İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Köyümün türkülerini köyümde söyleyemiyorum

Sevda Aydın
Apolas Lermi, ilk albümü ‘Kalandar’da doğup büyüdüğü Trabzon’un ve Tonya’nın türkülerine yer vermiş.  Çocukluğunu geçirdiği Tonya’nın sevdalarına, dağlarına, kavgalarına, acılarına yazılan türküleri bir kez daha seslendirmiş.Lermi ailesi yıllarca “Ben Rum’um” diyemeyen sayısız Karadenizli Rum kökenli aileden biri. Karadeniz’in havası, dağı kadar sert geçer bu yıllar. Din değiştirmek zorunda kalır, dillerini gizlice kullanırlar… Bir günah gibidir Rum olmak, tövbe ettirilirler. Sonrası bildiğimiz hikaye…. Hıristiyan olarak kalmayı tercih edenler Yunanistan’a göçer, topraklarını bırakmak istemeyenler ise burada kalır. Göçler, sır gibi saklanan dil, inanç, kültür unutturulmaya çalışılır.


Unutulmayan bir takım kültürel ritüeller de, gökten inmiş öncesiz bir tarihten kalıntıymışçasına yaşanır. Gelinen nokta ise tüm bu yaşanılanlardan daha acı. Rumlar bile Rum olduklarını saklıyor. Rum olmayı küfür sayıyorlar hatta. Trabzon’da yaşayan bütün halklar -ki buna ne yazık ki Rumlar da dahil- birilerine kızdıkları zaman, ‘Rum dölü’ diyebiliyorlar. Bu kadar korkuluyor Rum olmaktan.
Ailesinden, akrabalarından duyduğu masallarla büyüyen Apolas Lermi de duyulan korkunun farkına varır. Büyüdükçe  evde kullanılan dille dışarıda konuşulanın aynı olmadığını, bir şeylerin gizlendiğini çocuk hafızasına kaydeder. Uzun yıllar boyunca saklanılan, kabullenilmeyen Rumluk artık yeni kuşağın gündemindedir. İhtiyarlar gençlerin “kimlik isyanına” öfkelenirler haliyle. Zira yenir yutulur bir travma değildir yaşadıkları…Trabzon’da yaşayan Rumların  “Biz Rum’uz” isyanının önünü bu sefer de misyonerlik kışkırtmaları keser. Mübadeleden sonra Yunanistan’a göç eden ailelerin ziyaretleri, manastır, yayla vb. yerlerin Rumca isimlerinin sık sık duyulur olması, devletin misyonerlere dikkat çekmesiyle başka bir boyut kazanır. Yıllarca Rumların kötü bilinmesine, korku duyulmasına, asimilasyonuna rağmen papazların, din adamı olmalarından dolayı zarar görmediklerini, saygı duyulduğunu bilirdik. Fakat misyonerlik söylenceleriyle beraber papaz cinayetleri tam da yeni yeni açıkça söylenen “Ben Rum’um”u yine eski sessizliğine çevirir.
Bütün bunlar yaşanırken Apolas Lermi, müzik yolculuğuna ilk albümü ‘Kalandar’ı çıkararak devam ediyor. Albümüne aldığı şarkılarla tüm bu sorunları anlatan Apolas Lermi, Karadeniz’de böyle bir albümü yayınlamanın ‘Kelle koltukta gezmek’ demek olduğunu söylüyor. Karadeniz insanının yaşadığı sorunları ezgileriyle anlatmaya çalışan Lermi, festivallere kendisinin çağrılmamasını da buna bağlıyor. ‘Kalandar’ albümünde Trabzon’a has anonim şarkılara da yer veren Lermi, ‘Asker’ adlı şarkısında ilk defa Karadeniz ezgilerinin olduğu bir albüme Zazaca bir bölüm koyuyor. ‘Asker’ şarkısını, halkların kardeşliğine armağan ettiğini söyleyen Lermi ile Trabzon’da yaşayan Rumları, Trabzon’u ve Kalandar’ı konuştuk.
Kemençe ve gitarınla söylediğin Rumca türküleri ilk albümünde bir araya getirdin. Doğup büyüdüğün yer olan Trabzon ve Karadeniz bölgesinde yaşayan Rumlar büyük oranda ait oldukları kültürü  reddediyorlar. Öncelikle bu reddetme durumuna ilişkin neler söyleyeceksin?
