İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Huntington’un ilk fayı Sudan’da kırıldı

Selim Efe Erdem
‘Medeniyetler çatışması’ tezinin mimarı Huntington, Hıristiyan ve İslam medeniyetlerinin Afrika’daki fay hattının Sudan’dan geçtiğini söylüyordu. Tam da Huntington’un dediği gibi; Sudan’ı ikiye bölen referandumun ardından Abyei’nin kuzeyi Müslüman ve Arap Afrika, güneyi ise Hıristiyan ve Animist Güney Afrika.
SELİM EFE ERDEM
Gazeteci
Dünya nefesini tutmuş önce Tunus, sonra Mısır ve Libya ve tüm bölgeyi saran isyan ateşini izlerken Mısır’ın komşusu Sudan, Afrika devrimlerine model olacak demokrasi seçeneğini etüd ediyor. Müslüman Arapların yönettiği ülke, 24 yıl aradan sonra ilk kez milletvekili seçimlerine gitmekle kalmadı, referandumda Güneyli Hıristiyan ve Animist Afrikalılarla 16 Temmuz’dan itibaren iki ayrı ülke olarak bölünmeyi de kabul etti. Sudan tecrübesi bölge ülkeleri için örnek teşkil edebilecek nitelikler taşıyor. Batı’nın ders konusuysa,‘Medeniyetler çatışmasında Afrika fayının kırılması’ gibi duruyor. Sudan artık iki ayrı ülkeye bölündü ama sebep petrol değil,başka…
Tüm komşuları ateş altındayken Sudan’da isyan bayrağının açılmayışının nedeni ne olabilir?  BM kararıyla soykırım yaptığı gerekçesiyle hakkında tutuklama kararı çıkarılan ilk devlet başkanı Ömer El Beşir’in ülkesi Sudan. 13 ülkeye sınırı olması ve tarihsel olarak  Afrika ve Ortadoğu’nun köprü ülkesi olması dolayısıyla ‘rejim ihracı’ tehlikesinden de söz ediliyor. Üstelik petrolü de var. Zengin uranyum ve maden yatakları, dünyanın organik gıda merkezi olmaya aday devasa tarım alanları gibi bolca nedenin yanısıra… 30 yıldır süren ayrılıkçı hareketler, 22 yıldır iktidarda bulunan ve hakkında uluslararası tutuklama kararı bulunan bir lider tarafından yönetiliyor olması da cabası… Peki ama neden Libya ve Mısır’a komşu olmasına rağmen Sudan’da bölgeyle eş zamanlı isyan çıkmadı ve liderleri değişmedi?
İlk kansız bölünme
Gazeteciler Yazarlar Vakfı Medialog Platformu Başkanı Ertam Aytav’ın davetiyle gittiğimiz Sudan’da kanaat önderleri, eski ve yeni bakanlar, BM temsilcileri, kabile reisleri ve kamplardaki mültecilerle yaptığımız görüşmelerden alıyoruz yanıtımızı. Kanlı isyanlarla liderlerin devrilip yönetim değişikliğinin önce Sudan’a, oradan tüm Afrika’ya yayılması bekleniyordu ama seçim ve referandum, ambargoya rağmen ‘Batı’nın talep listesinde’ yer alan maddelerin yerine gelmesi, tüm göstergeleri değiştirmiş durumda. Fark, Sudan’ın referandumla gerçekleştirdiği bölünmenin, Libya’da ‘uçuşa güvenli bölge’ ve muhalif hareketiyle gerçekleşmesinde.
Müslüman Arapların yönettiği Sudan, uzun çatışmaların ardından, Müslüman Araplar ile Hıristiyan ve Animist Afrikalıların aynı bayrak altında yaşayıp yaşamayacağını oyladı,  yoksul Güneyliler, yüzde 99 gibi bir keskin sonuçla “ayrı bir devlet olmak istiyoruz” dedi.  Sudan parlamentosu da bu referandumu onaylayınca, 16 Temmuz’un ardından ülkenin Sudan ve Güney Sudan adıyla ikiye bölünmesi kesinleşti. Sudan Devlet Başkanı El Beşir, Güney Sudan’ı ilk tanıyan ülke olacaklarını ve her zaman kardeş ülke olarak yanlarında bulunacaklarını ve sınır eyaletlerinde altı ay sonra ikinci bir memnuniyet referandumuyla sınırın hangi yakasında kalacaklarına ilişkin tercih imkânı sunacaklarını, Kuzey’de kalan Güney Sudanlılarının da güven içerisinde yaşayacaklarına dair garanti verdi. Ancak halklar hiçbir garantiyi dinlemedi. BM yetkililerine göre, sadece 2011’in ilk üç ayında 200 bin Güney Sudanlı Kuzey’i terk etti ve yılsonuna kadar bu rakamın bir milyona ulaşması bekleniyor.
Batı’nın isteği mi oldu?
Peki ama Sudan’ın bölünmesinin, Afrika ve dünya blokları için ekonomik ve siyasi önemi neydi? Sudan, her biri yüz bini aşkın kişi tarafından kullanılabilinen 200’ü aşkın farklı dil ve etnik kabileyi barındırıyordu. Nüfusun ancak yüzde 45’inin eğitim alabildiği ve bu nedenle Arapça ortak diliyle ileşitim kurabildiği, kullandıkları dilin ve kültürün etkisiyle Müslümanlığın hızla Hrıistiyan ve Animist topluluklarda yayıldığı bir ülke konumundaydı. Kolonyal geçmişi sebebiyle Batı’nın desteklediği bölünmeyle, Arap dili, kültürü ve İslam’ın sınırları  Abyei’de  çizildi. Abyei’nin güneyinden itibaren, eğitim ve ülke yönetim sisteminde İngiliz dili, kültürü ve dinini yansıtan bir medeniyetin sınırları başladı. Bu sınırın temelleri, kolonyal dönemde atılmıştı.
Sömürge dönemi iç savaş tohumları 
Sudan 1956’da Afrika’da ilk bağımsızlığa kavuşan ülkelerden biri. Sömürge döneminde her kabileye ayrı kimlik verililmiş, bağımsızlık sonrasında  da her kabilenin bu kimliklerinden doğan haklarını istemesi desteklenmiş. 17 yıl süren Güney ve Kuzey savaşının ardından, Güney Sudan Özgürlük Hareketi ile Kuzey’i temsilen dönemin Sudan Başbakanı Cafer Nimeyri 1972’de Addis Ababa Barış Anlaşması’nı imzaladı ve ülke bağımsızlık sonrası ilk kez barış içinde yaşamaya başladı. 1983’te Nimeyri hükümetinin İslami politikaları gerekçesiyle başlayan Kuzey-Güney iç savaşı ise tam 25 yıl sürdü. 2 milyon insan hayatını kaybetti. 2005’te Niavsha Anlaşması’yla Güney Sudan’a yarı özerk yönetim şekli verildi ve beş yıl sonra yapılacak referandumla self determinasyon hakkı tanındı. 9 Ocak 2011’deki referandumla Güney Sudan tam bağımsız bir ülke haline gelirken, petrol gelirlerinin Kuzey-Güney arasında eşit dağıtılması ve sınırdaki  Abyei bölgesinde eş zamanlı ayrı bir referandumun yapılması kararlaştırıldı.
 ‘Medeniyetler çatışması’ tezinin mimarı Huntington, Hıristiyan ve İslam medeniyetlerinin Afrika’daki fay hattının Sudan’dan geçtiğini söylüyordu. Sudan’da  Batı’nın desteklediği Hıristiyan Güney ile İslam coğrafyasının desteklediği Kuzey arasındaki fay, Afrika’da aynı zamanda Hıristiyan ve Müslümanlık sınırlarını belirliyordu. Medeniyetler arasındaki fay hatlarının geleceğin çatışma hatlarını oluşturacağını savunan Huntington, Kuzey-Güney iç savaşıyla derinleşen tarihsel düşmanlıkların, Afrika’nın modernizasyonu ve Hıristiyanlığın yayılmasıyla Sudan fay kırığı boyunca şiddetleneceğini savunuyordu. Tam da Huntington’un dediği gibi Sudan’ı ikiye bölen referandumun ardından artık Abyei’nin kuzeyi Müslüman ve Arap Afrika, güneyiyse Hıristiyan ve Animist Afrika.
Ambargoya rağmen iktidar
 1989’da iktidarı deviren Ömer El Beşir’in, ‘terörü desteklediği’ gerekçesiyle Sudan Amerika tarafından ağır bir ambargo yaptırımı altına alındı. 90’lardan bu yana Amerikan yaptırımı altındaki Sudan’da, başta bu ülkede çok sayıda yatırımı olan Bin Ladin ailesi olmak üzere ‘kara listedeki’ çok sayıda isim ve hareketin Sudan’daki faaliyetlerine de sessiz sedasız son verilmesine paralel iktidar partisi de sessiz sedasız gücünü koruyabilmesini bildi.
Sudan ve Türkiye, tarihsel ve sosyolojik olarak birbirinden çok farklı iki ülke ama referanduma giden süreçte siyaseten ortak noktaları da yok değildi. Etnik veya bölgesel çatışmalar, aşiret veya kabile reisleriyle hareket eden feodal yapı, ayrılıkçı örgüt ve liderler, daha fazla demokrasi talepleri ve bitmek bilmeyen bölünme tartışmaları… Sudan’daki gibi Türkiye’nin güneydoğusunun önüne sandık koyulup “Türkiye’yle birlikte mi yaşamak istiyorsunuz yoksa ayrılmak mı”diye sorulsa acaba nasıl bir tablo çıkar ortaya?‘Biz Türkiye’yle birlikte yaşamak istiyoruz sonucu, bölünme paranoyasını, ayrılıkçı istekler i sona erdirir mi? Ya da sandıktan bölünme çıksa, Türkiye’de Kürt sorunu biter mi?  Avrupa’da, Balkanlarda, Kafkaslarda ve dünyanın pek çok yerinde farklı bölünme örnekleri yaşandı/ ancak çok tartışılan ülke Sudan üzerinden, bir ülkenin bölünmesi sonrası yaşanıyor olan deneyimler, teoriyle pratiğin pek uyuşmadığını gösteriyor. Sudan’da devlet başkanı ve anayasal teminata rağmen yüz binlerce Güney Sudanlı sınırın öteki yakasına gönüllü bir göç hareketi başlattı. Peki, ayrılık sonrası Güney Sudan’a huzur geldi mi? Patlayan bombalarla her gün yaşanan onlarca kayıp, bu defa Güney Sudan’da Hristiyan ve Animistler ile yerleşikler ve kabileler arasında yaşanacak bir savaşın sinyallerini veriyor.
efeerdem@stargazete.com
http://www.stargazete.com/acikgorus/huntingtonun-ilk-fayi-sudanda-kirildi-haber-341523.htm

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: