize çize yer gibi okumuşuz kitabı. Kitaptan ilk öğrendiğimiz ne: “maddeden bağımsız ruh olamaz”… Yani, “Tanrı yoktur”… 
Hadi gel şimdi bu sol heveslisi gençlere “Komünist bir papaz var.” de… Allak bullak olmazlar mı?
Yarı meraktan yarı “olmaz böyle şey” inancımızdan biz “sol heveslisi üç genç” bir de Rum arkadaşımız, “komünist papazla” tanışmak için kilisenin yolunu tutuyoruz…
Orada öğreniyoruz… “Komünist papaz” gençliğinde Fransa da yaşamış. FKP (Fransız Komünist Partisi) üyesiymiş, parti toplantılarında “İncil” in nasıl “Komünizme açık” bir din olduğunu anlatıyormuş… Sonra anne ve babasının ısrarına dayanamayıp Türkiye’ye dönmüş, Türk vatandaşı olmuş… Şimdi kilisesinde de dinlerin “komünizme açık ve onunla kardeş” olduğunu anlatıyormuş… Laf arasında bize, mutlaka Fransızca öğrenmemizi ve sol metinleri Fransızcadan okumamızı öneriyor…
Kiliseden çıkınca, dedim ya allak bullağız… Bir cami imamının “komünizm propagandası” yaptığını hayal dahi edemiyoruz elbet…
……………….
Solculuk hevesimin “çocukluk hastalığından” kurtulunca öğreniyorum…
Batı demokrasilerinde (klasik şemaya uygun gelişmiş demokrasilerde) “dini bütün” vatandaşlar, kilise şeriatı ile laiklik arasında bir tercih  yapma zorunluğu hissetmiyorlar… Çünkü demokrasi demek, “aydınlanma felsefesi” demek… Demokratik devrimler de kaçınılmaz bir şekilde LAİK…
Yani, kabaca söylersem, hakimiyet, gökyüzünden (Tanrı’dan, kiliseden, ruhban sınıftan)) alınıp millete veriliyor”… Hakimiyet milletin olunca, dini bütün vatandaşlar için ‘demokrasi’ “”hakimiyeti gene gökyüzüne vermenin bir aracı” görülmüyor… Demokrasi, iktidara gelmenin bir yolu sadece…
Batılı “dini bütün” vatandaşlar, dinin toplumsallıktan çıkartılıp “bireysel yaşama” dönüştürüldüğünün farkında… Onlar “dini bütün” vatandaş olarak kendilerince içselleştirdikleri dinlerini kendi içlerinde yaşıyor; bunun yanında  Hıristiyan Demokrat partilere” oy atabildikleri gibi  de  “komünist”, “sosyalist” partilere de oy atabiliyorlardı.
Batılı “dini bütün” vatandaşlar için “dinini yaşamak” başka; “siyasi tercih” başkaydı. Onların “Hıristiyan Demokrat Partileri” de “demokrasiyi” tekrar “Hıristiyan şeriatı kurmak” adına kullanmak, iktidara geldiklerinde “devletin temel prensiplerini” bozmak diye algılamıyorlardı… Onlar da demokrat-laik-cumhuriyetçi idiler…  Sadece iktidar geldiklerinde demokratik toplum içinde Hıristiyan değerlerini korumak ve geliştirmek yandaşıydılar…
……………….
Şimdi anlaşıldı mı “Vehbi’nin kerrakesi” sayın okur ?
Liberallerimizin ve onlardan öğrenen dinistlerimizin ağzında sakızdır : Batıda insanlar dilediği kıyafetle dolaşırlar, Batıda da dini okullar var, Batıda dini cemaatler serbest , vs. bizde neden yasak ?
