İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yeni Bir Anayasa İçin Ermeni Cemaatinin Görüş ve Önerileri

12 Mart 2012 tarihinde Türkiye Ermeni toplumu adına Patrik Genel Vekili Başepiskopos Aram Ateşyan başkanlığındaki heyetin Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sunduğu yeni anayasaya ilişkin beklentilerin tam metnini aktarıyoruz.

SUNUŞ

Bu toprakların köklü bir tarihsel geçmişe sahip kadim milletleri, binlerce yıllık birliktelikten neşet eden bir arada yaşama iradesini siyasal bir sözleşmeye dönüştürme konusunda tarihi bir süreç yaşıyor.
Ermeni Cemaati, II. Meşruiyetin ilanıyla büyük bir heyecan yaşamıştı. Özgürlük, eşitlik ve adalet temeline dayanan hukuk düzeninin toplumun tüm kesimlerini bir arada tutacağına ve kendilerini eşit vatandaş haline getireceğine inanmış, yeni bir Anayasal düzene geçişin heyecanına ortak olmuştu. Ancak daha sonraki süreçlerde gerçekleştirilen anayasal, yasal düzenleme ve uygulamalar bu beklentileri boşa çıkardı.
Bugün, Türkiye hiçbir zorlama olmaksızın kendi arzusu ve iç dinamikleri ile kendi kaderine ve geleceğine ilişkin karar verme, yeni bir anayasa yapma iradesini sergiliyor.  Bu anayasa ile geçmişte yaşanan acılardan, toplumu ayrıştırıcı, ötekileştirici ideoloji ve doktrinlerden uzak, bin yıllık barış içinde birlikte yaşamışlığın gerçek ruhundan ilham alarak özgür, eşitlikçi bir geleceğin inşaına girişiyor.
Türkiye geleceğe yeni bir başlangıç yapmak arzusu ile yeni bir toplumsal sözleşme ihdas etme kararlılığını sergiliyor. Bu da Türkiye’ye, gücünü hem toplumdan, hem de evrensel değerlerden alan ve geleceğe yeni bir başlangıç yapma arzusuna dayalı bir anlayışın egemen olacağını gösteriyor.
Yüce Meclisimizin başlattığı çalışma esaslarından, toplumsal iradeyi hedefleyen, tüm siyasi partilerin üzerinde uzlaştığı bir Anayasa yapılacağı anlaşılıyor.
Bu yurdun bizim yurdumuz olduğu gerçeğinden hareketle yeni Türkiye’nin yapılandırılmasına katılma azmi ve kararlılığını taşıyoruz.
Barışın ve kardeşliğin egemen olduğu, ayrımcılığa tabi olmaksızın her bir yurttaşın devletin işleyişine katıldığı, Müslim ve gayrimüslim ayrımının tarihe karıştığı, bir arada yaşamanın ortak paydalarıyla birlikte herkesin dilini, inancını, kültürünü özgürce yaşadığı, devletin, gerek bireyin, gerekse inanç topluluklarının özgürlüklerini kullanma hakkına saygı gösterdiği ve yurttaşlarına inanç ve sair nedenlerle ayrımcı muameleyi reva görmediği bir anayasal düzenin inşa zamanı gelmiştir.
Yeni ve demokratik bir Anayasal düzene kavuşan Türkiye’nin hem iç barışın, hem de dünya barışının güvencesi olacağı, kazandığı özgüvenle kendi toplumunun acılarına daha ilgili, taleplerine karşı daha duyarlı olacağına inancımız tamdır.
Türkiye’nin kaderi bizim kaderimizdir. Onun geleceği bizim geleceğimizdir. Hüznü, sevinci, başarısı bizimdir. Bu düşünce ve inançla yeni Anayasa sürecine Ermeni Cemaati’nin mensupları olarak katılmayı tarihsel sorumluluğumuzun bir gereği olarak görüyor ve halka açık toplantılar ile bilimsel çalışmalar sonucunda ortaya çıkan bu raporu Yüce Meclis’in dikkatine saygıyla sunuyoruz.



Yeni Bir Anayasa İçin Ermeni Cemaatinin Görüş ve Önerileri

İçindekiler

Metnin hazırlanış yöntemi
Yeni Anayasa toplumsal barış için nasıl şansa dönüşür?
Giriş
Temel Değerler ve Haklar
1. Eşitlik
2. Çoğulculuk
3. Özgürlükçülük
4. Din ve Vicdan Özgürlüğü
5. Düşünce,ifade ve örgütlenme özgürlüğü
6. Eğitim özgürlüğü
7. Kültürel hak ve varlıklar
8. Çevre ve doğanın korunması
9. Mülkiyet hakkı
10. Vatandaşlık
Sonuç

METNİN HAZIRLANIŞ YÖNTEMİ
Bugün siyasi, ekonomik, kültürel ve dış politika alanında ciddi bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçmekte olan toplum ve onun ayrılmaz bir parçası olarak Ermeni yurttaşlar daha demokratik ve özgür bir gelecek için anayasa yapım sürecine destek olmak istiyor.
Bu katılımı gerçekleştirmek için uzmanlarca yürütülen akademik hazırlıklar yanında Ermeni Toplumu’nun taleplerine açık çalışmalar yapıldı.
Amacımız, toplumun taleplerinin olabildiğince yeni anayasada yer almasını ve bireylerin sürece katılmasını sağlamaktı. Bu bağlamda İstanbul’un farklı semtlerinde toplantılar yapıldı.  Katılımcılar görüş ve yeni anayasadan beklentilerine yönelik taleplerini dile getirdiler. Toplantılarda ses ve görüntü kaydı yapıldı.
Bir araya getirilen görüş ve talepler hukukçu, akademisyen ve uzmanlardan oluşan bir çalışma grubunda değerlendirildi.
Toplumun görüşlerini değerlendiren, bunları analiz eden ve talepleri anayasal esaslara dönüştüren entelektüel bir faaliyet sürdürüldü.
Ekte sunulan metin halka açık toplantılarda ortaya çıkan talepler ile akademisyenler tarafından evrensel hukuk kuralları çerçevesinde yapılan çalışmaların bileşkesidir.

YENİ ANAYASA TOPLUMSAL BARIŞ İÇİN NASIL “ŞANS”A DÖNÜŞÜR?

Yeni Anayasa’ya olan ihtiyaç, eski Anayasa’nın ve geçmiş yasama, yürütme ve yargı pratiklerinin toplumsal değişim karşısında yetersiz kalmış olmasının doğal sonucudur. Eşitlik ilkesini kâğıt üzerinde savunmasına karşın uygulamada tam aksi yönde hareket eden, devleti yurttaşlardan ve bazı yurttaşları da diğerlerinden üstün tutan, toplumu resmi bir ideoloji ve doktrin doğrultusunda şekillendirmeyi amaç edinen eski Anayasa ve eski düzenin, Türkiye toplumunun mutluluğunu sağlayamayacağı net bir şekilde ortaya çıktı.
Yeni Anayasa, isteyenin kendisini istediği gibi tanımlamasını güvence altına alacağı oranda, demokratik ve evrensel insani hukuk normlarına uygun, aynı zamanda toplumsal barışın güvencesi olmalıdır.
Yeni Anayasa, eski Anayasa’nın düzeltilmesi mantığıyla yazılamaz. 1982 Anayasası zaten onlarca kez revize edildi, ancak bu değişiklikler yaralara merhem olmadı. Çünkü sorun tek tek maddelerde değil, 1982 Anayasası’nın otoriter ruhundaydı. Yeni Anayasa’nın ruhu ise bireyi merkeze alan, demokrat, katılımcı eşitlikçi ve çoğulcu olmalı. Bunun için, geçmişteki anayasal yaklaşımları eleştirel bir bakışla gözden geçiren bir yaklaşımın ürünü olması elzemdir.
Toplumun en temel talebinin eşitlik olduğu çok net görülebilir.Bu eşitlik, yurttaşların mensup oldukları ırk, din, dil, renk, sosyal, kültür, ideoloji ve doktrin farklılıklarını göz ardı etmeyen ve bunların aynı haklara sahip olduklarını teminatı altına alan bir eşitlik olmalıdır
Bu doğrultuda, Yeni Anayasa’nın;
• Dinlere, sosyal ve kültürel gruplara, etnik kimliklere, ideolojilere eşit mesafede durması;
• Türkiye toplumunun çok kültürlü, çok dilli, çok dinli bir toplum olduğu gerçeğini benimsemesi; ihtiyaç duyan grupların devamlılığını desteklemek için tedbir almayı sağlayabilmesi,
• Vatandaşlık tanımını bir etnik kimlik çerçevesinde yapmaması,
• Devlet tipi din yaratma amacı taşımaması; tüm dinlerin özgürce örgütlenmesini sağlaması,
• Hak ve özgürlükler, kadın, çocuk, çevre, cinsiyet, emek konularında evrensel, ulus-ötesi, insani hukuk standartlarını temel alması, bu düzlemdeki uluslararası hukuk literatürüne çekince getirmemesi şarttır.
Bu değerler etrafında yapılacak bir Yeni Anayasa’nın, Türkiye toplumunun barışını, huzuru ve farklılıklarıyla bir arada yaşamasını sağlayacağına inancımız tamdır. Aksi takdirde, mevcut sorunlarımızın ağırlaşarak devam etmesi, kaçınılmazdır. Yeni Anayasa ve Anayasa yazım süreci, ancak bu gerçekler dikkate alınırsa herkes için bir “şans”a dönüşebilir.

Giriş
Türkiye Toplumu, yeni bir Anayasaya ihtiyaç duyduğu noktasında çok büyük ölçüde hemfikirdir.
Bu nedenle, toplumun her kesiminin yeni bir Anayasa’ya ihtiyaç duyduğu noktasında neden uzlaşmış olduğu hususu iyi anlaşılmalı; yazılacak metin, bu soruya verilecek doğru yanıt doğrultusunda kaleme alınmalıdır.
Bir anayasanın özü, ruhu ve mantığı başlangıç kısmında ifadesini bulduğundan burada sıralanacak ilkeler hayati önem arz edecektir.
Türkiye Cumhuriyeti, eşitlikçi, çoğulcu, katılımcı, özgürlükçü, ayrımcılığı ve nefreti yasaklayan, insan onuruna saygılı, çağdaş, insancıl, hukukun evrensel normlarını gözeten bir anlayışı içeren demokratik anayasayla yönetilmelidir.
Anayasal esasların önde gelenlerinden ilki, kişi hak ve özgürlükleridir. Anayasa’nın başlangıç kısmında, kişi hak ve hürriyetlerinin ve onun ayrılmaz bir parçası olan düşünce ve ifade özgürlüğünün, din ve vicdan özgürlüğünün, örgütlenme özgürlüğünün anayasanın esası olduğu, anayasayla güvence altına alındığı, hiçbir gerekçeyle (“Kamu güvenliği”, “Devlet otoritesi”, “Milli çıkar” gibi) sınırlanamayacağı belirtilmelidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Yeni Anayasası’nın, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı insanların, sadece insan olmaktan ötürü sahip oldukları, “eşit, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez” hakları korumak için bir toplumsal mutabakat metni olarak kaleme alındığı, anayasanın ve devletin meşruiyetinin temelinde bu hakların herkes için eşit olarak hayata geçirilmesi amacının bulunduğu belirtilmelidir.
Anayasanın lafzı ve ruhu, Türkiye’nin etnik-dini anlamda parçalı sosyolojik gerçeğiyle/yapısıyla uyumlu olmalıdır. Bu, her dini-etnik grubun anayasada sayılması, tanımlanması gerektiği anlamına gelmez, ki bu zaten hem zor hem de tartışmalı bir girişim olur. Olması gereken, Anayasa’da Türkiye’nin çok kültürlü, çok dilli, çok dinli (mezhepli) bir topluluk olduğu teslim edilerek, devlete çok kültürlülüğün yaşatılması için gerekli ortamı ve desteği sağlama görev ve yükümlülüğü verilmesidir.
Anayasanın başlangıç kısmında değinilebilecek olan ve azınlık mensubu vatandaşlar için önem arz eden bir konu da Lozan Antlaşması ve diğer uluslar arası antlaşmalarda kayda geçirilmiş olan hakların Türkiye Cumhuriyeti açısından çekincesiz yaşama geçirileceğinin vurgulanmasıdır.

Temel Değerler
1.Eşitlik
Birinci ana değerimiz eşitliktir. Azınlıklara mensup vatandaşlar ayrıcalıklar, imtiyazlar değil eşit yurttaşlık hakları talep etmektedirler. Eşitliğin sadece kanunların lafzında kalmaması, hayatın her alanında gerçek anlamda ifadesini bulması için bugün sahip olduğumuzdan yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğu açıktır. Devletin ayrımcılık yapmasının önüne geçecek  toplumsal seviyede yaşanan ayrımcılıkları önlemeyi devletin görevleri arasında sayacak anayasal düzenlemelerin yapılması demokratikleşme yolunda önemli bir adım teşkil edecektir.
 Bu bağlamda eşitlik ilkesi gereği Anayasada:

“Türkiye Cumhuriyeti’nde hiçbir kişi, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırıma tabi tutulamaz. Devlet, her türlü ayrımcılığın önlenmesi ile yükümlüdür,
Devlet, Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası antlaşmalarla korunan azınlıklara mensup vatandaşların haklarından istifade edebilmeleri için örgütlenmesini güvence altına alır,
Devlet, dezavantajlı, mağdur gruplar açısından eşitlik ilkesinin tam olarak sağlanması için gerekli her türlü düzenlemeyi yapmakla yükümlüdür,
Devlet, eşitlik ve ayrımcılık yasağı ilkelerinin toplumun tüm kesimlerince benimsenmesi ve bu ilkelerin toplumsal seviyede ihlallerinin önüne geçmek için her türlü önleyici, eğitici, düzenleyici ve caydırıcı hukuki ve idari tedbirleri almakla yükümlüdür.”

İbareleri mutlaka yer almalıdır.

2.Çoğulculuk
İkinci ana değerimiz çoğulculuktur. Evrensel hukuk normları ‘demokratik toplum’ olmanın vazgeçilmez unsurlarından birinin çoğulculuk olduğunu vurgulamıştır. Demokratik bir devlet çoğulculuğa sadece saygı gösteren değil, aynı zamanda o çoğulculuğu bir zenginlik olarak algılayan ve koruyan devlettir. Demokratik devlet, çoğulculukla ilişkin yükümlülükleri nedeniyle toplumun farklı inançtaki, faklı görüşteki gruplarına eşit mesafede duran, onlar arasında ayrım gözetmeyen devlettir. Demokratik çoğulculuk anlayışının anayasa metnine girmesi, çoğulculuğu korumanın devletin görev ve yükümlülük olduğunun altının çizilmesi büyük bir önem arz etmektedir.

3.Özgürlükçülük
Üçüncü ana değerimiz de özgürlükçülüktür. Hazırlanacak yeni anayasa özgürlüklerin esas, sınırlandırmaların istisna olduğu bir temelde oluşturulmalıdır. Özgürlükleri esas kılmanın en doğrudan ve bilinen yolu tüm devlet sisteminin temeline insan haklarını koymaktır. Yeni anayasa, Cumhuriyetimizin insan haklarına dayalı olduğunun, devletin meşruiyetinin ana kaynağının insan hakları olduğunun altını en belirgin şekilde çizmelidir. Özgürlüklerin ancak demokratik bir toplum için zaruret arz eden durumlarda, istisna olarak ve her halükarda evrensel insan hakları hukukunun cevaz verdiği ölçüde sınırlandırılabileceği kesin hükümlere bağlanmalıdır.

4.Din ve Vicdan Özgürlüğü
Azınlık Cemaat mensuplarının,  yaşadıkları sorunların temelinde Anayasada yazılı din ve vicdan özgürlüğünün yeterince hayata geçirilememiş/geçirilmemiş olması yatmaktadır. Din ve vicdan özgürlüğü insan hakları kavramının ilk ortaya çıktığı günlerden bu yana insan hakları mücadelesinin en önemli hedeflerinden biri olmuştur. Evrensel Hukuk Normları içinde bu temel hakkın Türkiye Cumhuriyeti tarafından tüm yurttaşlar için gerçek anlamda hayata geçirilmesi hazırlanmakta olan yeni anayasanın temel amaçlarından biri olmalıdır.
Devletin tüm din ve inançlara eşit mesafede durması ve tarafsız davranması, dinsel çoğulculuğa saygı göstermesi, değişik din ve inançların ibadetlerinin yapılabilmesi için gerekli olan kurumsal yapıların oluşturulmasına imkân verecek bir hukuki yapıyı kurmuş olması ve bunun bir gereği olarak da dini kurumların önündeki tüzel kişilik oluşturulması yolundaki engelleri kaldırması gerekmektedir.
Evrensel insan hakları hukuku ışığında devlet inançlar karşısında eşitlik ve tarafsızlığını korumalıdır. Bunun için de devlet farklı inanç gruplarına din hizmetleri için ayıracağı kamu kaynaklarından eşit faydalanma hakkı tanımalıdır.
             
5.Düşünce,ifade ve örgütlenme özgürlüğü
Kollektif boyutuyla farklı din, dil, ırk, kültür guruplarının farklılıklarını  korumaları için, bu gruplar açısından düşünce, ifade ve örgütlenme özerkliği ve hukuki kişilik hakkının tanınması gerekir. Günümüz insan hakları hukukunda, bu guruplara düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü kollektif görünümünün bir parçası olarak, gittikçe kabul görmektedir.
Yeni anayasada, Azınlık mensuplarının Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslar arası antlaşmalarca korunan hakların tamamından istifade edebilmelerini teminen örgütleyecekleri kurumlara tüzel kişilik tanınacağına ve bu tüzel kişilere eşitlik ilkesi uyarınca muamele edileceğine dair hükümler yer almalıdır.

6.  Eğitim Hakkı
Azınlık cemaatlerinin varlıklarını devam ettirilebilmeleri, kendine özgü din, dil kültür ve benzeri değerlerinin kuşaktan kuşağa aktarılması ile gerçekleşir. Bu aktarımın yapılabilmesi için cemaat mensubu gençlerimizin kendi inançlarını, örf ve adetlerini, dillerini, kültürlerini öğrenebilecekleri eğitim olanaklarının yaratılması ve korunmasının anayasal güvence altına alınması önem arz etmektedir. Yukarıdaki ana değerler ışığında ve azınlık cemaatleri için öncelikli olduklarını belirteceğimiz eğitim alanına yönelik somut önerilerimiz aşağıda kısaca özetlenmiştir.
Anayasanın başlangıç kısmında olması gerektiği gibi, eğitim tarif edilirken atıfta bulunulması gereken ilkeler, kişisel ve kollektif hak ve özgürlükler alanını kapsamalıdır.  Eğitimin temel amacının, insan haklarına, farklılıklara saygılı, düşünce ve ifade özgürlüğünden yana bireyler yetiştirmek olduğu vurgulanmalıdır.
Devlet, kamu okullarına verdiği her türlü desteği, kâr amacı gütmeyen, kamu kurumu gibi çalışan azınlık okullarına da vermelidir. Yeni Anayasa metninde Devletin, azınlık mensuplarının okullarının, eğitim için ayrılan kamusal kaynaklardan eşit şekilde istifade edebilmeleri, eğitim ve öğretimlerini faaliyetlerini sürdürebilmeleri için gerekli kaynağı tahsis edeceği hususuna yer verilmelidir
Öte yandan, devletin yalnız vatandaşı olanlara değil, vatandaşı olmayan çocuklara da eşit eğitim ortamı ve hakkı tanımalıdır. Bu yaklaşımın, çağdaş insan ve çocuk haklarının bir gereği olduğu unutulmamalı ve Çocuk Hakları Sözleşmesi gibi somut uluslararası metinlere referanslar, anayasada kayıt altına alınmalıdır.
Ayrıca, eğitim hakkı ve özgürlüğünün, kısıtlanamayacağı ilkesinden yola çıkarak herkesin temel eğitimde istediği eğitim kurumuna devam etme özgürlüğü (sınav gibi gerekli uygulamalar baki kalmak şartıyla) vurgulanmalı, böylece azınlık okullarına sadece o azınlığa mensup çocukların gidebileceğine dair düzenlemenin kaldırılmasının önü açılmalıdır. İhtiyaç halinde Türkiye’de yaşayan azınlık topluluklarına, eğitim ve kültürlerini yaşatmaları için yeni okullar açma hakkı tanınmalıdır.
Ülkemizde bulunan azınlık mensubu vatandaşların oluşturduğu cemaatlerin kendi din adamlarını yetiştirme konusunda belli sorunlarla karşılaştıkları bilinmektedir.
Dolayısıyla anayasal açıdan da sorunun çözümü, evrensel hukuk normları uyarınca, azınlık mensubu vatandaşların, kendi din adamlarını yetiştirebilmek için her türlü eğitim ve öğretim kurumunu kurma, idare etme ve denetleme hakkı verilmelidir.
Yeni anayasada, çağdaş bilim, öğretim ve eğitimin, demokratik, özgürlükçü, barışçı ve çoğulcu demokrasinin değerlerini temel alarak ve toplumun farklı kesimleri arasındaki dayanışma ve kardeşliği artırmak amaçlarıyla Devletin gözetim ve denetimi altında yapılacağı ve bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamayacağı belirtilmelidir.

7. Kültürel hak ve varlıklar
Her türlü kültür ve kültürel varlıkların korunmasına yönelik devlet desteğinin eşitlik ilkesine aykırı olmayacağını belirten bir ifadenin yeni anayasada zikredilmesi gereklidir. Hiç kimseye veya gruba kendi kültür veya inançları dışındaki kültür veya inançlar zorunlu olarak öğretilmeyeceği konusu Anayasa’da yer almalıdır.
Ayrıca, tarihi her türlü kültürel mirasın korunmasının çoğulcu toplum ve devlet anlayışının bir gereği olduğu vurgulanmalıdır.  

8. Çevre ve doğanın korunması
Anayasanın duyarlı olması gereken bir başka konu da çevrenin ve doğanın korunmasıdır. Bu konuda anayasaya çağdaş normlara uygun hükümlerin girmesi elzemdir. Devlet bunların korunmasıyla sorumlu kılınmalıdır.

9. Mülkiyet Hakkı
Herkesin, mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu, bu hakların, kamu yararının zorunlu kıldığı ve uluslararası insan hakları hukukunun cevaz verdiği durumlar haricinde sınırlandırılamayacağı belirtilmelidir. Ancak mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı vurgulanmalıdır.
Farklı kültürlerin kendilerini ifade edebilme ve gelecek nesillere aktarma özgürlüğünün güvence altına alınması ve bu amaçla kültürü üreten, canlı tutan kurum ve faaliyetlere devlet desteği verilmesi, farklı kültür gruplarının (vakıflar dahil) bünyesinde toplanan kollektif mülkiyet haklarının güvence altına alınması, farklı kültürlerin tarihi mirasının korunacağı açıkça belirtilmelidir.

10. Vatandaşlık
Yeni Anayasanın çok tartışılacak konularından biri de hiç şüphesiz vatandaşlık tanımıdır. Tartışma yaratmamak için Anayasada vatandaşlık tanımlamasına hiç yer verilmeyebilir. Vatandaşlık tanımlanacaksa “Türkiye Cumhuriyeti topraklarında (sınırları içerisinde)  doğan, ya da vatandaşlığa geçen veya anne veya babası Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.” tanımı önerilebilir.

Sonuç

Türkiye daha demokratik, daha özgürlükçü, daha çoğulcu bir ülke olabilmek için gereken sıçramayı yapacak güç ve birikimi taşımaktadır. Azınlık mensubu cemaatlerin temsilcileri olarak bu tarihi sıçramanın yeni anayasa ile gerçekleşmesini umut ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin daha eşitlikçi, daha çoğulcu ve daha özgürlükçü bir temelde yenilenmesinin sadece bizler için değil tüm diğer vatandaşlarımız için de hayati önemde olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu nedenle, taleplerimizin temelinde ayrıcalıklar, imtiyazlar değil, eşitlik, eşit vatandaşlık, ama sadece kâğıt üzerinde değil hayatın her alanında gerçek, fiili eşitlik arzusu yer almaktadır. Bu nedenle önerilerimizin de sadece bizler için değil yukarda bahsettiğimiz birçok ortak sorun yaşayan tüm yurttaşlar için çözüm teşkil edeceğini düşünüyoruz. Amacımız eşitlikçi, çoğulcu, özgürlükçü, demokrat bir Türkiye’dir. İşte bizlerin de gelecekten umutlu olmasının ana dayanağı bu amaç birliğidir.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: