İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yeşilköy Seçiminin Düşündürdükleri

Misak Vartikoğlu
Geçen hafta Yeşilköy seçimlerini heyecanla ve biraz da hayal kırıklığı yaşayarak tamamladık. Bazı dostlarımın önerisiyle Mavi listeden aday olarak katılmam için destek görürken bazı dostlarımdan ise bu işlere hiç soyunmam gerektiği, ” bırak başkaları yapsın” telkinleri arasında uzun zamandır uzak kaldığım toplumsal aktivitelerin içinde,  Mavi listenin bir adayı olarak kendimi buldum. Bilindiği gibi seçim geçen hafta yapıldı ve Beyaz listenin seçimi kazandı. Beyaz listeyi bu anlamda tekrar tebrik ediyor ve başarılı olmasını diliyorum.

Seçim çalışmaları esnasında karşılaştığım bir çok insandan aldığım görüşler ve çeşitli söylemlerin beni şaşırttığını ve bu konular üzerinde en azından bir fikir jimnastiği yapmanın doğru olacağı kanısı oluştu.

Seçimden yola çıkarak toplumumuza ait bazı tespitler yaparak toplumsal bir kazanç sağlayacağımızı sanıyorum.

Herşeydan önce belki de en önemli eleştiri konusu neden ikinci bir listenin yaratılmış olduğuydu. Bu soruyla Mavi listedeki arkaşalarımızın tümü karşılaştı. Neden ikinci bir liste, Mavi liste vardi ? Bizden beklenen ikinci bir liste yerine mevcut yönetim içerisinde kaynaşarak tek bir liste ile seçime girilmesi veya bizlerin toplumun başka kurumlarında hizmet vermemiz yönündeydi.

İlk bakışda kulağa hoş gelen, toplumsal barışı çağırıştıran ve belli ölçüde bir güç gösterisi olan bu yaklaşım acaba ne denli doğru idi ?

İlk tespitim, uzun yıllaröncesinde de olduğu gibi kurumlarımıza yeterli donanımlı yönetici adayları bulmakta oldukça zorlandığı yönünde. Yönetimler ancak bir grup insanın maddi ve manevi çalışmaları ile gerçekleşiyor. Elini taşın altına kayacak yönetici adayların zor bulunduğu bir ortamda ikinci bir listenin çıkışı toplumsal bir doğurganlığı gösteriyor. Toplumumuz ikinci bir listeyi çıkartacak kadar güçlü ve sorunlarına sahip çıkacak kadar aidiyet dugusuna sahip insanları yetiştiriyor olması ilerki yıllar için ciddi bir kazanç olarak görüyorum.

Diğer yandan ise   hepimizin “aynı davulu çalıp aynı türküyü söylediği” bir ortamda yeni fikirlerin üretilmesi nasıl olacak ? Tabii ki yönetimlerin kendi içerisinde askari düzeyde bir homojenlik taşıması, doku uygunlu önemlidir. Ancak yönetimi harekete geçiren, onu yeni fikirler üretmesini sağlayan, ateşleyen şey karşıt fikirlerdir. Bu da ancak muhalif bir görüşün resmi olarak ortaya çıkmasıyla olur. Bu asında yanlış olarak birçok kişi için ayrımcılık, kavgacılık, gibi algılanmaktadır. Aslında gerçek olan zıt fikirlerin yaratıcılığın ve gelişmenin yapı taşı olmasıdır. Felsefi olarak da buna zıtların birliği adı konması boşuna değildir.

Her şeyde olduğu gibi bizim küçük toplumumuz da değişime isterse de istemese de uymak zorunda kalacaktır. Çünkü yaşam değişimin kendisidir. O nedenle durağan harakete geçmeyen özellik gösteren kurum yöneticileri o kurumları gereği gibi yönetmekte zorlanacaklardır.  Onları harekete geçirecek dinamizimi ancak yönetime aday olan muhalifler sayesinde olacağı açıktır.

Diğer önemli bir tespit ise toplumumuzun demokrasi anlayışındaki hastalıktır. Seçimlerde ikinci bir listeye karşı olarak nasıl demokrat bir insan olabiliriz ? Eğer bizler    kendi yönetim anlayışımızı yansıtmak istiyorsak birden fazla aday grubuna saygılı ve hoşgörülü yaklaşmak zorundayız.

Tek bir listenin  yönetim adaylarının olduğu bir durumda  o listenin yönetimini veya görüşlerini benimsemeyen insanlar ne yapacaklardır ?    O halde halkın iradesi hakkaniyet açısından yönetime yansımamış olacaktır.  Yeşilköy seçiminde oyların üçte biri Mavi Listeye verilmiştir. Mavi Liste seçimi kazanamamış fakat en azında farklı olan görüşlerini, yaklaşım ve programlarını  topluma aktarma, yeni bir ses, yeni bir heyecan olma fırsatı yaratmıştır. Başka bir bakışla oy kullananların 3 kişiden 1’ i mevcut yönetimi tercih etmemiştir. Bu da sanırım beyaz listeye yeni çalışma döneminde kendi öz eleştirilerini yapma anlamında ışık tutacaktır.

Diğer bir katkı ise tek bir listenin monoton ruh haliyle 300-500 kişik katılımı yerine, 3000 oyun kullanıldığı renkli bir ortamın yaratlılmasıdır. Bu da toplumsal sorumluluğumuzun gelişiminde önemli bir faktördür.

Gelişmenin ve değişimin önünde duran önemli bir sorun ise, önceki paragrafda da belirttiğimiz gibi kısıtlı insan kaynaklarına sahip bir toplum olmamızdır. Kurumlarımızın yönetimine donanımlı insan kaynağı bulma önemli bir sorundur. Genellikle yönetimlerde belli bir azınlığın hakimiyeti altında yönetildiği bir durum süregelmektedir.  İş dünyasında öne çıkmış, toplumsal çalışmalarda yer edinmiş, belli oranda toplum tarafından tanınan insanların yönetimi hakim yönetim şekli olmaktadır.   Bu durum ise süreç içerisinde yöneticilerde heyecan azalması, farklı fikir ve yötemlerin üretilmemesi, bıtkınlık ve çağa uyum gibi sorunların merkezi haline gelmesi sonucunuu doğurmaktadır. Uzun zamandur bu şekle alışmış olan toplumuzda, vucudumuz girmiş yabanci cisimleri red eden bağaşıklık sistemi gibi, toplum tarafından çok tanınmayan, ancak genç ve yeterince donanımlı adaylara karşı da “bunlar beceremez” mantığıyla kabul görülmemesi düşündürücüdür. Toplumumuzun bu yaklaşımı mevcut kurum yöneticilerini nasıl olsa biz seçiliriz rahatlığıyla gelişmenin önünü tıkamakta, aynı kişilerin sürekli yönetimi ile tek adam (başkan) tek yönetim tarzına hızla sürüklenmektedir.   

Kurum yönetimi üzerinde oldukça etkili olan diğer bir durum ise, “okumayan” bir toplum olduğumuzu gerçeğini bir kez daha görmüş olmamdır. Mavi Liste olarak yapmış olduğumuz çalışmalarda öncelikle kendi içimizde oldukça demokratik, dürüst ve saygılı bir çalışma gösterdiğimiz için arkadaşlarıma teşekkür borçluyum. Kendi adıma keyifli ve verimli bir çalışma yaptık. Bu ortamın sağladığı enerji ile alışagelmedik çalışma örnekleri gösterdik. Yönetime neden talip olduğumuzu, neler yapacağımızı, olaylar karşısındaki duruşumuzu belli bir çizginin üzerinde tutarak görsel ve yazılı basın yoluyla yayınladık. Evler posta yoluyla ulaştırdık, yüreğimizden kopuk gelen sıcak heyecan ile aklımızı birleştirerek olşturduğumuz hedefleri tüm saydamlığıyla anlattık. Ancak ne yazık ki bizim söylemlerimize karşı, ne karşı listeden ne de toplumun diğer kesimlerinden herhangi bir tepki almadık. Yazdıklarımızın doğru veya yanlış olması kimseyi ilgilendirmedi. İlgilenilen konu sadece seçimin kazanılmasyıdı. Suskunluğun nedeni basit çünkü okumadılar. Okusalar birşeyler yazarlardı. İyimser bir bakışla da bir şeyler yazıldığı durumda ortaya  yeni bir sinerji çıkardı.  Ayrıca gereksiz söylenti ve dedikoduların  kaynağı da  kurutulmuş olurdu. Ne yazık ki bu gerçekleşmedi.

Diğer önemli bir gözlemim de “sorgulamayan” bir toplumun bireyleri olma özelliğimiz. “Böyle gelmiş böyle gider” mantığının hakim olduğu bir yapı içerisinde yaşıyoruz. Toplumumzun yılların birikimiyle alışkanlık kazanmış davranış biçimleri, olaylar karşısındaki duruşu ve tahamül sınırımızın çok düşük olması gibi sayacağımız birçok özellik beynimize kök salmış  duruyor. Var olanı, gerçeği öğrenme anlamında sorgulamaya başladığımızda aslında bize doğru gelen birçok şeyin çok da doğru olmadığı yada günümüze uymadığı, tarih sayfalarına gömülmesi gerektiğini yakalıyoruz. Ancak bu cesareti gösterecek bireyleri bulmak sanırım sayılabilecek kadar az.

Sorgulamadığımız için de herşeyin güzel, uygun ve yerli yerinde yapıldığını sanıp kendimizi merdivensiz bir kuyuya atıyoruz.

Sorgulamak yenilekçi haraketin yelkenlerini dolduran rüzgar gibidir. Bizi amacımıza hızla götürür. Sorgulamak ister kurum olsun, ister birey olsun, çalışmalara  düzen vermek, belirli bir standart oluşturma zorunluluğunu doğurur. Kurum yöneticilerini zorlayacak toplumumuzun her bireyinin  sorgulama talep ve isteğidir. Bizler yönetici veya bireyler olarak  her konuda hesap vermeye, sorgulanma taleplerine hoşgörüyle karşılamaya başladığımız zaman, ilerlemenin de önü açılmış olacaktır. Aksi durumda toplumumuz çağdaş demokrasiden gerekli payeyi almıyacaktır.

Son olarak sadece Mavi Listeyi arkadaşı, akrabası olarak değil yeni bir oluşumun habercisi, yeni fikirlerin yaratıcısı, ve iyi işler yapmak isteyen kişiler olarak gören,  güvenen yazdıklarımızı okuyup, söylemlerimizi dinleyen bize yürekten inanan ve bizlere “Evet” diyen  seçmenlerimize sonsuz teşekkürler.

Misak Vartikoğlu   misakv@gmail.com

23.05.11

Yorumlar kapatıldı.