Batıda, hiçbir “dini bütün vatandaş”, Batıda hiçbir “Hırisitiyan Demokrat Parti”, iktidara gelirsek tekrar “hakimiyetin Tanrı’da olacağı” bir düzen (Ortaçağ Hıristiyan ümmet toplumu) kuracağız diye düşünmez. Ne düşünmesi aklının ucuna bile getirmez… Onlar, dini içselleştirmişlerdir, demokratik -laik düzen içinde dinlerini yaşamak isterler sadece… Buna kimse de karışmaz…
Peki bizde öyle mi?
Ülkemizde “meşrutiyet” dahil ne zaman çoğulculuğa heves edip siyasi partileri serbest bıraksa ülkenin “şeriatçı” kesimi, demokrasiyi “şeriatı” geri getirmek için bir araç olarak kullanmak istemiş, bugün iktidarda olan en yetkili kişi “demokrasi bir trendir, yeri geldiğinde ininilir” türü laflar etmiştir…
Cumhuriyet’in çok partili denemeleri “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası” ve “Serbest Fırka”da  da aynı şeyler olmuştur…
Türkiye’nin karşı devrimci takımı (yani dinistler), demokrasiyi kendilerine araç görüp iktidara gelmek adına belli partilerde örgütlenerek, iktidara gelindiğinde  “hakimiyeti tekrar Tanrı’ya vermeyi” (yani islam şeriatı) amaç edinmişlerdir…
Bak sayın okur…
Bizim “Hıristiyan Demokrat” partilerimiz sayılacak “Nizam-Milli Selamet- Refah-Saadet ve AKP” gibi partiler ile Batının “Hıristiyan Demokrat” partilerini kıyaslarsan, ortaya benim bu dediklerim çıkıyor…
Yani, Batılı partiler “demokrasiyi” “Hıristiyan şeriatını geri getirmek”, diye bir amaçları olmadan, iktidar olmayı sadece “Hıristiyan değerlere önem vermek” diye algılarken, bizdekiler “İslam şeriatını geri getirmek” diye algılıyor…
Peki neden böyle ?
Sanırım ana sorun, bir “aydınlanma ve sanayileşme” dönemi yaşamamız…
Baksanıza, bir yandan :
“Ben laik değilim.” diyen; bir yandan “paranın dini imanı olmaz” diyen; bir yandan “ben liberalim” diyen, bir yandan “islam şeriatı özleyen”  siyasi liderlerimiz var…
İslamlık;  Hırsitiyanlığın 17.yy sonundan başlayarak yaşadığı bir aydınlanma çağını yaşamadı…  Bunun çeşitli nedenleri var…
13.yy da İbni Sina’nın İslamlık hakkında söylediklerini şimdi söyleseniz, “halkın manevi duygularına hakaretten” içeri alınırsınız…
13.yy da bir “aydınlama çağı” yaşamaya azmetmişti İslamlık, önü kesildi Gazali tarafından… “Düşünme, sorgulama, eleştirme sadece inan” anlayışı İslamlık’a hakim oldu…
Sonuç :
19.yy sonrası bütün İslam ülkeleri Hıristiyan ülkelerin sömürgesi… Hâlâ öyle… Ortadoğu Müslümanları, “Allah ü ekber” nidalarıyla birbirlerini boğazlıyor… İslamlık, 21.yy da “Hıristiyan ortaçağını” yaşıyor…
İnsanın sorası geliyor :
Hani en “çağdaş” dindi İslamlık ?
Hani bir “akıl” diniydi İslamlık ?
Hani ilk emri “oku”  idi ?
Böyle bir din nasıl “Hıristiyanlığın sömürgesi oldu?”
Ey dinistler, kendinize sormuyor musunuz bu soruyu?
Yoksa “Hıristiyan OBAMA’nın , Müslüman ERDOĞAN’ın sırtını sıvazlaması” size yetip de artıyor mu?
UFUK KESİCİ / Antalya
18 Mayıs 2012
NOT: Ancak bir cami imamımız “komünist” olunca, biz aydınlanma çağına girdik galiba diyeceğim…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: