İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Jack’e ‘abi’ diyebilmek…


Bejan Matur / Zaman
Yolun başını çoktan geçmiş, yol almış insanlarla tanıştık Los Angeles’ta… Ve daha da güzeli, o açılma yaşanırken burada üretilmiş korkular, önyargılar doğallıkla yıkılıyor. Festivalin koordinatörü İbrahim Barlas’la kısa sohbetimizde Ermeni simitçiyi sordum. ‘Jack abi mi?’ dedi. Jack’in hikâyesi yayılmış. Herkes tanıyor. Anlatılanlara göre öncesinde Türkiye’ye tepkiliymiş. Ama ne zaman ki Türkiye’ye bir yolculuk yapmış, önünde bambaşka bir ufuk açılmış. Havaalanındaki pasaport polisi, Kaliforniya’da yaşayan Ermeni asıllı Jack’in Kilisli olduğunu öğrenince ‘ülkene hoş geldin’ diyerek pasaportuna damgayı basmış. Jack, seksen yıldan sonra ilk defa o an kendini Kilisli hissetmiş. İbrahim Barlas, Jack’in hikâyesi ile ilgilendiğimi duyunca telefona sarıldı. ‘Jack abi nerde kaldın’la başlayan samimi sohbetlerine tanık oldum. Jack ve abi kelimelerinin bir araya geldiği bir iklimde ancak Anadolu insanının ruhu inkişaf edebilir. Çünkü öyledir.

Pasifica güzel bir isim.
‘Aslında öyle bir kelime yok’ diyor İngilizceyi iyi bilen gazeteci bir tanıdığım. Etimolojisine bakılabilir ama sonradan uydurulmuş gibi. Pasific okyanusunun kıyısındaki Kaliforniya eyaletinde olduğumuz için bu ad seçilmiş. Ve sonuna ‘A’ eklenmiş. Belki de Anadolu’nun ‘A’sıdır diye düşünüyorum. Bilmiyorum, sormadım da. Ama Pasific ile birleşen, buluşan bir Anadolu düşüncesi güzel. Nasıl olmasın ki, düşünün korkular içinde, içine kapanmış bir ülkenin insanlarıyız. Dünyadan korkuyoruz, gurbet kelimesi en az Portekizce’deki ‘sodade’ kelimesi kadar ağır ve kederli. Uzak kıtalar, şarkılarımızda ‘Yemen ve giden gelmiyor’ ile yer etmiş. Ama gidenler dönüyor işte. İlişki kurmanın, konuşmanın akan ikliminde yaşanan bir dünya var önümüzde.
Edward Said’den bir alıntıyla daha önce de yazmıştım; ‘Ülkesini seven insan henüz yolun başındadır.’
Yolun başını çoktan geçmiş, yol almış insanlarla tanıştık Los Angeles’ta. Anadolu Kültür ve Yemekleri Festivali’nin gönüllüleri dünyanın o uzak köşesinde Türkiye kültürünü tanıttılar. En eski uygarlıklardan başlayarak. Adına Anadolu diyerek. Etkileyiciydi. Özellikle giriş kısmında Komagene, Hitit, Likya ve sonrası medeniyetlerin temsilini üstelenen kostümlerin tasarımı bir Hollywood prodüksiyonunu aratmayacak kadar başarılıydı. Festival alanında kurulan kentlerin, camilerin, sarayın ve İstanbul Boğazı’nın Anadolu’yu hiç bilmeyen birine ciddi bir fikir verdiği aşikârdı.
Ama festivalin verdiği fikirden çok yaşattığı duygu önemliydi. Kendinizi sahiden uzak ama zenginliklerle dolu bir medeniyetin kültür harmanı içinde hissediyorsunuz bir an. Tatlarla desteklenen o temsilin çok ciddi bir lobi olduğunu kısa süreli bir gözlemle bile fark ediyorsunuz. İçine kapanmış, dünyadan korkan bir Türkiye’den, dünyaya açılan bir Türkiye’ye.
Ve daha da güzeli, o açılma yaşanırken burada üretilmiş korkular, önyargılar doğallıkla yıkılıyor. Festivalin koordinatörü İbrahim Barlas’la kısa sohbetimizde Ermeni simitçiyi sordum. ‘Jack abi mi?’ dedi. Jack’in hikâyesi yayılmış. Herkes tanıyor. Anlatılanlara göre öncesinde Türkiye’ye tepkiliymiş. Ama ne zaman ki Türkiye’ye bir yolculuk yapmış, önünde bambaşka bir ufuk açılmış. Havaalanındaki pasaport polisi, Kaliforniya’da yaşayan Ermeni asıllı Jack’in Kilisli olduğunu öğrenince ‘ülkene hoş geldin’ diyerek pasaportuna damgayı basmış. Jack, seksen yıldan sonra ilk defa o an kendini Kilisli hissetmiş. İbrahim Barlas, Jack’in hikâyesi ile ilgilendiğimi duyunca telefona sarıldı. ‘Jack abi nerde kaldın’la başlayan samimi sohbetlerine tanık oldum. Jack ve abi kelimelerinin bir araya geldiği bir iklimde ancak Anadolu insanının ruhu inkişaf edebilir. Çünkü öyledir.
Dünyanın en büyük limanlarından birine sahip Los Angeles’ta bildiğim bütün ölçüler yer değiştiriyor. Uzaklık, büyüklük, yükseklik bildiğimiz ölçülerin dışında ve bir başka dünyayı temsil eden mevcudiyetler. Yeni dünya adının ne kadar anlamlı olduğunu görüyor insan. Ve oradan eski dünyaya ihraç edilen kültürün neden belirleyici olduğunu. Ama işte tersinden bir akış var bugün. İçine kapanan, korkularla yaşayan eski dünyanın küçük ülkesi, taşrası dünyaya kapı aralıyor. Başka kültürlerin, başka dinlerin insanlarıyla yan yana durmanın bir tehlikesinin olmadığını keşfediyor.
Türkiye’nin büyüyen ekonomisini sadece hükümetin isabetli kararlarına bağlayanların aksine, ekonomiden anlayan bir tanıdığım farklı bir açıklama getirerek beni şaşırtmıştı. Söylediği şuydu: Sanıyor musun ki Türkiye insanı bu kadar çalışkan ve üretici olmasa ekonomisi yolunda gider? Ve örnekler vermişti. Doğru ekonomi politikaları uygulansa dahi bir ülkedeki genel hantallığın ivmeyi nasıl aşağıya çekebildiğini anlatmıştı. Bazı Avrupa ülkelerinden örnekler vererek, ekonomi yöntemlerinde isabetli kararlar alan pek çok ülkenin, insanlarının tembelliği neticesinde batma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu hatırlatmıştı.
Pasifica Enstitüsü’nün organizasyonunda bütün bunları yeniden düşündüm. Anadolu insanının doğallık ve samimiyetle biçimlenen çabası, ülke sevgisi yeni bir dünya kurmaya yetebilir. Gözlerinin içi gülen; Ermenileri, Arapları, Yahudileri, Yunanlıları ayırmayan bir insan bilinci. Bütün onları kültürünün bir unsuru sayan. Birlikte yaşamayı, herkese yer açmayı bir ahlak sayan yeni bir bakış açısı. Ve daha da önemlisi bunun aslında yeni olmadığını bilmek. Bunun bir hatırlama olduğunu bilmek. Ortak hafızamızda biriken yer duygusunun içinde bütün o unsurların ağırlığını idrak etmek. Jack’e ‘Jack Abi’ demek. Pasaport polisinin ülkesine 100 yıl sonra dönen, kaygı içindeki bir Ermeni’ye gülümseyerek ‘ülkene hoş geldin’ diyebilmesi. Böyle bir ülkenin vatandaşı olmaktan gurur duyacağımız bir gelecek.
Kaliforniya’da bütün bunları bana düşündürten emeğin, çabanın nasıl bir kalp ve iştiyakla bir araya geldiğini tahmin edebiliyorum. Ve orada olana bakınca, Anadolu’nun dağlarında nasıl hâlâ birbirimizi öldürdüğümüzü soruyorum. Jack’e, Jack Abi demeyi unuttuğumuz için mi? Kardeşliği hatırlamak, bilmek istemediğimiz için mi?
Herkese yer açmanın, sofrada herkese yetecek kadar ekmek olduğunu bilmekle ilgisi var elbet. Ama çok daha önemlisi; herkese sofrada yer açmak için o yerin hak olduğunu teslim etmek gerekiyor. Lütuf değil çünkü.
b.matur@zaman.com.tr 
http://twitter.com/bejanmatur 

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1191470&title=jacke-abi-diyebilmek

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: