İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

ABD’nin Türkiye aleyhinde yargılama faaliyetleri

Av. Gülseren Aytaş
ABD, küresel Ermeni propagandaları çerçevesinde 40’tan fazla eyaletinde soykırım kararı/ yasası çıkararak Türkiye aleyhinde yasama faaliyetlerinde bulunmuş, hatta Türkiye aleyhinde yargılama faaliyetlerine başlamıştır… Türkiye, hiçbir ulusal veya uluslararası mahkemenin bu konuda Türk hükümetini, kurumlarını, vatandaşlarını yargılayamayacağını, böyle bir yargılamanın uluslararası hukuka aykırı olacağını, tanımayacağını resmi olarak açıklamalı, hiçbir mahkemenin davetine imza atmamalı, icabet etmemeli ve kararını tanımamalıdır.

******
ABD, küresel Ermeni propagandaları çerçevesinde 40’tan fazla eyaletinde soykırım kararı/ yasası çıkararak Türkiye aleyhinde yasama faaliyetlerinde bulunmuş, hatta Türkiye aleyhinde yargılama faaliyetlerine başlamıştır. ABD’de Türkiye aleyhinde açılan davaları Zürih protokollerinden önceki ve sonraki davalar olmak üzere iki başlık altında toplayabiliriz:
1) Zürih protokollerinin imzalanmasından önceki ABD davaları:
ABD’de “soykırım kurbanlarının mirasçıları” olarak tanıtılan Ermenilere sigorta ödemeleri yapılmıştır. 2007 yılındaki bir habere göre; Amerikan New York Life Şirketi, 1254 Ermenistan vatandaşına, ABD’de yaşayan 896 Ermeni’ye ve Türkiye’den de 8 kişiye ödeme yapmıştır, alınan paralar Ermenilerce ‘soykırım tazminatı’ olarak adlandırılmıştır, Amerikan şirketinin Türkiye’den ‘soykırım tazminatı’ isteyebileceği söylentileri vardır. (2 Eylül 2007, Milliyet)
Aynı tarzda ödemeler Fransa’da Axa Sigorta şirketi tarafından da yapılmıştır. (20 Kasım 2007, Milliyet)
Hemen belirtmek gerekir ki neredeyse bir asır sonra ABD’de ve Fransa’da yapılan bu ödemeler, Türkiye’yi yargılamaya yönelik Ermeni propagandalarının bir unsurudur; hayatın olağan akışına ve uluslararası hukuka aykırıdır. Nitekim Lozan Antlaşması’na göre I. Dünya Savaşı sırasındaki sigorta sözleşmeleri konusu çözümlenmiş, 3 ve 12 aylık başvuru süreleri öngörülmüştür. (1923 Lozan Antlaşması, 2. Fasıl hükümleri) Kaldı ki Türkiye, taraflar arasındaki sigorta ilişkisinden kaynaklanan sorumluluğu üstlenmemiştir.
2009 yılına gelindiğinde Kaliforniya Temyiz Mahkemesi, sigorta poliçeleri için dava açılmasını ABD’nin dış politikasına aykırı bulmuştur. (22 Ağustos 2009, Hürriyet) Türk kamuoyunu rahatlatan bu gelişmeden kısa bir süre sonra Zürih protokolleri “sınırlar tanınacak, kapılar açılacak” manşetleriyle Türk kamuoyuna duyurulmuştur. Oysa bu protokoller TBMM tarafından onaylandığı takdirde Türkiye Ermeni iddiaları nedeniyle yargılanacak, Türkiye-Ermenistan sınırı tartışmalı hale gelecek, Ermenistan’a toprak ve tazminat yolu açılacaktır!
Nitekim Ermenistan Başbakanı Tigran Sarkisyan protokollerin imzalanmasından sonra toprak talep edeceklerini açık açık ilân etmiş, “Türk tarafından, arşivlerde bulunan tapu kütüklerini açmasını talep edeceğiz. Miras hakkına sahip Ermenilerin davasının arkasında durulacak.” demiştir. (9 Ekim 2009, Hürriyet, Nerdun Hacıoğlu)
İşte bu nedenlerle Türkiye’den protokolleri bir an önce onaylaması istenilmektedir.
2) Zürih protokollerinin imzalanmasından sonraki ABD davaları:
Türkiye’nin protokolleri onaylaması için en açık baskıyı ABD yapmıştır. İnanılması güç bir şekilde ABD Büyükelçisi Jeffry TBMM’ye gelmiş, Dışişleri Komisyonu üyesi milletvekilleriyle görüşmüş ve “tek çıkış yolu protokollerin onaylanmasıdır” demiştir. (17 Şubat 2010, Milliyet, Önder Yılmaz)
Türkiye bütün baskılara rağmen Nisan 2010 tarihi itibariyle protokolleri onaylamamış ve Ermenistan, “Türkiye’de uygun bir ortam oluştuğunda” yeniden değerlendirmek üzere protokolleri askıya almıştır. (23 Nisan 2010, Milliyet, Cenk Başlamış)
Bu gelişmenin ardından Ermeni asıllı Amerikalılar ABD mahkemelerine başvurarak Türk hükümeti ve iki büyük Türk bankası aleyhine dava açmışlardır. Davacı Ermeniler Türkiye’den menkul ve gayrimenkuller ile “milyarlarca dolar” talep etmektedir. (30 Temmuz 2010, Milliyet)
2010 yılının Aralık ayında ise Ermeni asıllı Amerikalıların ABD’de yeni bir dava daha açtıkları, toplamda 49.5 hektarlık topraklar için Türkiye’den tazminat istedikleri bildirilmiştir. (17 Aralık 2010, Milliyet)
Üstelik Amerikan mahkemesi bu dava için Türkiye’den “savunma” istemiştir! (16 Mayıs 2011, Yeniçağ)
Yine bu davada ne tesadüftür ki İncirlik’teki Amerikan üslerinin bulunduğu topraklar üzerinde hak iddia edilmektedir.
Kaliforniya Temyiz Mahkemesi de 2009 yılında verdiği karardan dönmüştür; Ermeni mirasçıların Alman sigorta şirketlerine dava açabileceği vurgulanmaktadır. (12 Aralık 2010, Milliyet)
2012 yılına gelindiğinde, tıpkı 2009 protokollerinden önceki gibi bazı “iyi şeyler” olmuştur; Kaliforniya Temyiz Mahkemesi yine karar değiştirmiş, Ermeni mirasçıların Alman sigorta şirketlerinden tazminat talep edemeyeceklerine hükmetmiştir. Şu kadar ki karar henüz kesinleşmiş değildir, kararın Amerikan Yüksek Mahkemesi’ne gideceği tahmin edilmektedir! (25 Şubat 2012, Hürriyet, Tolga Tanış-Razi Canikligil)
Kısacası ABD’nin Türkiye aleyhindeki yargılama faaliyetleri, iki ileri bir geri adımlarla devam etmektedir.
Bu davalarla sadece tazminatlar değil, İncirlik üssü toprakları bile talep konusu olmuş, böylece Ermeni iddialarının arkasındaki talepler inkâr edilemez bir biçimde ortaya çıkmıştır.
Ermeni talepleri ile ilgili duyulan binlerce söz arasında unutulmaması gereken temel hukuki gerçek ise şudur:
Herhangi bir uluslararası komisyonun veya mahkemenin veya başka bir devlet mahkemesinin, Ermeni iddiaları nedeniyle Türkiye’yi, Türk hükümetini, Türk kurumlarını veya Türk vatandaşlarını yargılamaya hakkı ve yetkisi yoktur! Bir asır sonra görülen bu davalar gerek uluslararası hukuka, gerek bu konuda tek yetkili hukuk olan Türk hukukuna ve gerekse Atatürk zamanında Ermenistan’la imzalanan 1921 Kars Antlaşması’na aykırıdır.
Üstelik Lozan Barış Antlaşması ile 1914-1924 yılları arasındaki olaylar hakkında sulh ve ibra olunmuş, 1914-1922 olayları için genel af çıkarılmış, sınırlı-geçici yetkili karma hakem mahkemeleri kurularak Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması ile değişen sınırlar arasında kalan bütün borç ve alacaklar tasfiye edilmiştir.
ABD ile ilgili bilmemiz gereken çok önemli bir durum da şudur: Ermeni iddiaları konusunda İngilizce ve Türkçe kitapları bulunan Şükrü Server Aya’nın verdiği bilgilere göre, Lozan’da bulunmayan ABD ile yapılan anlaşmayla ABD ile ilgili bütün borç ve alacaklar tasfiye edilmiştir. (Şükrü Server Aya, Soykırım Tacirleri ve Gerçekler, Der Yay., 2009, s. 440 vd.)
Bu durumlar karşısında Türkiye ne yapmalıdır?
Türkiye, hiçbir ulusal veya uluslararası mahkemenin bu konuda Türk hükümetini, kurumlarını, vatandaşlarını yargılayamayacağını, böyle bir yargılamanın uluslararası hukuka aykırı olacağını, tanımayacağını resmi olarak açıklamalı, hiçbir mahkemenin davetine imza atmamalı, icabet etmemeli ve kararını tanımamalıdır. 

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: