Türkiye Ermeni Nüfusu- Müslüman Ermeniler ve Öneriler
TÜRKİYE ERMENİ NÜFUSU VE MÜSLÜMAN ERMENİLER
Türkiye Ermenilerinin nüfusunun hızla azaldığı biliniyor. İkinci gruba mensup bazı kişiler, bu kaygıyla olsa gerek eski Tarih Kurumu başkanı olan Halaçoğlu’nun da desteği ile Müslüman Ermenileri gündeme getiriyorlar. Müslüman Ermeniler sözü aslında ciddi bir yanlış. Son on yıla kadar böyle bir söz yoktu. Bunlara Türkler de Ermeniler de “Dönme” derdi. Bunlara nazikçe ihtida edenler ya da mühtedi de denirdi. Ancak kimsenin aklından bunlara Ermeni demek geçmezdi. Yaklaşık dört nesilden beri Müslüman ve Türk olarak yaşayan bu kişiler, Ermeni’yim deseler bile azınlık özelliklerinden hiçbirini taşımadıklarından, dinlerini değiştirmedikçe azınlık da sayılamazlar. Irka dayanan bir ayırım da olsa olsa ırkçılık olur.
Türkiye’de yaşayan Hıristiyan Ermenilerin sayısı konusunda elimizde kesin bilgiler yok. Belki gerçek sayıyı bilen resmi merciler vardır. Bu konuda 40.000 ile 80.000 arasında çeşitli tahminler var. Kanımca bu sayı 50.000’i geçmez. Bilindiği gibi çok uzun zamandan beri nüfus sayımlarında ana dil sorulmadığından Türkiye’de yaşayan etnik ya da dini gruplar tamamen tahminlere dayanıyor. Anadil sorulsa da gerçek rakamı bilmeye yetmez, hiç Ermenice bilmeyen Ermeniler olduğu gibi Hemşinliler gibi anadili Ermenice olup Ermeni olduğunu kabul etmeyenler de var. Aleviler için 2 milyon diyen de var, 20 milyon diyen de. Kısacası bu tahminlerin hiçbirinin tutarlı yanı yok. Çağdaş bir hukuk devleti olan Türkiye artık bütün etnik ve dini toplulukların sayısını açıklamaktan kaçınmamalı, azınlıkların kendi nüfuslarını saymasına izin vermelidir.
online pharmacy buy tenormin no prescription online pharmacy
Türkiye Ermenilerinin azalmasının nedenleri arasında eskiden önemli rolü olan göç artık önemli yer tutmuyor, hatta tersine göçten bile söz edilebilir. Bir toplumda nüfusun artması için çocuk sayısının ikinin üzerinde olması gerekir. Başbakanın en az üç çocuk sözü doğrudur. Bu gün Ermenilerde ise etrafımızda neredeyse üç çocuklu aile yok. Buna karşılık iki çocuklu, tek çocuklu ve çocuksuz aile çok. Karma evlilikleri de dikkate alırsak bir iki nesil sonra Türkiye Ermeni nüfusunun yarının da altına düşeceğini söylemek kehanet olmaz.
Ne yazık ki, Türkiye Ermenilerinin nüfusunun artması konusunda pratik çözümler yok.
Nüfusun artması için çocuk yapmanın teşvik edilmesi gerekiyor. Kanımca hem öğretmenlerimiz, hem din adamlarımız hem de ana babalar gençleri çok çocuk yapmaya teşvik etmelidir. Ayrıca toplumumuz maddi olarak da çok çocukluya yardım yapacak sistemler kurmalıdır. Tabi öncelikle bu gün mevcut çocuklu fakirlerimizin korunup kollanması gerekir. Ne yazık ki okullarımızı, kiliselerimizi, kurumlarımızı yaşatmakta inanılmaz fedakârlıklar yapan cemaatimiz fakirler konusunda yeteri kadar etkili değil. Sanırım Patriklik önderliğinde bu konu ele alınıp gerekirse sevgi yemekleri düzenlenerek tahminime göre 1000- 1500 civarındaki fakir ailenin korunup kollanması gerekir.
Nüfusun artması konusunda ikinci kaynak olarak yurt dışına giden Türkiye Ermenilerinin geri dönmesi düşünülebilir. Ancak bu konuda pek ümit verici bir durum yok. Türkiye özlemiyle yaşayanlar, dizileri bizden çok izleyenler bile oradaki bağları, çocukları, torunları yüzünden dönemiyorlar. Bu durumda ancak çocuksuz emeklilerin dönmeleri beklenebilir ki, bu hatırı sayılır bir rakam tutmaz.
Kötü ekonomik koşullar yüzünden Ermenistan’dan gelecek olan Ermenilerin de bu konuda önemli bir katkısı beklenemez. Öncelikle bu insanların çoğu ilk fırsatta Ermenistan’a dönecektir. Kaldı ki Türkiye’de çalışan Ermenistanlı Ermenilerin sayısının söylendiği gibi yüz binler değil 5-6000 civarında olduğu açıklanmıştır.
Son olarak, başta sözünü ettiğimiz ikinci grup ya da o gruba yakın olanlar tarafından öne sürülen Müslüman Ermeniler ise olsa olsa Hıristiyan Türkler gibi ayrı bir grup oluştururlar.
Ermeni kilisesi nasıl Ermeni halkı ile bütünleşmiş ve özdeşleşmişse, Müslümanlık da Türklükle bütünleşmiş ve özdeşleşmiştir. “Ermeni kimliğinin asimilasyona direnen ve canlı kalmasını sağlayan özelliği, Ermenilerin devlet çatısının yerini tutan kilise örgütlenmesi, kiliseye olan bağlılıkları ve diasporik olguyu bir yaşam olarak içselleştirmelerinde gizlidir. Libaridian ‘Ermeni diasporasını bütün dağılmışlığına rağmen kimliğini muhafaza etmede dünyanın en dayanıklı etnik varlığı demektedir”20
“Siyasal otoritenin devlet anlamındaki boşluğunu kilise doldurmuştur. İşte bu noktada Yahudilerde olduğu gibi Gregoryenlik veya en kabul edilen şekliyle Apostolik Ortodoks Mezhebi ile etnik grup ‘Ermenilik’ birleşmiştir.”21 Bediüzzaman Said Nursi: “Türk, Müslüman demektir. Hatta Müslüman olmayan kısmı, Türklükten de çıkmıştır22.” diyor. Türkiye Ermenilerinin büyük çoğunluğu için de durum aynıdır. Ermeni demek Hıristiyan demektir ve Müslüman olan Ermeni de Ermenilikten de çıkmış olur. Türkiye’de Ermeni’yim diyen ateist ya da deist olabilir ama Müslüman olmaz.
Bu durumda Müslüman Ermeni, ne Türk toplumu ne de Ermeni toplumunun çoğunluğu tarafından kabul edilir. Elbette din karşıtı grubun ya da o gruba yakın olanların bu grupla birleşmesi -dine karşı olanların dini grupla birleşmesi epeyce garip olsa da- mümkündür. Bu söylediklerimiz Türkiye için geçerlidir.
Doğrusu ben Müslüman olan Ermenilerin sayısı konusunda da milyonluk rakamlardan söz etmenin sadece spekülasyon olduğunu düşünüyorum. Modaya uyup benim dedem de, ninem de Ermeniymiş diyenlerin çoğalması Müslüman Ermenilerin çoğalması anlamına gelmez. Kanımca gerçekten kendini Ermeni kabul edip gizlenen ve ilk fırsatta dönmeyi düşünen dönme sayısı birkaç bini geçmez. Bunlar da kilisemize gelip vaftiz olur ve çocuklarını okullarımızda okutmak isterlerse memnuniyetle kabul edilirler.
Ben Ermeni’yim diyene kimsenin Ermeni değilsin deme hakkı yoktur. Ancak Ermeni olmak bir ırk sorunu değildir. Türkiye’de Ermeni olmak farklı olduğunun bilincinde olmak ve bu farklılıkları korumak istemek demektir. Ben Müslüman Ermeni’yim diyenlerin samimiyeti tartışmalıdır. Yüz yıla yakın dört nesil Müslüman olarak yaşamış öyle bilinen kimseler, neden durup dururken Türk halkının büyük çoğunluğunun en sevmediği millet, üstelik tarih kitaplarında hain ve düşman olarak görülen Ermeni olmayı seçsinler. İstanbul’a gelip Ermeni çevrelerinde Ermeni, kendi şehrine gidince Türk olanların menfaat peşinde olduğu açıktır. Diğer taraftan biz Müslüman’ız ama Ermeni’yiz, Ermeniler zengin, Ermeni vakıfları zengin biz neden bu zenginlikten faydalanamıyoruz diyenler varsa onlara iki kötü haberim var. Öncelikle Ermeni toplumu tahmin edildiği gibi zengin bir toplum değil. Okullarımızı, kiliselerimizi, kurumlarımızı ancak halkımızın büyük fedakârlıklarıyla yaşatıyoruz, Fakirlerimize yeteri kadar yardım edemiyoruz. Son yıllarda bazı varlıkların geri alınması ve bazı inşaatlara izin verilmesi belki ilerde vakıflarımıza soluk aldıracaktır. Diğer taraftan Lozan Antlaşmasına göre devlet bizi dini azınlık olarak tanır ve vakıf varlıklarının tamamı bu dini topluluğa yani Ermeni Apostolik kilisesine bağlı kişilere aittir. Ermeni Katolik ve Protestan kiliselerinin yönetimi de vakıfları da ayrıdır. Bu durumda Müslüman Ermenilerin Kilisemizde vaftiz olup Hıristiyan olmadıkça herhangi bir vakfımıza yönetici olmaları da, seçmen olmaları da, çocuklarının okullarımızda okumaları da mümkün değildir.
Ateist, deist ya da dinsiz Ermenilere gelince. Başka ülkelerde nasıl olur bilmem ama Türkiye’de istisnaların varlığı kesin ama benim tanıdığım ve saygı duyduğum bu gruptan insanların hepsi kilisemize saygılıdır. Kilisede evlenirler, çocuklarını kilisede vaftiz ettirirler ve cenazelerinin kiliseden kaldırılmasına karşı çıkmazlar. Bu yüzden de bir ayırım söz konusu değildir. Ancak kilisede vaftiz olmayan, kilisede evlenmeyenlerin çocuklarının okullarımızda okuması ya da seçmen olmaları, yönetime seçilmeleri bu günkü kanunlara ve uygulamaya göre mümkün değildir.
Sonuç olarak: Bu yazıyı çok uzatmak mümkün. Ancak şimdilik bu kadarla yetinip, kısaca önerilere bakalım:
– Hangi gruptan olursa olsun, farklı olduğunu kabul eden ve azınlık bilincine sahip Ermeniler bir şekilde birlikte yaşamanın yolunu bulacaktır.
– Yapılacak anayasa ve ona bağlı yasa değişikliklerinden sonra toplum birlikte yaşama yollarını ararken, ikinci grup dindarları mürit ve gelişmemiş beyinler olarak görmekten vazgeçmeli inansın, inanmasın kilisemize ve patrikliğe hak ettiği saygıyı göstermelidir.
– Ben farklı değilim, ben azınlık değilim diyerek gönüllü olarak asimile olanlar için yapılacak bir şey yoktur.
– Yeni anayasada azınlıkların parlamentoda siyasi temsili için azınlıklara İran’da olduğu gibi kontenjan verilmesi istenebilir. Kontenjan olmadığı takdirde herhangi bir partiden seçilen bir azınlık mensubu tüm azınlıkları ya da kendi azınlığını siyasi olarak temsil edemez.
– Yeni anayasa hazırlanırken grupların ayrı çalışmalar yapması ve isteklerini ilgililere bildirmeleri gereklidir. Dini liderlerce belirlenen anayasa komisyonuna, dini liderliğe karşı olanların katılmaması gerekir.
– Bu komisyon, Lozan temel olmak üzere toplumun dini liderlik merkezli dini azınlığın tüzel kişiliğinin tanınması, çağdaş azınlık haklarından yararlanması ve çağdaş gereklere ve geleneklere göre örgütlenmesine izin verilmesi önerisini götürmelidir.
– Dini liderlerce belirlenen komisyon, önerilerine örgütlenme modelini de, modelde yer alan kurumların görev ve sorumluklarını da açıkça belirtmelidir. Aksi takdirde talep anlaşılamayacaktır.
– Etnik azınlık olarak tanınmak isteyen grubun gücü açıktır. Bu grubu destekleyen pek çok STK (NGO), medya ve maddi güç vardır. Bu durumda ayrı komisyonlar oluşturup taleplerini bildirmeleri gerekir. Elbette bu komisyonların diğer etnik gruplarla iş birliği yapması normaldir.
– Bu grup da etnik azınlık olarak tanınma halinde nasıl bir örgütlenme modelinden yana olduklarını ve yer alan kurumların görev ve sorumluklarını açıkça belirtmelidir.
– Bu grup patrikliği, kiliseyi denetim altında tutmak, onları kontrol etmek ve yönetmek hevesinden vazgeçmelidir.
– Eskiden olduğu gibi dini azınlık olarak tanınırsak, etnik azınlık olmak isteyenler, kendilerini destekleyen STK’lar, sahip oldukları vakıflar ve güçleriyle toplumdan ayrı bir yapı oluşturabilir, kilise ve patriklikten uzak kalabilirler.
– Din adamlarımız da, sivil toplum örgütleri de, toplumun gerçek kanaat önderleri de toplumun küskün kesimlerini kazanmak için gerekli her türlü girişimi yapmalıdır. Çeşitli nedenlerle aidiyet ve kimlik sorunu yaşayan gençlere yol gösterilmeli ve bu gençler kazanılmalıdır.
– Her türlü asimilasyonu engellemek herkesin görevidir. Toplum her halükarda asimilasyona karşı çıkmalı, asimilasyon normalleştirilmemeli, asimilasyona yol açan aşırı entegrasyondan da kaçınmalıdır.
– Son olarak eğer ikinci grubun önderliğini yapan yazarçizerler ve onların yandaşları biz sivilleşme derken dine ve patriğe ve patriğin hukuki temsiline karşı değiliz, Lozan geçerli olsun çağdaş haklar da verilsin derlerse elbette ortak çalışmalar yapılabilir.
Umarım yeni anayasa bir asırdan beri sürmekte olan acılara, üzüntülere ve çaresizliklere son vermek yolunu açar ve bu acılı toplum en azından bundan sonra daha mutlu olur.
20)[1] Diaspora’da Ermeni Kimliği Paris ve Halep Örneği-Hüseyin Çakıllıkoyak-Yeditepe yayınları S.55
21)[1] A.g.e. S.258
Murat Bebiroğlu / murat.bebir@gmail.com
Aralık 2011
SON

Yorumlar kapatıldı.