İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dersim ve yalancı yüzleşmemiz!

Orhan Kemal Cengiz- Radikal
Yüzleşmek sadece olumsuz örneklere de bakmak değildir. Ermeni kırımları sırasında göğsünü Ermeni kardeşlerine siper etmiş, bu kalleş katliama din adına karşı çıkmış, bu ülkenin yüz akı Müslümanlarının geleneğini sahiplenebilmektir mesela… Yüzleşmek, Arjantin’in, Şili’nin, Güney Afrika’nın yaptığı gibi, bir ‘geçiş dönemi adaleti’ kurup, yakın geçmişe, devletin gadrine uğramış mağdurların gözüyle bakabilmektir. Yüzleşmek, darbe yaptı diye generalleri yargılamak değildir. 12 Eylül’de işkenceye uğramış sağcısının, solcusunun hikâyelerini kayıtlara geçmek, bu acıları ortak hafıza içinde kaydetmektir. Köyleri yakılan, çocukları kaybedilen Kürtlere adalet götürmektir.

****************
Ben Başbakan’dan gerçek bir cesaret göstermesini ve CHP’yi köşeye sıkıştırmaya çalışmak yerine, ona yardımcı olmasını istiyorum.
Geçmişlerinde büyük travmalar bulunan toplumların, tıpkı bireyler gibi hastalandıklarını düşünüyorum. Büyük travmalar, yüzleşilmediği zaman birkaç şeye yol açıyor. Bir ‘sahtelik’ oluşuyor kişilikte ki buna ‘kendine yabancılaşma’ diyoruz. İkincisi de, o travma hayatınızı yönetmeye devam ediyor; aynı şeyleri tekrar tekrar yapıyorsunuz, hiç farkında olmadan…
Ben Türkiye tarihini bir travmalar tarihi olarak okuduğumuzda ancak kendimize ilişkin gerçek bir bilgiye ulaşabileceğimizi düşünüyorum. Bugünkü toplumsal karakterimizi etkileyen, yakın geçmişimizdeki en büyük travma 1915’teki Ermeni kırımlarıdır. Orada büyük bir kırılma yaşandı; sonrasında da büyük yalanlar söylemeye başladık kendimize. Aynı zamanda tıpkı nevrotik birey gibi, aynı şeyleri tekrarladık durduk. Yakın tarihimiz, katliamlar, pogromlar, suikastlarla dolu; ülkenin karanlık yanı, hiç ara vermeden yoğun ‘mesaisini’ sürdürüp gitti.
Bütün bu travmalarla dolu tarihimizden bir kesiti, Dersim’i çekip alıp, onun için dilenen kuru bir özürle ‘iyileşme’ yönünde büyük bir adım mı atmış oluyoruz? Toplumsal nevrozumuzu, kendimize yabancılaşmamızı sonlandıran bir sürecin başında mıyız?
Psikanalizin büyük ustası Karen Horney, ‘nevrotik’ hastanın, tedaviye başladıktan sonra da nasıl ‘hastalığını’ korumak için direndiğini anlatır: ‘Hasta’, psikanalizin belli bir aşamasından sonra, bir anda bir tür ‘sağlık cümbüşü’ denebilecek bir ruh haliyle çıkagelir. Nasıl da büyük bir iç aydınlanma yaşamıştır; nasıl da her şey bir anda anlaşılır hale gelmiştir onun için! ‘Hasta’ bu aşamada, aslında duygusal olarak kendisi açısından çok da fazla bir şey ifade etmeyen ‘olayları’, kendisine ilişkin derin bir bilginin parçalarıymış gibi analize getirmektedir. Bu ‘sağlık cümbüşü’, aslında eski statükonun korunmasının yeni bir yoludur; hasta yine, suya sabuna dokunmadan, kendi gerçek yaralarına ilişmeden hayatına devam etmek istemektedir.
Dersim çok büyük bir yara bu ülke için. Ama o, Erdoğan ve partisinin yarası değil. O yüzden Erdoğan’ın kapısını araladığı şey, yüzleşme falan değil. O hasımlarını enselerinden tutmuş, onları geçmişleriyle ‘yüzleştiriyor’. Ben Başbakan’dan gerçek bir cesaret göstermesini ve CHP’yi köşeye sıkıştırmaya çalışmak yerine, ona yardımcı olmasını istiyorum. Bu yardımcı olmanın yolu da en başta kendisinin ve tabanının ‘iç sıkıntısı’ duyacağı meselelere bakmaktır. Mesela 12 Eylül öncesinde, milliyetçilerin ve dindarların Alevi katliamlarında derin devlet tarafından nasıl kullanıldıkları; cuma namazlarından çıkan ‘müminlerin’ nasıl gözü dönmüş birer katile dönüşebildiklerine bakabilmektir yüzleşmek…
Yüzleşmek sadece olumsuz örneklere de bakmak değildir. Ermeni kırımları sırasında göğsünü Ermeni kardeşlerine siper etmiş, bu kalleş katliama din adına karşı çıkmış, bu ülkenin yüz akı Müslümanlarının geleneğini sahiplenebilmektir mesela…
Yüzleşmek, Arjantin’in, Şili’nin, Güney Afrika’nın yaptığı gibi, bir ‘geçiş dönemi adaleti’ kurup, yakın geçmişe, devletin gadrine uğramış mağdurların gözüyle bakabilmektir.
Yüzleşmek, darbe yaptı diye generalleri yargılamak değildir. 12 Eylül’de işkenceye uğramış sağcısının, solcusunun hikâyelerini kayıtlara geçmek, bu acıları ortak hafıza içinde kaydetmektir. Köyleri yakılan, çocukları kaybedilen Kürtlere adalet götürmektir.
Yüzleşmek çok sancılı bir şeydir. Siyasi hasımlarını köşeye sıkıştırmak değildir. Toplumun kalp gözünü açabilmektir yüzleşmek. Bu toplum 1915’le yüzleşseydi ne Dersim olurdu ne 6-7 Eylül ne de köyler yakılırdı. Oralardan başlamayan hiçbir şey de yüzleşmek değildir bu memleket için…
Şunun şurasında bir ay sonra Maraş’ta 1978 katliamını anacağız. Sayın Başbakan, elinizde çiçeklerle, Alevi kardeşlerinizle birlikte yürüyüp bu katliamı telin edecek misiniz? Madem bu yüzleşme faslını açtınız, ne olur bunu bir oyun olmaktan çıkarın, bize örnek olun, bütün Türkiye toplumunu sahici bir yüzleşmeye, uzun ve çetrefilli bir hesaplaşmaya, yas tutmaya davet edin.
Biliyorum, çok zor bir işten bahsediyorum. Ama inanıyorum ki muhtaç olduğunuz kudret, bu ülkenin Ermeni kırımlarına direnmiş Müslümanlarının yüz akı geleneğinde mevcuttur.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: