İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Belki başka sefere…

… Arif Nihat Dursun, ‘Bir Ermeniyi Öldürmek’ adlı romanında bunu yapmak için kolları sıvıyor. Bu amaçla, mesleğinin belki de altın çağında, bir ASALA saldırısı sonucu yaralanan ve hayatının geri kalanını vücudunda bir kurşunla, eksik bir adam olarak yaşamak ve emekli olmak zorunda kalan bir Türk diplomatın oğlu Murat Asiltürk’ün hikâyesini paylaşıyor bizimle. Murat, babasını sakatlayan Ermenilere karşı yoğun bir nefretle yoğrulmuş, aynı dertten mustarip diplomat çocuklarıyla bir arada büyümüş ve babasının intikamını almaya yemin etmiş bir genç.

Arif Nihat Dursun, çok anlamlı ve kıymetli bir finale doğru yol alıyor ama…

ASLI TOHUMCU

“Hepimiz Ermeni’yiz” dendi; memleketin yarısı bu cümlenin işaret ettiği şeyin önemini kavrayarak tekrar etti bu cümleyi. Kalan yarısı da, cümleyi kuranları hakaret yağmuruna tuttu. Buraya kadar şaşırtıcı bir şey yok gibi, değil mi? Beyni demeyelim de, kalbi yerine sadece bir et parçası taşıyanlardan, taşımak zorunda bırakılanlardan başka türlüsünü beklememek gerekirdi belki de, ama yine de şaşırdık.
Irkçılığın, faşizmin geniş kitlelerce son moda bir giysi gibi ve büyük bir vicdan rahatlığıyla kuşanıldığı, insanların özgüven eksikliklerinin bir kısmını milliyetçilikten destek alarak tamamladıkları, milliyetçi söylemlerle adam olduklarını sandıkları bir ülkede, edebiyatın, hayatımızda yanlış bağlanmış bu telleri ve onların mevcudiyetini sorgulaması gerekmez mi! Gerekir elbet.
Arif Nihat Dursun, ‘Bir Ermeniyi Öldürmek’ adlı romanında bunu yapmak için kolları sıvıyor. Bu amaçla, mesleğinin belki de altın çağında, bir ASALA saldırısı sonucu yaralanan ve hayatının geri kalanını vücudunda bir kurşunla, eksik bir adam olarak yaşamak ve emekli olmak zorunda kalan bir Türk diplomatın oğlu Murat Asiltürk’ün hikâyesini paylaşıyor bizimle. Murat, babasını sakatlayan Ermenilere karşı yoğun bir nefretle yoğrulmuş, aynı dertten mustarip diplomat çocuklarıyla bir arada büyümüş ve babasının intikamını almaya yemin etmiş bir genç.

Gayrimeşru bir kardeş 
Roman açıldığında Stockholm’deki Türk büyükelçiliğinde ikinci katip olarak görev yapıyor ve İsveçli, kendisine tapan bir sevgilisi var Murat’ın. Ölüm döşeğinde olduğunu öğrendiğimiz babasının vefatı üzerine Ankara’ya gidiyor. Babasının bir ceket cebinde bulduğu, Arjantin’de bir hastaneden çıkarılmış doğum belgesinin peşine düşmesi hayatını karartıyor. Belki de gayrimeşru bir kardeş sahibi olduğunu öğreneceği korkusuyla çıktığı Arjantin yolculuğundan, hayal bile edemeyeceği bir gerçeği öğrenerek dönüyor: Aslında Türk değil de Ermeni olduğunu, anne baba bildiği kişilerin biyolojik anne babası olmadığını, gerçek anne babasının bir trafik kazasında öldüğünü ve amcası tarafından, çocuk sahibi olamayan Asiltürk ailesine evlatlık verildiğini…
Ermenilere duyduğu yoğun nefretten beslenen bir adamken Ermeni olduğunu öğrenmesi zaten yeterince berbatken, Türk bürokrasisinin onu öcü görmüş gibi hemen görevinden uzaklaştırması, dostlarının bu gerçekten hoşlanmayarak ona sırt çevirmesi de Murat’ın işini kolaylaştırmıyor. Bir Ermeni pastanesinden gelen aşureyi yediği için bile büyük sıkıntı yaşayan, okul orkestrasında çalınan zilin Ermeni yapımı olduğunu öğrenince provaları izlemeyi bırakan Murat’ın, bu gerçekle yaşaması imkânsız. Bir hafta önce kimsesiz kalmışken şimdi kalabalık bir ailenin parçası olduğunu öğrenmesine rağmen imkânsız…
Evlatlık olduğunun bir Ermeni komplosu olduğunu düşünürken, Stockholm’e döndüğünde bu duygu yerini görevden nazikçe uzaklaştırılmasıyla birlikte Türkler tarafından ortadan kaldırılmak istendiğine dair bir paranoyaya bırakıyor. Paranoyanın vardığı noktayı öğrenmeyi meraklı okuyucuya bırakmak, romanın tadını kaçırmamak gerek herhalde…
Arif Nihat Dursun’un romanına seçtiği isim ‘Bir Ermeniyi Öldürmek’ ve kapaktaki “Bir Türk bir Ermeniyi nasıl avlar? Bir Ermeni on puan. Puanların karşılığında içinden ırmaklar akan ve hurilerin gezindiği cennet bahçeleri var…” alıntısı insanda başta, ırkçı bir söylemle karşı karşıya olduğu duygusunu uyandırıyor. Murat’ın her fırsatta dile getirdiği ve dile getirirken kullandığı, en hafifinden “Ermeni köpekleri”, “Ermeni dölü” gibi tanımlamalar da açıkcası aynı duyguyu körüklüyor.
Ne zaman ki (aslında Arat olan) Murat kendisiyle ilgili sırrı öğrenip kendi içinde çelişkiye düşüyor, tarih boyunca karşılıklı yapılan hamleleri aklına getiriyor, amcası Levon’un Türkiye’de yaşadıklarını ve Türkiye’den ayrılmalarının gerekçelerini ilk ağızdan dinliyor, o zaman biraz Türklere biraz Ermenilere hak verme noktasına geliyor. (Ancak o zaman bile Türkleri eleştirirken Ermenilere hakaret etmesini nasıl açıklayacağız! Yılların nefret birikimiyle mi?) Dostlarının kendisinden hızla uzaklaşması karşısında bir süre önce kendisinin de seve seve örneklerini sergilediği ırkçılığa maruz kalınca bu nefreti sorgulamaya başlıyor. Biz de okuyucu olarak, yazarın Tük milliyetçiliği propogandası yapmadığı bilgisiyle rahatlıyoruz.
İçimizdeki faşizmi yine onun diliyle anlatmak, o şiddet söylemini aktarmak en doğru yöntem belki yazar açısından, ama ben bu yazıyı yazma görevini taşımasaydım, kitabı okumayı daha ilk sayfalarında tam da bu nedenle bırakırdım. Arif Nihat Dursun, çok anlamlı ve kıymetli bir finale doğru yol alsa da, Murat’ın nefretinin altını biraz daha doldurabilirdi diye düşünüyorum. Hele de Murat’ın Türk babasının, Ermenilerden evlatlık aldığı oğluna böyle bir nefreti aşıladığına dair bir bilgi verilmemişken… Babası böyle bir nefret beslese, bir Ermeni bebeği bunca bağrına basamayacakken…
Elbette ki bir kavganın iki tarafını, Türklerle Ermenileri yani, böyle bir düğümle birbirine bağlamak, Levon’a Türklere karşı beslediği nefreti sorgulatmak, aynısını Murat’a yaptırmak güzel bir düşünce… Bu nefretin anlamsızlığının, saçmalığının altını çizmek de. Ama az yukarıda söylediğim gibi, Murat’ın nefreti bana yeterince inandırıcı gelmediği için, Murat’ın paranoyasını da inandırıcı bulmakta güçlük çektim. Nefretin hiçbir türünü anlayamayan biri olarak yazarın niyetini takdir etsem de, kitabın yanlış okumalara açık kapı bıraktığı kaygısını taşıdım okurken. Ama, bir kitabın nasıl okunduğu yazarın sorumluluğunda değildir diyebiliriz.
Daha ustalıklı bir anlatımla, Murat’ın nefretinin doğrudan Murat’ın nefret cümleleriyle ifadesi yerine dolaylı anlatımlarla, daha nitelikli bir roman olabilirdi kesinlikle. Çünkü ne olursa olsun, yazarın bu düşmanlığın anlamsızlığını göstermek için kullandığı “sır” yaratıcı bir kere. Ne diyelim, belki başka sefere…

BİR ERMENİYİ ÖLDÜRMEK 
Arif Nihat Dursun 
AND 
2012 
327 sayfa 
17 TL.


http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1082016&CategoryID=40 


Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: