İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

BİR ARŞİV YAĞMASININ HİKAYESİ

Hayrullah Gök- Mesut Uyar
Enver Paşa bir kısım İttihat Terakki ileri gelenleriyle birlikte, 8/9 Kasım 1918 gecesi U-67 numaralı Alman denizatlısı ile İstanbul’dan kaçtı. İşin ilginç tarafı, bu grubun Türkiye’den kaçmadan önce İttihat Terakki arşivinin önemli bir kısmını yok etmesidir… Genelkurmay Başkanlığı arşivinin İstanbul’dan götürüldükten sonraki akibetini bilmiyoruz. Bu konudan bahseden tek kişi, Türkiye’de görev yapmış olan ve makalemizde adı geçen Alman subayı Kress von Kressenstein’dır. Von Kressenstein, anılarını yazarken Genelkurmay dosyalarından istifade etmek istediğini, ancak bu dosyalara ulaşamadığını belirtmekte ve “bu vak’alara ait dosyaların hemen kaffesi Alman Heyet-i İslahiyesi’nin İstanbul’dan göçü esnasında kaybolmuştu” demektedir.

BİR ARŞİV YAĞMASININ HİKAYESİ
Hayrullah GÖK / Mesut UYAR   
Birinci Dünya Savaşı’ndaki Alman Askeri Yardım Heyeti’nin Bilinmeyen Bir Yönü.
 Liman von Sanders başkanlığındaki Alman Askeri Yardım Heyeti ve bu heyetin Birinci Dünya Savaşı sırasındaki faaliyetleri, yakın dönem Türk tarihinin hiç şüphesiz en önemli konularından birini teşkil eder. Bu dönemle ilgili son zamanlarda ciddi araştırmalar yapılmış olmasına rağmen hala aydınlatılması ve cevaplanması gereken birçok giz ve karanlık hususlar mevcuttur. Kanaatimizce bu çok önemli devreyi aydınlatmak için Türk ve Alman arşivlerine dayanan kapsamlı ve ciddi çalışmalara şiddetle ihtiyaç duyulmaktadır.
Türk askeri tarihi ile ilgili olarak sürdürdüğümüz araştırmalar sırasında saygıdeğer hocamız Ord.Prof.Dr. Vakur Versan ve Doç.Dr. Rauf Versan’ın yardımları ve hoşgörüleri sayesinde kendilerinin aile arşivlerinde bulunan bir belgeye ulaştık. Aşağıda muhteviyatını ayrıntılı olarak inceleyeceğimiz bu belge, 1. Dünya  Savaşı’nın sonunda Alman Generali Hans von Seeckt’in Osmanlı Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti’nden (Genelkurmay Başkanlığı) çok önemli belgeleri Almanya’ya götürdüğünü kanıtlamaktadır.
Bu makalemizde öncelikle Alman subaylarının 1. Dünya Savaşı’nın başlangıcında Osmanlı Genelkurmayı’nı denetimleri altına almaları ve savaş boyunca Osmanlı harekat planlarının hazırlanmasındaki rolleri ortaya konacaktır. Müteakiben tamamı çok önemli belgelerin savaş sonunda Almanya’ya kaçırılması hususu açıklanacaktır…
 Liman von Sanders Alman Askeri Yardım Heyeti
 Kasım 1835’te Türkiye’ye gelen Helmuth von Moltke ile beraber neredeyse aralıksız olarak Osmanlı İmparatorluğu’nda görev yapan Alman Askeri Yardım Heyetleri’nin amacı, ordunun yeni baştan ıslahı ve teşkilatlandırılmasıydı. Bu heyetler, salt modern askeri sistemi Osmanlı ordusuna kazandırmak maksadıyla sayıca az, daha çok eğitim kurum ve birliklerinde görev yapan danışman-öğretmen misyonu ile çalışmaktaydı. Herhangi komuta görev ve sorumlulukları olmadığı gibi danışmanlık ve öğretmenlikleri de yaptırımlarla güçlendirilmemişti. Etkinlikleri ise tamamen Osmanlı ordusuna mensup diğer komutanlarla kurdukları ilişkiye bağlıydı(1). Ancak, Liman von Sanders başkanlığındaki heyet, seleflerinden çok farklı olacaktı…
Balkan Savaşı ve uğranılan ağır yenilgi imparatorluktaki bütün dengeleri bozdu. Sadece Rumeli gibi çok önemli bir bölge kaybedilmedi, Osmanlı devleti ve ordusu her bakımdan ciddi bir şekilde sarsıldı. Bu sarsıcı dönemi, İttihat ve Terakki Partisi’nin iktidarı ele geçirerek siyasi ve askeri kadroları tasfiye etmesiyle birlikte yoğun bir güç mücadelesinin yaşandığı ara dönem izledi(2). Bu dönemde, 3. Selim iktidarından beri kafaları kurcalayan ve birçok ıslahat girişimine konu olan “Osmanlı Ordusu’nu modernize etme” sorunu da hiç olmadığı kadar önem kazandı. Ordu acilen modernize edilmeli, ona yepyeni bir ruh ve canlılık verilmeliydi(3). Aksi takdirde imparatorluğun geride kalan topraklarını bile elde tutmak mümkün görünmüyordu.