Birkaç sene öncesine kadar Rum diye bir şeyden bahsedemezdik Karadeniz’de. Rumları yok saymalarının en büyük nedeninin Kürt halkının verdiği mücadele olduğunu düşünüyorum. Yani yıllarca Kürt halkını yok saymalarının sebebi devletin bölünme tehlikesi idi ve Rumları da aynı tehlikeden dolayı yok saydılar. Rumların benzer taleplerle mücadele edeceklerini düşündüler. Bunu engellemek için gerek dilini, kültürünü gerekse, Rum kökenli insanları reddetmeye yöneldiler. ‘Ben Rum’um demek onlar için ‘Burası benim toprağım, ‘Ben burada devlet kuracağım’ tehlikesini doğurabilirdi. Bir de şöyle bir durum var. Karadeniz’de hiç kimse kendisini Türk olarak tanımlayamıyor. Laz’ı, Hemşin’i, Rum’u vs. ama lafa gelince Türk’ten daha çok Türk oluyorlar.
Sadece Türk’ten çok Türk olma da değil… Rumluğu inkar var asıl…
Evet. Sorun da bu zaten. Rumların büyük çoğunluğu çok eskiden beri kendilerini inkar etmek zorunda kaldı. Bugün de hâlâ böyle. Lazlar içinde aynı durum vardı fakat kolay aşıldı. Önceleri Lazlardan da az önce bahsettiğim tehlikeyi bekliyorlardı.    Fakat Lazlar zamanla bu tehlikeden uzaklaştılar. Burada devletin de Lazlara sonradan verdiği destek etkili olmuştur. Aslında Osmanlı’dan bu yana Lazlarla devletin araları hep iyi olmuştur diyebiliriz. Asıl sorun  Karadeniz’deki diğer halklardı.
‘RUM’UM DİYEMEMENİN KARŞISINA ÇIKIYORUM
Hal böyleyken söylediğin Rumca türküleri kimlerin dinlemesini bekliyorsun?
Her ne kadar inkar edilirse edilsin Karadeniz halkı bu gerçeği biliyor. Yani ‘Rumlar burada yaşadı, yaşıyorlar’ diyorlar. Rumlar o bölgede yaşadı ve bu kültürle yüzyıllardır beraber yaşıyor Karadeniz insanları. Ama halen varlığını kabullenmek istemiyorlar. Yeni yeni bir takım insanlar araştırarak, yazarak dillendiriyor. Eski Pontus İmparatorluğu haritasına bakıldığında çok geniş bir alanı kapsıyor ve Rumların yaşadıkları bölgeleri belgeliyor bu haritalar. Fakat Rumca konuştukları halde kendilerinin Rum olmadığını söyleyenler yoğunlukta. Ben de bu albümümle ben Rum’um diyememenin karşısına çıkıyorum. Dilimizi  kullanarak bu inkara cevap vermek istedim. Varız demek istedim.
Mübadeleden sonra Hıristiyanlığı seçen ve Yunanistan’a göç eden Rumlar hakkında ne söyleyeceksin?
Yunanistan’a giden Rumlar kendilerine yeni bir ülke olarak gördüler orayı. Fakat bu sefer de onlara ‘Sizdeniz’i anlatmaya çalıştılar. Yunanlılara kendilerini kabul ettirmek için, onların müziğini, kültürünü ve dilini icra etmeye başladılar. Bu çaba onları çok değiştirdi. Yunanistan’daki Rum müziği ile Karadeniz’deki Rum müziğinin arasında bu kadar farklılığın olmasının nedeni de budur. Sözleri, müziğin ritmi… elinde kemençe var fakat Yunan müziğini duyuyoruz yaptıkları müzikten.
Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’ diye bir belgeseli için çekimler yapan Yönetmen Nezih Ünen Maçka’ya gittiğinde kimseye Rumca şarkı söylettiremiyor…
Karadeniz’e belgesel, film vb. gibi şeyler için gittiğinizde kimse Rumca’dan bahsetmiyor. Turistler için de bu böyle. Bir ağız birliği varmış gibi Rumca gizleniyor. Ama kayıt yapmadığınız zaman, aralarında Rumca konuştuklarını göreceksiniz.
Bu bir korku mudur?
Evet. Özellikle Trabzonlular bu korkuya sahip. Biz bu albümde sadece Trabzon’a dair parçaları aldık. Bunu yapmamın sebebi de bu korkular, kaygılardı. Hem şu anda popüler olan Karadeniz müziğine alternatif hem de son dönemlerde yaşanılanların etkisiyle Trabzon’un dışlanmasına, Trabzonlu insanlara belli bir takım ifadeler yerleştirmek isteyenlere karşı, albümün içeriğini böyle geliştirdik.
Sen albümün dışında Trabzon’la ilgili bir çok kültürel faaliyete katıldın. ‘Bize her yer Trabzon’ ne demektir?
Her şehrin kendine özgü motifleri vardır. Trabzon’un da spor kulübü bu motiflerdendir. Bu tezahürat Trabzonspor için söylenen bir şey. Trabzon-spor da, Trabzon da oradaki insanlar için tek başına bir spor kulübü veya tek başına bir şehir değil. Her ikisi de oradaki insanlar için bulundukları etnik kimliğin simgesi.
‘BİZE HER YER TRABZON’ OLAMAZ
‘Bize her yer Trabzon’ belki çıkış açısından bir spor tezahüratı olabilir fakat şimdilerde Hrant Dink cinayeti sonrasında özellikle devlet-mafya ilişkisinde politik bir slogan halini almış gözüküyor…
Devlet-mafya ilişkileri Trabzon’da yoğun. Ve evet bu ilişkiye yakın insanlar böyle bir politik mesaj göndermek isteyebilirler. Aslında bu tezahüratı da doğru bulmuyorum. “Bize her yer Trabzon” olamaz. Bana sadece Trabzon Trabzondur, İstanbul değil. Biz her yerde Trabzonluyuz demek daha doğru belki de. Trabzon insanı merttir, cesaretlidir, gözü karadır. Hangi düşünceden olursa olsun o düşünceye sadıktırlar. Ve bir takım insanlar bu özelliği kullanarak özellikle gençliğe karşı planlar yapıyor. Size çok ilginç bir şey söyleyeyim. Geçen günlerde bir programda çok önemli bir kemençe ustası Fenerbahçeli bir taraftarla sohbet ederken, Fenerbahçeli taraftarın ‘Bir gün herkes Fenerbahçeli olacak” demesi üzerine, bizim kemençe ustamız ona cevap olarak şöyle dedi. “Sen ne deyisun PKK’lı olurum ama Fenerbahçe’li olmam” yani dışardan bakıldığı gibi değil aslında. Milliyetçilik bir yafta bence. Devlet Trabzon’un önünü kesiyor. Spor olarak, kültür olarak. Çünkü kolay ilerleyen bir yapımız var. İlerlememiz halinde sorun olacağımızı düşünüyor ki bence haklı, çünkü girişken bir toplumuz.
Albümün ismi ‘Kalandar’ ve bu isim için ‘Başka bir ifadeyle Anadolu’nun cadılar bayramı’ demişsin. Biraz açabilir misin?
Kalandar Hıristiyanlardan kalan bir kültür. Türk kültüründe böyle bir şey yok. Biraz farklılık göstermekle birlikte Hemşinliler de var… hatta Tunceli bölgesinde de varmış. Adına da “Kagant” diyorlar. Rumi takvime göre 13 Ocak bizim yılbaşımız. Bu gecede insanlar yüzlerini sobanın sönmüş külleriyle boyarlar. Değişik elbiseler giyilir, kemençe ve kavalla köyde evler gezilir. Evlerde hazırlanan çantalar vardır; içine elma, şeker gibi şeyler konulur. O gece köyün bütün gençleri buna katılır. Bu gruptan bir erkek kadın kılığına girer. “Karakoncolos” deriz biz ona. Kemençe çalarken, Karakoncolos da oynanır. Sabah eve dışardan gelen ilk kişi o senenin nasıl geçeceğini gösterir. İyi bir insan gelirse iyi ve bereketli, kötü bir insan gelirse tam tersine işarettir. Ama aynı zamanda güzel bir dayanışma kültürüdür.
KENDİ KÖYÜMÜN ŞENLİKLERİNE KATILAMIYORUM
Albümdeki ‘Seçim Zamani’ şarkısının sözleri çok ilginç. Daha doğrusu radikalliğiyle kendini öne atıyor şarkı…
“Sahil yoli yaptiler paralari kaptiler
Üçbeş kuruş liraya memleketi sattiler
Habu yalan dünyanın çilesini çekerum
Memleketi satanin anasini severum
Hakli olani değil da haksuzi koruyiler
Doğrisini yazani da arkadan vuruyiler”
Karadeniz’in böyle bir şarkıya ihtiyacı vardı. Sohbetin başından beri bahsettiğimiz tüm olguları düşündüğünüzde Karadeniz’e ve Trabzon’a dair biçilmiş bir rol var. Ayrıca medyada Trabzonluların imajına yönelik söylemlerini değiştireceğini düşünüyorum bu türküyle. Çünkü “katil”, “cani” sözlerinin başında Trabzon’u eksik etmeyen yazılar yazanlar, ressamlarımız, şairlerimiz ya da oyuncularımızdan bahsederken Trabzon’lu demeyi nedense ihmal ediyorlar. Bazıları için basit gelebilir türkünün içindeki söylemler ama Trabzon ve Karadeniz’deki bahsettiğimiz ortamda bu söylemleri söylemek kelle koltukta gezmeyi gerektirir. Ve ben bu türküyü söylerken göze aldım bunu. Müzisyenliğimi, kariyerimi düşünmeden albüme aldım bu türküyü. Ve bir çok albüm tanıtımını bu türkünün varlığı engelliyor. Kendi doğup büyüdüğüm köyün yaz şenliklerine müzisyen olarak katılamıyorum mesela.  Bu tepkileri bekliyordum.
RUMCA EKSİK BİR DİL DEĞİL
Albümde bir de Rumca şiirin var. ‘Ben Tonyalı bir çocuğum’ diye. Bu şiirin hikayesinden de bahseder misin?
O şiiri Rumca’ya çevirdik. Türkünün sözleri anonim. Şiir benim duygusal bir anımda yazdığım, anısı ve yaşanmışlığı olan bir hüznü anlatıyor. Rumca yok olmaya yüz tutan bir dil olduğu için ve bizim oradaki otantik Rumca ile daha önce hiç edebiyat yapılmadığı için önemi var bu çevirinin. “Rumca edebiyat yapılacak bir dil değil. Kısıtlı ve çoğu dile göre eksik bir dil”dir denir. Ama biz Türkçe bir şiiri Rumca’ya çevirerek bunu da başardık.
Şiirinizi Rumca’ya çevirirken büyük sıkıntı yaşadınız mı?
Biraz değişiklik var tabii ama o edebi yanını koruduk. Bazı kelimeler yoktu ama araştırarak bulduk.
Neydi mesela bulduğunuz kelime?
Mesela köpürmek diye bir kelime yoktu daha doğrusu etrafımızda bilen biri yoktu ve sonra araştırarak bulduk. “Frinzemenoymuş” köpürmek kelimesinin Rumca’sı.
Rumca sizin ana diliniz, ama yok olmakla yüz yüze. Neler yapılmalı dilinizin yok olmamasını engellemek için?
Aslında çok şey yapılabilir. Unutulmuş pek çok yerde o yerin unutulan dili ve kültürü var. Dil konusunda uzmanlaşmış kimselerin araştırmalarını genişletmesi ve o dillerin yaşaması için projeler yapması bence daha kalıcı bir çaba olacaktır.
İLK DEFA BİR KARADENİZ ŞARKISINA ZAZACA SÖZLER EKLEDİK
Albümdeki ‘Asker’ şarkısının sonunda Zazaca sözler duyuyoruz. Neden?
Kürtlerle Karadeniz halkını hep karşı karşıya getirenlere çok kızıyorum. İki halk birbiriyle bu durumdan dolayı çatıştırılmaya çalışılıyor. Buna bir tepki olarak ‘Asker’ şarkısının sonuna Zazaca ekledik. Türkiye’de ilk defa Karadeniz içerikli bir albümde bu görülüyor. Hikayesi de şu; Karadeniz’li bir genç askere gidiyor. O zamana kadar Kürtleri TV’den sunulan terörist olarak biliyor. Askerlik için Tunceli’ye gidiyor ve bir yandan çatışmalar yaşarken, bir yandan da ilk defa Kürtlerle yan yana geliyor. Döndükten sonra ciddi psikolojik sorunlar yaşıyor. Böyle travmalar yaşayan çok genç tanıyorum ben. Bu şarkı da halkların kardeşliğine armağanımız olsun.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: