İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Utanmak ve af dilemek: 1915 soykırım değil de nedir?

Eren Keskin  / keskineren@gmail.com         

“Aghavni’nin babası 1915’te öldürüldü. 1915’te Sivas boşaltılmadan yaklaşık 1 ay önce, Aghavni bölgedeki siyasi liderlerin çoğunun tutuklandığını hatırlıyordu. Bir gün 60 erkek asıldı. Ertesi gün otuz Ermeni erkek daha asıldı. Bir gün sonra 25 kişi daha onları izledi… Evet bu hikaye, bir filmden ya da romandan alınma değil. Bu bir insan, bir aile, bir ulusun dramı. Bu bir soykırım fotoğrafı! Bugüne kadar görmeyenler, görmek istemeyenler, inanmayanlar, inansalar da hiçbir şey yapmayanlar, resmi devlet yalanlarına inananlar, susanlar hepiniz, hepiniz suçlusunuz! Ve yapacağınız tek şey var: Utanmak ve af dilemek!..

*****
“Aghavni’nin babası 1915’te öldürüldü. 1915’te Sivas boşaltılmadan yaklaşık 1 ay önce, Aghavni bölgedeki siyasi liderlerin çoğunun tutuklandığını hatırlıyordu. Bir gün 60 erkek asıldı. Ertesi gün otuz Ermeni erkek daha asıldı. Bir gün sonra 25 kişi daha onları izledi.
Aghavni, geceleri birçok Ermeni erkeğin birbirlerine zincirlenerek, şehrin dışına götürülüp öldürüldüklerini hatırlıyordu.
Askerde olan kocası, Bedros da öldürüldü. Sivas, hiçbir ihtar verilmeden sürülmüştü. Aghavni, evden 2 günlük erzak alarak yolculuğa çıktı. 20 yaşındaydı ve 2 çocuğu vardı. Akrabaları ile birlikte, bir eşek kiraladı. Erzak ile çocukları eşeğe bindirdiler. 3 gün sonra eşek yorgun düştü.
Aghavni ve kayınvalidesi, çocukları kucaklarında, yürümeye başladılar.
Aghavni’nin annesi biraz kervanın gerisinde kalmıştı.
Uzaktan Aghauni, annesini bir jandarmanın vurduğunu gördü. Annesine doğru koştu. Fakat jandarmalar, onu öldürmekle tehdit ettiler. Böylece, 7 ay yürüdüler. Büyükannesi, jandarmalar tarafından, Fırat nehrine atılarak boğuldu. Yol boyunca 2 teyzesi de öldürüldü. Amcası ve bir komşusu, Türk çeteciler tarafından boğazları kesilerek öldürüldüler. Su ve yiyecekleri çok azdı. Aghavni bebeğinin zıbınını ıslatıp ağzına su damlatıyordu.
Aghavni, sürgün sırasında, yüzlerce genç Ermeni kadının, Fırat nehrine atlayarak intihar ettiklerini hatırlıyordu…
Başka bir hatırladığı da, Türkler tarafından öldürülen ve Fırat nehrinde yüzen, insan bedenleriydi. Aradan zaman geçti, Derzor’a doğru gitmeye çalışırken, dağ yollarında çocuklarını da kaybetti. Çok acı çekiyordu. Derzor’a geldiğinde artık yapayalnızdı.
Ölü gibiydi ve çırılçıplaktı, çok utanıyordu. O’na bir aile yardımcı oldu. Sağlığına kavuştu. Birkaç yıl sonra yeniden evlendi. Ve ilk çocuğuna, soykırımda kaybettiği kocası Bedros’un adını verdi.”
* * *
Evet bu hikaye, bir filmden ya da romandan alınma değil.
Bu bir insan, bir aile, bir ulusun dramı. Bu bir soykırım fotoğrafı!
Bugüne kadar görmeyenler, görmek istemeyenler, inanmayanlar, inansalar da hiçbir şey yapmayanlar, resmi devlet yalanlarına inananlar, susanlar hepiniz, hepiniz suçlusunuz! Ve yapacağınız tek şey var: Utanmak ve af dilemek!..
  
Eren Keskin, 23 Nisan 2012, Sesonline.net

Yorumlar kapatıldı.