Liman von Sanders
Harbiye Nezareti ve Genelkurmay Başkanlığı bu sorunun öncekilerden çok daha kapsamlı ıslahatlar yapılmasıyla çözülebileceğini, bunun da ancak Alman subaylarının fiili komuta ve rehberliğiyle gerçekleştirilebileceğini düşünmekteydi. Sadrazam ve Harbiye Nazırı Mahmud Şevket Paşa döneminde ortaya atılan bu fikir, Sadrazam Said Halim Paşa ve Harbiye Nazırı Ahmed İzzet Paşa döneminde uygulamaya konuldu. General Liman von Sanders komutasındaki Alman Askeri Yardım Heyeti’nin Hizmet Sözleşmesi 27 Ekim 1913 tarihinde, Bahriye Nazırı ve Harbiye Nazırı Vekili Çürüksulu Mahmud Paşa tarafından 5 yıllık bir süreyi kapsayacak şekilde imzalandı(4).
1913 Hizmet Sözleşmesi’yle Liman von Sanders ve emrindeki heyete, seleflerinden farklı olarak, bütün kritik birlik, kurum ve okulların  komuta ve kurucu başkanlıkları terk edildi. Von Sanders ve heyeti, Türk subaylarının atanması ve Almanya’ya eğitime gönderilmesinde tek söz sahibi haline geliyordu. Liman von Sanders’in ordunun ikinci veya üçüncü kıdemli komutanı olması kararlaştırıldı ve böylelikle Alman denetiminde yeni bir ordu kurulması için ilk adım atıldı(5).
 Genelkurmay Başkanlığının Yeniden Yapılandırılması

Bronsart von Schellendorf
Alman Genelkurmay Başkanlığı, yeni Osmanlı ordusunun teşkili safhasında asıl önemi, doğal olarak, Osmanlı Genelkurmay Başkanlığı’na (Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Dairesi) verdi. Çünkü, Alman-Prusya askeri sisteminde ordunun can damarı, asıl karar verici, denetim organı genelkurmaydı(6) ve bu sebeple Alman Genelkurmayı’nın bir benzerinin kurulması düşünülmekteydi. Bu amaçla, başlangıçta tümen komutanı olması planlanan Prusya Albayı Bronsart von Schellendorf(7), Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Dairesi Erkan-ı Harbiye Reis-i Saniliği (Genelkurmay Birinci Yarbaşkanlığı: Genelkurmay Karargahı Kıdemli Başkanlığı) görevine getirildi(8).
Genelkurmay reformunda asıl önemli adım, Harbiye Nazırı ve Genelkurmay Başkanı Ahmed İzzet Paşa’nın istifa ettirilip yerine 3 Ocak 1914 tarihinde Enver paşa’nın atanması ile atıldı. Bronsart von Schellendorf ismi değişse de makamını korudu ve onun önderliğinde genç ve yetenekli kurmay subaylardan oluşan yepyeni bir Genelkurmay teşkil edildi(9).
Yeni Genelkurmay’ın ilk görevi, Balkan Savaşı’nda yokluğu büyük sorun yaratan seferberlik planlarını hazırlamaktı. Ancak planlar, Türk kurmay subaylar dışlanarak, Bronsart von Schellendorf ve 1.nci Şube Müdürü (Harekat, Eğitim, Harp Tarihi) Yarbay Kress von Kressenstein tarafından hazırlandı. Söz konusu hazırlık sırasında Alman Genelkurmayı ile yoğun yazışmalar yapılarak koordinasyon sağlandı. Ayrıca, bu planların hazırlanması esnasında yepyeni bir uygulama başlatılarak bütün hazırlık çalışmaları (taslak ve müsveddeler), onay belgeleri (üst komutanlık ve koordine makamların parafları) ve Alman Genelkurmayı ile yapılan yazışmalar, von Schellendorf’un Alman Başyaveri tarafından diğer evraklardan ayrı olarak arşivlenmeye başlandı. Türk subayların bu belgelere nüfuz etmesi önlendi ve bu uygulamaya savaş boyunca devam edildi(10).

Bnb. Abdürrauf Bey (sol başta) ve Bronsart Paşa (ortada)
3 Ağustos 1914 tarihli irade ile hazırlanan Seferberlik planları doğrultusunda 1. Dünya Savaşı seferberliği uygulanmaya başlandı. Harbiye Nezareti ise Başkomutanlık Vekaleti’ne dönüştürüldü. Bu son düzenleme ile von Schellendorf  fiilen Genelkurmay Başkanlığı görevine getirildi(11). Böylelikle orduda Enver Paşa’nın sınırlı etkinliği de sona erdi. Hatta bu tarihten sonra bazı belgelerde von Schellendorf’tan “Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi” şeklinde bahsedilmeye başlandı. Aynı iradeyle Genelkurmay teşkilatı yeniden değiştirildi ve Kritik Merkez Şube Müdürlüğü doğrudan von Schellendorf’a bağlandı. Artık bütün önemli yazışmalar Almanlar’ın denetiminde yapılacaktı. Tabii ki, bu evrakların asılları ve taslaklarının ayrı olarak Almanlar’ın denetiminde arşivlenmesi işlemine devam edildi.
20 Ağustos 1914 tarihinden itibaren von Schellendorf olası savaş durumunda açılacak cephelerle ilgili planları hazırlamaya başladı. Bu planlama çalışmasıyla ilgili elimizde yeterli bilgi bulunmamaktadır. Ancak, Kanal Seferi hazırlıklarını von Kressenstein’ın, Doğu Cephesi hazırlıklarını ise Yarbay Hafız Hakkı’nın von Schellendorf ile beraber hazırladığı anlaşılmaktadır(12).
Von Schellendorf’un Osmanlı Genelkurmayı’nı idare tarzı ve Enver Paşa’nın Almanlar’a desteği Türk subaylarında yavaş yavaş infiale ve muhalefete yol açmaya başladı. Artık rahatsızlık ve tepkiler açıkça ifade edilmekte, Alman planları eleştirilmekteydi (13). Bu gelişmeler üzerine muhalif görülen subaylar birer birer tayin edilerek Genelkurmay’dan uzaklaştırıldı veya pasif görevlere atandı. Hatta, şube sayısı arttırılarak önemli şubeler etkisizleştirildi(14). Savaş başladığında artık denetim mutlak olarak von Schellendorf’un, dolayısıyla Alman Genelkurmayı’nın elindeydi.
 Enver Paşa Faktörü

Enver Paşa, Cemal Paşa ve Bronsart von Schellendorf, Kudüs’te, Selahaddin Eyyubi Medresesi’nin açılışında…
Liman von Sanders başkanlığındaki Alman Askeri Yardım Heyeti’nin ülkeye gelişinde, Berlin Askeri Ataşesi olarak önemli rolü olan Enver Paşa, savaş öncesi ve sırasında da Almanlar’la ilişkileri asıl belirleyen kişi oldu. Enver Paşa, Osmanlı İmparatorluğu ve ordusunun kurtuluşunu Alman askeri yardımı ve ittifakında görerek, özellikle Osmanlı Genelkurmayı’nın Alman denetimine bırakılması için var gücüyle çalıştı. Harbiye Nezareti (müteakiben Başkomutanlık Vekaleti) ve Genelkurmay Başkanlığı’nı üzerine alması, onun bu konudaki ilk önemli adımı oldu. Ancak siyasi meseleler ve İttihat Terakki’nin iş yükü onun Genelkurmay Başkanlığı ile ilgilenmesini engelledi. Zaman içinde von Schellendorf’a duyduğu güvenin artması ve eskiden beri Alman sistemine hayranlığı, Genelkurmay’ı tamamen von Schellendorf’a bırakmasına yol açtı(15).
Savaşın başlaması ve büyük umutlarla çıkılan Sarıkamış Seferi’nin büyük bir felaketle sonuçlanması, Enver Paşa’nın ordu ve savaşın denetimini gittikçe artan düzeyde Alman subaylarına terk etmesine sebep oldu(16). Osmanlı İmparatorluğu ise artık büyük Avrupa savaşının bir yan cephesi olarak görülmekteydi. Osmanlı Ordusu, Alman Yüksek Komutanlığı’na bağlı bir ordu, Osmanlı Genelkurmayı ise Alman Genelkurmayı’na bağlı bir ordu karargahı olarak(17) muamele görüyordu. von Schellendorf’un Alman Genelkurmay Başkanlığı’na yazdığı 15 Aralık 1917 tarihli raporu bunun kanıtıdır:
 “Türkiye, coğrafi durumu, askeri ve ekonomik kudreti itibariyle bu savaşta ancak ikinci derecedeki bir cephe önemindedir; aynı zamanda Türkiye esas neticenin alınacağı esas savaş cephesinin (yani Avrupa’daki cephenin) yükünü hafifletmek gibi fedakarlıklarla dolu bir görevi de üzerine çekmeli idi…”(18).
 Ayrıca Türkiye’nin Alman Genelkurmayı, Osmanlı İmparatorluğu’nun bazı cephelere kuvvet ayırmadığının ve bu bölgelerin kaybedileceğinin de bilincindeydi. Ancak, her şeye rağmen Alman Genelkurmayı’nın plan ve emirlerine sadık kalınmalıydı:
 “Kullanılması mümkün görülen kuvvetlerden bazıları esas muharebe cephelerine gönderilmiş ve orada kat’i neticeleri alınan savaşlarda çarpışmışlardır (Galiçya kastolunuyor). Bu yapılırken Türk sınır bölgesinin bazı kısımları ve orada bulunan, fakat askeri bakımdan önemli olmayan, “mukaddes yerler”in bırakılması pahasına olsa dahi böyle hareket edilmiştir. Şayet Avrupa’da kat’i netice alınırsa, elden giden ülkelerin geri alınması mümkün olacaktır (….) Benim bütün isteğim, Yüksek Kumandanlığın arzularını burada (Türkiye’de) tatbik etmektir…”(19).
 İşin ilginç tarafı, Enver Paşa’nın da aynı fikri paylaşmasıydı ve tam bir işbirliği mevcuttu. Bu işbirlikçi tutuma en iyi örnek ise Sadrazam Said Halim Paşa ile Enver Paşa ve Kabine üyelerinin imzasını taşıyan ve Padişah tarafından da onaylanan 29 Ekim 1916 tarihli “Harekat-ı Harbiye-i Umumiye” başlıklı iradedir. Bu iradeyle açık bir şekilde zafere ulaşmanın yolunun askeri komuta ve savaş idaresinin Almanya’ya terk edilmesi gereği kabul edilmektedir:
 “Bugünkü harpte işbirliği ettiğimiz, emel ve kaderimizi bağladığımız müttefiklerimizle fikir ve harekat bakımından anlaşmış olmamız bir zorunluluktur. En son ve kesin başarının elde edilmesi için, fikir ve harekatta birleşik olma ve yardımlaşma lazımdır. (….) Muharebenin cereyan ettiği alanların tek cephe sayılması ve önemli askeri harekat için genel karargahlar arasında müzakere yapılması lazımdır. Harp harekatının genel sevk ve idaresinin birleştirilmesi ile bunun Alman İmparatoru tarafından deruhte edilmesi, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan hükümetlerince kabul olunduğu, Alman Genel Karargahı Kurmay Başkanlığı’nın yazılarında da anlaşılmıştır. Osmanlı Devleti’nin de bu kararlara uyarak hareket etmesi istenmekte olduğundan ve bu hususta düzenlenen esaslar Devlet-i Aliyelerine sunulmuştur. Vekiller Heyetimizce de uygun görülen bu esasların İrade-i Seniyyeleriyle onaylanmasını arz ederiz…”(20).
 Alman denetimindeki Osmanlı Genelkurmayı bütün önemli kararları, sefer planlarını ve her tür yığınağı zaten Alman Genelkurmayı’nın emir ve denetimi altında yapmaktaydı. Bu irade ile yapılanlara yasallık kazandırılmış ve son engeller de ortadan kaldırılmış oldu. Bütün bu önemli yazışmalar ve hazırlık çalışmalarının Alman subaylar denetiminde ayrı bir şekilde arşivlenmesi işlemine de devam edildi. En üst düzey komutanlar dahil, hiçbir Türk subayı plan ve yazışmalara ulaşamıyordu (21).Bu uygulama savaşın son dönemine kadar titizlikle devam ettirildi(22)..
Savaşın ilk dönemindeki yoğun tempo ve Genelkurmay’dan Türk subayların uzaklaştırılması nedeniyle Alman denetimine yönelik muhalefet zayıflamıştı. Ancak uğranılan yenilgiler ve bunda Genelkurmay’ın yanlış değerlendirme ve emirlerin etkisi Alman komutanlara karşı muhalefeti şiddetlendirdi. Bu konuda en dikkat çekici tavır ve uyarı 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa’dan geldi. Mustafa Kemal Paşa, Enver Paşa ve Talat Paşa’ya gönderdiği 20 Eylül 1917 tarihli raporda, Suriye-Filistin cephesindeki kötü durumu vurgulayarak acilen Almanlar’dan bağımsız, milli çıkarlara uygun davranılması gerektiğini belirtiyor, aksi takdirde ise çok büyük bir felaketin kaçınılmaz olduğunu yazıyordu:
 “İçinde bulunduğumuz bataklıktan Almanlar’la beraber bulunarak kurtulmak zaruri ise de, Almanlar’ın bu zaruretten imdadı ve harpten istifade ederek bizi müstemleke şekline sokmak ve memleketimizin bütün menabiini (kaynaklarını) kendi ellerine almak siyasetine muarızım (karşıyım) ve rical-i devletin bu hususta hiç olmazsa Bulgarlar kadar müstakil ve kıskanç olmalarını lüzumlu görürüm…”(23).

Liman von Sanders, Yıldırım Orduları komutanlığını Mustafa Kemal Paşa’ya bıraktığı günlerde…
Aslında kıt’alarda görev yapan Alman subayların büyük bir kısmı da Alman denetim ve güdümündeki Osmanlı Genelkurmayı’ndan rahatsızdı. Alman Askeri Yardım Heyeti Başkanı Liman von Sanders, oldukça ağır eleştirilerle dolu raporlar yazarak Alman Genelkurmayı’nı ikaz etmeye çalıştı. Özellikle savaşın sonunda yazdığı 27 Mart 1919 tarihli rapor konumuz açısından oldukça anlamlıdır:
 “Enver, Almanya için çok elverişli biri idi; fakat bu hal ise Almanya’nın aleyhine oldu. Çünkü Enver, askeri hareketler hakkında umumi görüş ve sarahat sahibi değildi ve zararlı Alman tesirlerine kendini kaptırmıştı. Daha az uysal, fakat kendi vatanının menfaatlerini candan benimsemiş olan (başka bir) Türk Harbiye Nazırı, Türkiye ve bununla birlikte Almanya için çok daha başka türlü faydalı olabilecekti. Bu husus Almanya’da bir türlü anlaşılmak istenmemiştir…”(24)
 Hans von Seeckt’in Osmanlı Ordusu’nda görevlendirilmesi
 Genelkurmayın harbin idaresine yönelik olarak aldığı ağır eleştiriler ve Liman ile Bronsart arasındaki anlaşmazlık(25) sonucu von Schellendorf’un Almanya’ya geri çağrılmasına karar verildi(26.  Von Schellendorf’un yerine uzun görüşme ve araştırmalar sonrasında Tuğgeneral Hans von Seeckt atandı(27).

Hans von Seeckt…
17 Aralık 1917 tarihinde İstanbul’a gelen(28) Hans von Seeckt’in ilk izlenimleri pek olumlu değildi. Alman subaylarını “Türkleşmiş” olmakla suçladı, karargahın işleyişini yozlaşmış ve amaçsız buldu. Ancak, bir süre sonra kendisi de eleştirdiği sisteme uydu. Çünkü, Genelkurmay Başkanlığı’nı fiilen üstlenmesinin yolunun Enver Paşa ile iyi geçinmekten geçtiğini anlamıştı. Görev süresi boyunca da Enver Paşa ile çok iyi ilişkiler kurdu. Von Seeckt, selefi von Schellendorf gibi Alman ordusunun yükünü Osmanlı ordusunun hafifletmesi gerektiğine inanıyor ve bu işlevin sürmesi gerektiğini düşünüyordu. Genelkurmay’ı da bu anlayışla idare etti(29). Üstelik selefinden farklı olarak von Seeckt, şahsi karargahına uzak ve soğuk duran bir yapıdaydı(30).
Enver Paşa, von Seeckt’in Genelkurmay’ı idare tarzından çok hoşnuttu ve onu tamamen bağımsız bıraktı. Hatta Enver Paşa o derece memnundu ki, savaş sonrasında yapılacak yeniden teşkilatlanmada von Seeckt’in göreve devam etmesini istiyordu:
 “Harpten sonra da ben Harbiye Nazırı ve Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisi vazifelerini deruhte edeceğim. Bana Erkan-ı Harbiye işlerinde müstakilen yardım etmek üzere Erkan-ı Harbiye İkinci Reisliği için gene beş sene müddetle Alman Erkan-ı Harbiye ümerasından birisini istiyorum. Bunun için de ordumuzu yakından tanıyan ve halihazırda Erkan-ı Harbiyem Reisliğinde bulunan Zekt Paşa olması, bence en muvafıktır. (……) Hindenburg ve Ludendorf’un da muvafakat edeceklerine emin isem de, alelusul görüşülerek bu tayinden, gerek Zat-ı Şahane, gerek benim pek ziyade memnun kalacağımı bildirmenizi rica eder ve muvafık cevap beklerim…”(31)
 Ancak Liman von Sanders, Enver Paşa ile aynı fikirde değildi ve Osmanlı Genelkurmayı’ndaki Alman subayları uğranılan yenilginin asıl sorumluları olarak görmekteydi:
 “Türk Başkarargahında Türkiye’yi ve Türk ordusunu yeter derecede tanımayan Alman subayları iş görmekte idiler; tecrübeli ve denenmiş Türk kurmay subaylarının işbirliği temini yerine öyle kararlar alınmış ve öyle hareketlere girişilmişti ki, bunların başarısızlığı ta baştan aşikardı…”(32)
 Mondros Anlaşması ve Alman Heyeti’nin Türkiye’den ayrılması..
 Enver Paşa ile Alman karargahının beklentileri ve gelecek için yaptıkları planlara rağmen 1. Dünya Savaşı ağır bir yenilgiyle sonuçlandı. Bulgaristan’ın ayrı bir anlaşma yapıp savaştan ayrılması ve Suriye-Irak cephelerinin çökmesi yenilginin kabullenilerek acilen ateşkes antlaşmasını yapılmasını zorunlu kıldı. Limni adasındaki Mondros limanında yapılan görüşmelerde Osmanlı İmparatorluğu’nda bulunan Alman subay ve birliklerin Müttefiklerce tutuklanmaması için Osmanlı heyeti birçok müzakere yapmak durumunda kaldı. Sonuç olarak Alman ve Avusturya-Macaristan askeri personeli ile ilgili 19. madde değiştirilerek kabul edildi. Tahliye merkezlerine yakın personelin bir ay içinde, uzak olanların ise bir aydan sonra en kısa zamanda imparatorluğu terk etmesi kararlaştırıldı(33)
Antlaşma öncesi başlayan panik, antlaşmanın imzalanmasına rağmen daha da büyüdü. Enver Paşa ve İttihat Terakki’nin önde gelen liderleri kaçış hazırlıklarına ve yurda tekrar dönüşleri için uygun girişimleri şimdiden yapmaya, Osmanlı Genelkurmayı’nda görevli Alman subaylar ise Askeri Heyet’ten bağımsız olarak gidiş hazırlıklarına başladılar.
Bu olağanüstü karmaşa ortamından istifade ile von Seeckt, 1915 yılından bu yana Alman subaylarının denetiminde ayrı olarak arşivlenmiş olan seferberlik, sefer cepheleri, savaş ve sonrasıyla ilgili önemli planların asılları ve hazırlık çalışmaları ile Alman Genelkurmay Başkanlığı’yla yapılmış önemli yazışma evraklarını içeren sandıkları kendilerine tahsis edilen gemilere yükletmeye başlattı. Oysa 31 Ekim 1918 gün ve 6083 sayılı tamim gereğince bu evrakların Merkez Şubesi’nde veya Riyaset Yaverliği makamında bulundurulması gerekiyordu. Üstelik von Seeckt, Genelkurmay ile ilgili bütün sorumluluğunu 1 Kasım 1918 tarihinde devretmişti(34).








Bnb. Abdürrauf Bey’in konu hakkında yaptığı tutanak…
Von Schellendorf’un Genelkurmay’da görevlendirilmesinden bu yana Genelkurmay Karargahı Kıdemli Başkanı Türk Başyaveri olarak görev yapan ve von Seeckt’in, emirler hilafına, Genelkurmay arşivini Almanya’ya götürme çabasını fark eden Binbaşı Abdürrauf Bey(35) aynı zamanda Merkez Şube Müdürlüğü’ne de vekalet ettiğinden önce kendi yetkisi dahilinde arşivi taşımakla görevlendirilmiş olan Alman Başyaver Binbaşı Rohrscheidt’ı(36) durdurmaya çalıştı. Başarılı olamayınca durumu sadrazama ve Genelkurmay Başkanlığı’na yeni atanan Cevad Paşa’ya bildirmesi için yaver Binbaşı Muzaffer Bey’e iletti. Ancak, herhangi bir müdahale gelmedi. Bunun üzerine resmi bir tutanakla durumu Genelkurmay Başkanlığı’na bildirdi.
Alman personeli taşıyacak geminin 5 Kasım 1918 günü sabah saatlerinde İstanbul’dan ayrılacağını öğrenmesi üzerine Binbaşı Abdürrauf Bey aynı gün, saat 10’00’dan önce bizzat Genelkurmay Başkanı Cevad Paşa’nın huzuruna çıkarak durumu arz etti. Ancak, yine herhangi bir işlem yapılmadı veya yapılamadı. Gemiler, çok değerli yükü ile İstanbul’dan ayrıldı(37).
Liman von Sanders, 4 Kasım 1918 günü İstanbul’a geldiğinde ilk grup Alman subay ve birlikler von Seeckt komutasında çoktan ayrılmıştı. Gemiler Odessa limanına vardıktan sonra bu grup Ukrayna üzerinden Almanya’ya varacaktı. Liman von Sanders ise, son grupla beraber 27-29 Ocak 1919’da İstanbul’dan ayrıldı(38).
Herkesin kendini kurtarmaya çalıştığı bu karmaşa ve anarşinin hakim olduğu günlerde, Bnb. Abdürrauf Bey’in Genelkurmay arşivini kurtarma çabası ancak gecikmeli olarak etkisini gösterdi. Yeni Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, Berlin Büyükelçisi Rifat Paşa’ya 5 Kasım 1918 tarihinde çektiği telgrafla General von Seeckt’in önemli belgeleri kaçırdığını belirterek derhal Alman Hükümeti nezdinde girişimde bulunmasını istedi(39). Ancak bir sonuç alınamadı.
Osmanlı Genelkurmayı’nı Alman subaylara bırakan, burada Almanlar tarafından ayrı bir arşiv tutulmasına ve bunun da yurt dışına kaçırılmasına uygun koşullar yaratan Enver Paşa bir kısım İttihat Terakki ileri gelenleriyle birlikte, 8/9 Kasım 1918 gecesi U-67 numaralı Alman denizatlısı ile İstanbul’dan kaçtı. İşin ilginç tarafı, bu grubun Türkiye’den kaçmadan önce İttihat Terakki arşivinin önemli bir kısmını yok etmesidir(40).
 Sonuç

Kress von Kressenstein
Genelkurmay Başkanlığı arşivinin İstanbul’dan götürüldükten sonraki akibetini bilmiyoruz. Bu konudan bahseden tek kişi, Türkiye’de görev yapmış olan ve makalemizde adı geçen Alman subayı Kress von Kressenstein’dır. Von Kressenstein, anılarını yazarken Genelkurmay dosyalarından istifade etmek istediğini, ancak bu dosyalara ulaşamadığını belirtmekte ve “bu vak’alara ait dosyaların hemen kaffesi Alman Heyet-i İslahiyesi’nin İstanbul’dan göçü esnasında kaybolmuştu” demektedir(41).
Arşivler, bir milletin hafızasıdır. Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra Osmanlı Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti’ne (Genelkurmay Başkanlığı) ait sandıklar dolusu plan ve yazışmaların Almanya’ya götürülmesiyle birlikte milli hafızamızın çok önemli bir kısmı yok edilmiştir.
Bu makaleden amaç, Alman subaylar denetiminde ayrı bir şekilde arşivlenen ve en üst düzey komutanlar dahil hiçbir Türk subayının ulaşmasına izin verilmeyen Osmanlı Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti’ne ait sandıklar dolusu plan ve yazışmaların 1. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’ya götürülmesi konusuna dikkat çekmektir.
Biz, Ord.Prof. Vakur Versan ve Doç.Dr. Rauf Versan’ın yardımları ve yol göstermeleri sayesinde bu önemli hadiseyi gün ışığına çıkarmakla tarihi bir görevi az da olsa yerine getirdiğimize inanıyoruz. Bu arşivin akibeti araştırılmalı ve tekrar gerçek sahibine, yani Türkiye Cumhuriyeti’ne kazandırılmalıdır. Belgelerin asılları kazanılamazsa birer suretinin sağlanmasının askeri tarih araştırmaları açısından taşıdığı önem stratejik boyuttadır. Böylelikle, Bnb. Abdürrauf Bey’in en kötü koşullar altında başlattığı çaba da sonuçlandırılmış olacaktır…
Hayrullah GÖK   Kara Harp Okulu, Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi Dersi Öğretim Elemanı
Mesut UYAR       Kara Harp Okulu Uluslararası İlişkiler Dersi Öğretim Elemanı


KAYNAKLAR
1-  Alman-Prusya Askeri Heyetleri’nin görevlendirilmesi ve faaliyetleri hakkında bilgi için bkz. Jehuda E. Wallach, Bir Askeri Yardımın Anatomisi, (çev) F. Çeliker, (Ank.Gnkur. Basımevi, 1977, s.7-117.
2-  Askeri kadrolardaki asıl tasfiye 25 Temmuz 1325 (1909) tarihli Tasfiye-i Rüteb-i Askeriye Kanunu ile gerçekleştirildi. Bu kanun için bkz. Düstur, c.1, 2. tertip, Dersaadet, 1329 (1913), s.421 vd.; Hayrullah Gök, Mareşal Fevzi Çakmak’ın Askeri ve Siyasi Faaliyetleri (1876-1950), (Ankara: Gnkur. Basımevi, 1997), s.11.
3-  Selahattin Karatamu, Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi, c.III, Kb.6, (Ankara: Gnkur. Basımevi, 1971), s.192
4-  age, s.192-195; Wallach, age, s118-122.
5-  Liman von Sanders, beraberinde 10 subayla birlikte 14 Aralık 1913 tarihinde İstanbul’a geldi. Daha önce İstanbul’a gelmiş olan subaylarla birlikte heyetin mevcudu 41 oldu. Kendisine verilen yetkiyi kullanan Sanders, Alman subay sayısını 70’e yükseltti. Karatamu, age, s.193-194, 197; Wallach, age, s. 122-123, 148-149.
6-  Alman-Prusya Genelkurmay sistemi hakkında özet bilgi için bkz. Jack D. Hoschouer, “von Moltke and the General Staff”, Military Review, c.67, no.3, Mart 1987.
7-  Oldukça saygın ve başarılı bir subay olan Bronsart von Schellendorf, 119. Humbaracı Alay Komutanı iken Mirliva rütbesi ile Osmanlı Ordusu’nda görevlendirildi. 1917 yılında Almanya’ya geri çağrıldı. 1920 yılında korgeneral rütbesindeyken emekli oldu. “Türkiye’de Alman Askeri Misyonu Subaylar-Generaller-Heyetler”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, sayı:24, Şubat 1987, s. 60
8-  Karatamu, age, s.197, dipnot:58
9-   1. Şube Müdür Yardımcısı Bnb. Ali İhsan (Sabis), 2. Şube Müdürü (İstihbarat) Bnb. Kazım (Karabekir), 3. Şube Müdür Yardımcısı (Eğitim) Bnb. İsmet (İnönü), 4. Şube Müdür Yardımcısı (Şimendifer-Ulaştırma) Bnb. Refik, Merkez Şube Müdürü Ysb. Kazım (Orbay) bu yetenekli subaylardan bazılarıdır. Age, s.256-257.
10- Bkz. Bnb. Abdürrauf Bey imzalı belge. Seferberlik planları ile ilgili olarak von Schellendorf’un kanaati için bkz. Akdes Nimet Kurat, Birinci Dünya Savaşı Sırasında Türkiye’de Bulunan Alman Generallerinin Raporları, (Ankara: TKAE Yayınları, 1966), s.26-27; Karatamu, age, s.287-288. von Kressenstein’ın anılarında Seferberlik planı hazırlanmasına “Alman seferberlik nizamnamelerinin Türkiye’deki hal ve şartlara göre değiştirilmesiyle başlamıştık” demektedir. Kress von Kressenstein, Türklerle Beraber Süveyş Kanalına, (çev) M.B. Özalpsan, (İstanbul. Askeri Matbaa, 1943), s.7. von Schellendorf ve von Kressenstein’ın beraber gizlice çalışmalarını Ali İhsan Sabis anılarında şu şekilde ifade etmektedir: “Karargah-ı Umumi Harekat Şubesi’nin Alman şefi olan Albay von Kress bizimle gayet az temas eden bir adam idi. (…) Kendisi ayrı bir odada sade General Bronsart’tan aldığı emirlerin teferruatını hazırlamakla meşgul olurdu. Ne emir alır ve ne düşünür, hazırlardı, hiç haberimiz yok idi…” Ali İhsan sabis, Harp Hatıralarım: Birinci Cihan Harbi, c.1, (İstanbul. Nehir Yayınları, 1990), s.256-257.
11- Karatamu, age, s.257
12- Karatamu, age, s.295; Sabis, age, s.257; Kressenstein, age
13- Kazım Karabekir İstihbarat Şubesi’nin zayıflatılma çalışmalarına karşı derhal Enver Paşa’ya giderek tepkisini belirtip kararı değiştirmeye çalışmıştır. Kendi ifadesine göre Enver Paşa’ya, “beni asıl endişeye düşüren Erkan-ı Harbiye Reisi’nin Alman olmasıdır” diyerek düşüncelerini aktarmıştır. Mazım Karabekir, Birinci Cihan Harbine Nasıl Girdik?, c.2 (İstanbul, Emre Yayınları, 1994), s.154-159; İsmet İnönü anılarında Almanların kendisi ile Enver Paşa arasındaki yakınlıktan dolayı “gocunduklarını” ve “yanından ayırmak” istediklerini, bu yüzden 2. Ordu’ya tayin edildiğini ifade etmektedir. İsmet İnönü, Hatıralar, 1. Kitap, haz. S. Selek, (Ankara. Bilgi Yayınevi, 1985), s. 148
14- Başlangıçta 5 şube müdürlüğü varken bu sayı 5 Ağustos 1914’te 7’ye, 9 Eylül 1914’te 10’a, 1917’de ise 27’ye ulaşacaktı. Karatamu, age, s.257-258; Ali İhsan Sabis anılarında: “(Enver_Almanlar) bizleri de, yani Hafız Hakkı’yı, beni, Kazım Karabekir’i Karargah-ı Umumi’din birer bahaneyle çıkarıp etrafa dağıttı” demektedir. Sabis, age, s.143
15- Sabis, age, s.180; Ahmet İzzet, Feryadım, c.1, (İstanbul, Nehir Yayınları, 1992), s. 215; İsmet İnönü, anılarında Enver Paşa’nın “Alman ordularının kudret ve kıymetine sarsılmaz bir hayranlık” beslediğini ifade etmektedir. İnönü, age, s.99; Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa, c.3, (İstanbul, Remzi Kitabevi, 1985), s.68
16- Bu durum İnönü’nün anılarında açıkça görülmektedir: “Enver Paşa’nın Alman Askeri Heyeti’yle münasebetlerinde Almanlar’a tamamıyla tabi olduğu söylenemez. Bilakis Almanlar, ondan daima çekinir ve onu memnun etmeye çalışırlardı. Ancak, kendisi zayıfladıkça, askeri kabiliyetlerinin ve vasıflarının mahdut olduğunu anlamaya, öğrenmeye başladıktan sonra, nihayet Alman sevk ve idaresinin bir vasıtası haline gelmesi zaruri olmuştur” İnönü, age, s.147
17- İzzet, age, s.216
18- Kurat, age, s.32
19- Age,s.53-54
20- Von Schellendorf Enver Paşa’nın Alman komutasına inancını şöyle die getirmektedir: “(…) Enver Paşa’nın memleketin içinde maruz kaldığı ağır siyasi muhalefetlere karşı koyarak Alman Erkan-ı Harbiyesi’nin ileriye matuf tedbirlerini gerçekleştirmek hususundaki dur bilmeyen faaliyeti ve gayreti sayesindedir ki Türk ordusunun yıkılmasının şimdiye kadar önü alınmıştır”, age, s.28; von Kressenstein da bu konuda aynı fikirdedir: “Enver herkesten evvel merkez devletleri harekat-ı harbiyelerinin idaresinde müttehit bir başkomutanlık lüzumunu çok açık olarak takdir etmiş ve kendi arzusu ile Alman sevk ve idaresinin emri altına girmişti; O, cihan harbi neticesinin Türk harp sahnelerinde değil, fakat Fransa savaş meydanlarında kazanılacağını takdir ettiğinden Alman Başkomutanlığı’nın arzularını öyle vasi mikyasta yerine getiriyordu ki, bazen Türk harp idaresinin menfaat ve ihtiyaçlarını kafi derecede hesaba katmıyor ve bundan dolayı Türk politikacıları ve subayları muhitinde şiddetli tenkitlere ve ciddi bir muhalefete çığır açmış oluyordu” Kressenstein, age, s.11-12
21- Ahmet İzzet Paşa’nın şikayetleri için bkz. İzzet, age, s.193
22- Bkz. Bnb.Abdürrauf Bey imzalı belge
23- Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV (Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, 1991), s.6-7; Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.2, (İstanbul. Kaynak Yayınları, 1999) s.124; Benzeri bir değerlendirme için bkz. İnönü, age. S.159
24- Kurat, age, s.77
25- Liman von Sanders, Türkiye’de 5 Yıl, çev. M.Z.Yazman, (İstanbul, Burçak Yayınları, 1968) s. 34
26- Von Schellendorf’un geri çağırılmasındaki en önemli etken Enver Paşa ile olan yakınlığıdır. Von Schellendorf, bir bakıma Enver Paşa-Liman von Sanders çekişmesine kurban olmuştur. Wallach, age, s.168-176, 225-227
27- Hans von Seeckt, 22 Nisan 1866’da doğdu. Prusya ordusuna katıldı. Uzun yıllar çeşitli karargahlarda kurmay subay olarak çalıştı. Dünya savaşından önce Mackensen Ordu Grubu Kurmay Başkanlığı ve sonrasında Avusturya-Macaristan Joseph Ordusu Kurmay Başkanlığı yaptı. 1917-1918 yılları arasında Osmanlı Genelkurmayı Karargahı Kıdemli Başkanlığı (Gnkur. 1. Yarbaşkanlığı) görevini yürüttü. Kasım 1919’da yeni kurulan Alman Savunma Bakanlığı (Reichswehrministerium) Karargah Komutanlığı (Chef des Truppenamtes) ve müteakiben Alman Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atandı. 2. Dünya Savaşı’nın başarılı Alman Ordusu’nun gerçek kurucusudur. 1927 yılına kadar bu görevini sürdürdü. 1937 yılında vefat etti. “vonSeeckt Hans”, Encyclopedia Britannica, vol.20
28- Wallach, age, s.225-228
29- Age, s.228-229
30- Alman Genelkurmayı ile von Seeckt’in doğrudan yazışmaları ile ilgili örnekler için bkz. Aydemir, age, s.382, 412-425; vo Seeckt’in mesafeli ve soğuk davranması, şahsi karargahı ile iletişim kopukluğu Bnb. Abdürrauf Bey’in gözlemleridir.
31- Enver Paşa’nın Brest-Litovsk’ta Askeri Murahhas Zeki Paşa’ya 15 Mart 1918’de yazdığı yazı, Aydemir, age, s.380
32- Kurat, age, s.78
33- 19. maddenin eski ve değiştirilmiş hali için bkz. Nihat Erim, Devletlerarası Hukuku ve Siyasi Tarih Metinleri, c.1, (Ankara, TTK Basımevi, 1955), s.253
34- Wallach, age, s.240; bkz. Bnb Abdürrauf Bey imzalı belge; Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkilabı Tarihi, c.3, Ks.4 (Ankara, TTK Basımevi, 1985), s.776-779
35- Aralarında Şıpka kahramanı Veysel Paşa’nın da bulunduğu köklü bir aileye mensup olan Abdürrauf Bey, aslen Manastırlı olup, Şehit Üsteğmen Osman Efendi’nin oğludur. Atatürk’ün Harp Okulu devre arkadaşı Abdürrauf bey 10 Şubat 1902’de Piyade Mülazım-ı Sani (Teğmen) rütbesi ve 1317-49 sicil numarası ile Kara Harp Okulu’ndan mezun olmuştur. Liman von Sanders Alman Askeri Yardım Heyeti’ne yardımcı olunması maksadıyla sınavla seçilen subaylardan biri olarak Almanya’da eğitim görmüş olan Bnb. Abdürrauf Bey, 1. Dünya Savaşı boyunca önce von Schellendorf’un, daha sonra da von Seeckt’in Türk Başyaveri olarak görev yapmıştır. Sağlık sorunları ve ailevi nedenlerden dolayı Kurtuluş Savaşı ‘na katılamadığı için emekli edilmiş olan Abdürrauf Bey, Kuleli Askeri Lisesi’ne Matematik öğretmeni olarak atanmış ve bu görevdeyken vefat etmiştir.
36- Rohrscheidt, Prusya ordusunda yüzbaşı olarak görev yaparken 1917’de binbaşı rütbesiyle von Seeckt’in Alman Başyaverliğine atandı ve savaş sonrasında binbaşı rütbesiyle emekli oldu. “Tükiye’de Alman Askeri Misyonu (II)” Belgeleriye Türk Tarihi Dergisi, sayı: 25, Mart 1987, s. 55.
37- Belgenin sağ (çeviride sol) altında sonradan eklenmiş hatıra yazısında durumun bizzat Cevad Paşa’ya takdim edildiği anlaşılmaktadır. Bkz. Bnb. Abdürrauf Bey imzalı belge.
38- Sanders, age, s. 355-358.
39- Bayır, age, s. 780-781.
40- Aydemir, ege, s. 468.
41- Kressenstein, age, s. 5.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: