İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“REFORMDAN” SOYKIRIMA GİDEN YOL

Ragıp Zarakolu
Ermeni sorunu, Osmanlıdan miras kalan, sorunları siyasal ve adil biçimde “çözmek” yerine onları “çürütme” yönteminin en önemli örneklerinden biridir. Ermeni sorunu, bir anlamda, Osmanlı İmparatorluğunun iki yüzyıla yakın devam eden çözülme sürecinin en son örneklerinden biridir. Yeni moda deyimle ifade edecek olursak, bu zihniyetin değişmemesi nedeniyle, ne “Tanzimat”, ne “Islahat” ne de “Meşrutiyet Açımları” bir sonuç vermiştir. Bütün bu açılımlarda, niyet geleceğe yönelik gerçek ve kalıcı ortak bir program oluşturmaktan çok, çözümsüzlükte devam ve “devletin bekasıiçin zaman kazanmaktır. “Islahat” tan anlaşılan ise, paylaşımdan çok, egemenliğin monolitik tarzda devamını sağlamak için, ana paradigmada asla değişiklik yapmadan, özellikle devlet cephesinden gerekli düzenlemelerin yapılmasıdır.

Ermeni halkının siyasi önderleri ve örgütleri, yarım kalmış bir demokratik devrim girişimi olan 1908 Devriminden sonra, iradelerini Türkler ve diğer halklarla “birlikte yaşama” temeli üzerinde oluşturdular. Osmanlı partileri ile siyasal ittifaklar kurdular, seçimlere ortak listeler ile katıldılar.
Ancak Osmanlı siyasal arenasında ortak yaşam projelerinin zayıflığı ve hayata geçirilemeyişi, eski sorunları tekrar geri çağırdı. Ermeni aydınları aslında, Osmanlı Aydınlarının 1908 Devrimi sonrası, Türk Ocakları aracılığı ile başlattıkları uluslaşma yaklaşımlarına dostça bakacaklardı. Bugünkü Kürtler gibi onlar da, Anayasal düzende “kurucu unsur” olduklarını hayal ediyorlardı. Büyük müzisyen Gomidas, Türk Ocağında konferanslar vererek, ulusal kimlik arayışlarına, müzik alanında destek sunmaya çalışacaktı. Çünkü o da birçok Ermeni aydını gibi ayrı kimliklerin birlikte var olabileceğini düşünüyordu. Uğursuz 1914 yılına kadar. Oysa, çok uluslu ve karma yerleşimli bir imparatorlukta, üniter ve ulusal bir devletin kurulması, ancak etnik temizlik kampanyaları ile mümkün olabilirdi.
Osmanlı-Rus ve Balkan Savaşları, gerek Kafkaslardan gerekse Balkanlardan Anadolu coğrafyasına yığılan zorunlu göç dalgalarına neden oldu. Özellikle yeni Balkan devletleri, “ötekileri” göçe zorlayarak, kıyım ve şiddet politikalarıyla,  kalanları ise asimile ederek, ulusal dokuyu güçlendirme uygulamalarına başvurdu.
Asayişsizlik durumu, Doğu Anadolu’da ise Ermeniler ve Kürtler açısından geçerli idi. 93 Harbinden sonra ve 1890’lı yılların Hamidiye kıyımları sonucunda, birçok Ermeni köylüsü topraklarını yitirmişti. O dönemin korucuları olan Hamidiye alayları, bunların dönmesine izin vermediği gibi, Ermeni köylüsünü taciz etmekte devam ediyordu. Ermeni partileri ise, o zaman “fedai” denen, bir çeşit öz-savunma işlevini gören gerilla güçlerini dağdan indirmiş ve anayasal sistemin legal bir parçası haline gelmişlerdi. Hepsi legal parti olarak, açık örgütlerdi. Dolayısıyla, ITF’nin “imha” siyasetine yöneldiği kesinleştiğinde, Van dışında, direniş için çok az olanak kalmıştı.
Osmanlı hükümeti 1914 yılında, Ermenilerin yoğun olduğu Doğu Anadolu’nun 6 vilayetinde Makedonya’dakine benzer bir reform programını başlatmayı, büyük devletlerin özellikle de Almanya ve Rusya’nın baskısı ile kabul etmişti.
Bu Osmanlı yönetimi için, artık Anadolu’nun da elden gittiği paniğini yaratacaktı. Öte yandan Balkanlardan gelen büyük göç dalgasına da bir yer açılması gerektiği düşünülüyordu. Balkan Savaşı nedeniyle korkunç bir ekonomik kriz yaşanmaktaydı, devlet ekonomik açıdan iflas etmişti. Modernleşerek güçlendirilmiş büyük Osmanlı ordusu ise, yeni oluşmuş küçük Balkan devletleri karşısında, Batılıları da şaşırtan utanç verici bir yenilgiye uğramıştı.
Osmanlının en sadık tebalarından olan Arnavutların, 1912 yılında, ITF’nın “sözde açılımlarından” umudu kesmeleri ve aralarındaki din ayrımını [Müslüman, Ortodoks ve Katolik] ilk defa kaldırarak birlikte ayaklanmaları, irili ufaklı Balkan devletlerine, güçlerini birleştirme ve birlikte atak yapma cesareti vermişti. [Balkanlardaki süreç ve Arnavut uluslaşması için bak: Aram Andonyan, “Balkan Savaşı”, Çev. Zaven Biberyan, Aras Yayınları, 1999].
İttihatçılar, iflas eden Osmanlı ordusunu yeniden organize etme işini Almanlara ihale ettiler. Ordu içinde amansız bir şiddet uygulaması başlatarak, bir çeşit Prusya disiplini sağlamaya çalıştılar. [ Ermeni Soykırımı ile Almanya’nın bağıntısı için Bak: Vahakn N. Dadrian, “İttifak Devletleri Kaynaklarında Ermeni Soykırımı”, Türkçesi: Ali Çakıroğlu, Belge Yayınları 2006]
Arnavutlardan sonra Araplar da, ulusal taleplerini yüksek bir biçimde dile getirmeye başlamışlardı. Kürtler ise, hala hilafete sadakatle bağlı olmakla birlikte Kürt aydınları arasında da, batan imparatorlukta kendi geleceklerini halklarının geleceğinin önüne koydular(bir bölümü –Şeyh Abdulkadir-impartorluktan yana, ki devlet çökerse kendilerine iş kalmayacatı, bir diğer grup ise –Şerif Paşa, Mevlanzade- bağımsızlıkçı bir çizgiyi izlediler. Ancak bağımsızlıkçı çizgi gerek birinciler, İttihat ve Kemalistler tarafından etkisizleştirildi. Arap aydınları arasında da ITF’na olan güven dibe vurmuştu. Onlar da hızla bağımsızlıkçı bir çizgiye yöneleceklerdi. Bu Arap aydınları ise, İmparatorluk batarsa Suriye de kendi hanedanını kurmayı hayal eden Cemal Paşa tarafından Beyrut’un bugün “Şehitler Alanı” diye bilinen meydanında salkım saçak sallandırılacaklardı. Cemal Paşanın, Ermeniler karşısındaki görece ılımlı tavrı ise, kurmayı hayal ettiği yeni devlette, bu halkın yaratıcı yeteneğinden ve gen havuzundan yararlanmaktı.
İttihat hükümeti, bütün bu sorunlardan kaçmanın yolunu, 1. Dünya Savaşına, Alman militarizmi komutası altında girmede buldu. Ermeni önderlerinin, savaş cephesinde asıl Ermeni halkı sıkışacağı için, İttihatçıları bu savaşa girmemeleri için sonuna kadar ikna etmeye çalıştıkları biliniyor. İttihatçılar, asla istemeden Batı zoruyla taahhüt ettikleri Ermeni reformunu savaş bahanesi ile askıya aldılar. İttihatçılara göre, Ermeniler, Müslüman nüfusu göçe zorlayarak, belli bir bölgede çoğunluk sağlayabilir, sonra kendi hakkını tayin hakkını dayatabilirdi. Ne pahasına olursa olsun bunun önüne geçilmeliydi.
Ermeni Reformu, İTF’nin kuşkularının artmasına neden oldu. Bir yanda liberal eğilimli, otonomiden yana İtilafçıların güçlü muhalefeti, öte yanda Ermeni Reformu [onlara göre dayatması] ITF Cuntası, çareyi balıklama dünya savaşına dalmakta buldu. Önce Osmanlının savaşa katılımında isteksiz olan Almanya, Batı cephesinde batağa saplanıp, yıldırım savaşı hayalinde başarılı olamayınca, doğu cephesinde ITF cuntasına, askerleriyle birlikte hibe ettiği iki zırhlı ile Rusya’nın Odessa kentini bombardıman ettirerek rahatlamaya çalıştı.
Olası bir Ermeni devletinin oluşumunu önlemenin tek yöntemi, İTF çevrelerine göre, bu halkı kendi tarihsel yaşam alanından arındırmaktı. Bunun yolu ise, kadın, yaşlı, çocuklar da dahil tüm bir halkın, Suriye çölleri doğrultusunda uzun bir sürgün yürüyüşüne çıkarılması oldu. Suriye’de bile Ermenilerin nüfus oranının yüzde 6’yı geçmemesi isteniyordu. Soykırımın son evresi ise 1916 yılında Suriye çöllerinde, Der Zor’da sahneye konacaktı.
İttihatçılar, bir yenilgi durumunda bile, Ermenistan’ın artık kurulamayacağını biliyorlardı. Fiziki varlığı ortadan kaldırılan bir halk nasıl devlet kurabilirdi ki? Onlara göre “Hayali Ermenistan” toprağa gömülmüştü. Kemalistlerin de 1929’da Ağrı’da hayali Kürdistanı, toprağa gömdüklerini düşünmeleri gibi.
Savaş sonrası imzalanan Sevr Barış Antlaşması, küçük bir Kürdistan yanında, büyük bir Ermenistan’ın da oluşumunu öngörüyordu. Ama halkı olmayan hayali bir devlet nasıl oluşturulabilirdi ki? Zaten Sevr Anlaşmasının en baştan iflas etmesinin asıl nedeni de buydu.
Soykırım aynı zamanda, yükseltilmesi istenen ulusal burjuvazi adına bir mülksüzleştirme ameliyesi idi. Mülkiyetin zorla el değiştirmesi sonucu, baskıcı sisteme bağımlı yeni bir burjuva tabakasının yükselişi desteklendi. Madem “Türkiye Türklerin” olacaktı, azınlıkları tasfiye süreci sonuna kadar devam ettirilmeli idi. Kürtlere biçilen kaftan ise, “beyaz soykırım” idi, yani asimilasyon ve “dil-kırım” (linguacide) politikalarının hayata geçirilmesi. [Bk: Gülçiçek Günel Tekin, “Beyaz Soykırım: Türkiye’nin Asimilasyon ve Dilkırım Politikaları”, Belge Yayınları, Eylül 2009]  Aslında bunun başarılamayacağını, Talat Paşa ile “Ermeni Açılımı”nın Ermeni toplumu adına tartışmasını yapan Erzurum milletvekili.Pastırmacıyan, [Armen Garo] , anılarında Talat Paşa ile olan tartışmalarının ayrıntılarını vermektedir. Garo, Ermeni halkını tasfiye etmeye kararlı olduklarını anladığını, Araplarla federasyon kurmak istediklerini, Kürtleri ise asimile etmeyi planladıklarını, ama bunun olanaksız olduğunu belirtir. [ Bak: Armen Garo’nun Anıları, “Osmanlı Bankası” . Türkçesi: Attila Tuygan, Belge Yayınları 2009]. Kürt sorununun günümüzdeki çözümsüzlüğü Garo’nun öngörüsünü doğruladı.
Sonuç olarak Ermeni Reformu tarihte başarısız kalmış “Açılım” örneklerinden biri olarak yerini aldı.. Bu Reform planı,  Ermeni ve Kürtleri birlikte dikkate aldığı için, İttihatçıları Balkan Savaşlarından daha 2 yıl geçmeden Cihan Harbi kaosuna sürükleyecek kadar panik içine sokmuştu.
EK BELGE
E R M E N İ  R E F O R M U
(26 Ocak 1914 tarihli anlaşma)
Fransızca Resmi Metinden tercüme edilmiştir (*)
EK I
E R M E N İ R E F O R M L A R I
(26 Ocak 1914 tarihli anlaşma)
Fransızca Resmi Metinden tercüme edilmiştir (*)
A)          Doğu Anadolunun iki bölgesinin başına iki Avrupalı müfettiş getirilecektir.
1)      Erzurum, Sivas ve Trabzon vilayetleri, ve de
2)      Van, Bitlis, Harput ve Diyarbakır vilayetleri için.
B)          Bölgelerin İdari, Adli, Polis ve Jandarma teşkilatları Genel Müfettişlerin kendi denetimleri altında olacaktır.
C)          Kamu güvenlik örgütleri yetersiz kaldığı takdirde, Genel Müfettişim talebiyle, emrine, yetkileri dahilinde kullanmak üzere askeri birlikler verilecektir.
D)          Genel Müfettişler duruma göre, yeterli bulmadıkları veya görevini kötüye kullanan memurları azletmeye ve mahkemeye vermeye, ve görevinden alınan alt derecedeki memurların yerine, kanun ve yönetmeliklere göre, yeterli olan yenilerini tayin etmeye yetkilidirler. Onların yüksek rütbeli memurları, Sultanın hükümetine teklif etme hakları vardır.Tüm resmi muameleler konusunda, ilgili bakanlıklar telgrafla, kısa esbabı mucibesiyle, haberdar edilecek. Müteakip sekiz gün zarfında, o memurların dosyalarını, delilleriyle birlikte bir raporla ilgililere gönderilcek.
E)          Zorunlu önlemler alınmasının söz konusu oldığu vahim durumlarda, Genel Müfettişlerin, kanunen görevlerinden alınmaları mümkün olmayan adli memurları, gerçek durumu hemen adli merciye bildirmek şartiyle, anında azletmeye hakkı vardır.
F)           Valiler tarafından, kesin önlemlerin alınmasını gerektiren hallerde, Genel Müfettiş mecburen durumu İçişleri bakanlığına bildirir. Bakanlık da hemen durumu Bakanlar Kuruluna havale eder. Bakanlar Kurulu Genel Müfettişin telgrafını takip eden en fazla, 4 gün zarfında bir karar vermek zorundadır.
G)          Arazi sorunları Genel Müfettişin gözetiminde halledilecektir
H)          Genel Müfettişin görev ve yetkileriyle ilgili, daha ayrıntılı talimatnameler, tayinlerinden sonra ve onların yadımıyla hazırlanacaktır.
I)           On yıllık süre zarfında Genel Müfettişlik makamı boş kalınca, Bab-ı Ali yeni Genel Müfettişlerin seçimi için devletlerin nazik yardımını ümit etmektedir.
J)           Her bölgede, kanunlar, talimatnameler ve resmi ilanlar yerel dillerde yayınlanacak. Mahkemeye veya idareye yapılan başvurularda, Genel müfettiş bunu imkan dahilinde bulursa, taraflar kendi lisanlarını kullanma hakkına sahip olacaklar.
*)Müfettişlerin tayin şeklinin, efkar-ı umumiyeyi tahrik etmemek için, plana dahil edilmemesi uygun görülmüştü. Her iki müfettişi de Büyük Devletler seçti ve Sultanın tasdikine sunuldu.
K)          Her milletin Eğitim bütçesinde yerli milletlerin payı, Eğitim vergisine katkıları oranında tesbit edilecek. İmparatorluk hükümeti, halkın kendi okullarına yardımını hiçbir suretle engellemeyecek.
L)          Her Osmanlı vatandaşı hazarda askerlik görevini, yaşadığı bölgenin askeri birliklerinde yapacaktır. Ancak İmparatorluk hükümeti yeni bir emre kadar, Yemen, Asir ve Necd gibi uzak yerlere Kara Kuvvetlerini Osmanlı İmparatorluğunun bütün bölgelerinden, nüfusla orantılı olarak alacaktır.Bunun dışında Deniz Kuvvetleri için de İmparatorluğun bütün bölgelerinden kura askerleri alınacaktır.
M)         Hamidiye Alayları yedek süvari askeri olacaklardır. Onların silahları askeri silah depolarında muhafaza edilecek, seferberlik veya manevralarda erata dağıtılacaktır. Bu Alaylar ait oldukları bölge birliklerinin kumandanlarının emrinde olacaklardır. Hazarda Tugay, Tabur ve Bölük kumandanları, imparatorluk ordusu faal subaylarından oluşacak. O süvari bölüklerinin askerleri bir yıllık askeri hizmete tabi tutulacaklardır. Oraya kabul edilmek için at ve teçhizatını kendileri temin etmelidirler. Bu süvari bölüklerine, milli ve dini ayırım olmaksızın, bulundukları bölgeden, at ve teçhizatlarını temin şartiyle herkes katılabilecektir. Seferberlik veya manevralar için göreve çağırılanlar düzenli askeri disipline tabi olacaklardır.
N)          Vilayet Genel Kurullarının yetkilileri 13 Mart 1329 (1913) tarihlı kanunla tesbit edilmiştir.
O)          Genel müfettişlerin gözetiminde, mümkün mertebe çabuk ve mümkünse –bir seneyi geçmemek şartiyle—yapılacak son bir nüfus sayımı, çeşitli din, millet ve konuşulan dillerin gerçek ve tam oranını her iki bölgede tesbit edecektir. O zamana kadar, Van ve Bitlisin Vilayet Genel kurullarının ve encümenlerinin seçilmiş üyelerinin yarısı İslam ve yarısı da gayrı müslim olacaktır. Erzurum vilayetinde eğer son nüfus sayımı bir seneye kadar yapılmazsa, Vilayet Genel Kurulu üyeleri de ayni şekilde, Van ve Bitliste olduğu gibi, eşitlik prensipine göre seçilecektir. Sivas, Harput ve Diyarbakır vilayetlerinde, Genel Kurul üyeleri şimdiden orantılı olarak seçilmektedir. Bunun için son nüfus sayımına kadar, islam seçmenlerin sayısı son seçimlerde kullanılan listelere göre kararlaştırılacaktır. Ancak maddi güçlükler seçimin geçici uygulamasını imkansız kılarsa, genel müfettişler Sivas, Harput ve Diyarbakır vilayetlerinin sandalye sayısı konusunda başka bir oran teklif edebilecekler ve böylece yerel şartlara ve ihtiyaçlara daha uygun bir sandalye dağılımı elde edilecektir. Genel Kurul seçimlerinin orantılı esasa göre yapıldığı bütün vilayetlerde, gayrımüslimlerin Encümenlerde temsilcisi olacaktır.
P)           İdare Meclisine seçilen üyelerin oranı eskiden olduğu gibi, yarı yarıya olacaktır.
Q)          er bu müfettişler bir mahzur görmezlerse, İslam ve Gayrı Müslim eşitlik prensipi her iki bölgenin Polis ve Jandarma teşkilatında da, yer açıldıkça uygulanacaktır. Eşitlik prensipi her iki bölgede tüm Kamu görevlerinde de uygulanacaktır.
———————————————————————————-
Van mebusu Papazyan’ın Ara yorumu:
 26 Ocak 1914 tarihinde Sait Halim Paşa ve Rus Sefareti birinci müşaviri tarfından imzalanan, son şeklini almış bu plan, Türk Hükümetinin muhalefeti ve Büyük Devletlerin aralarında hüküm süren anlaşmazlıklar sebebiyle bir iskelete dönüştürüldü. 23 Mayısta Genel Müfettişlerin hakları hakkındaki mukavele imzalandı. (Onlar 18 Nisanda İstanbul’a geldiler)
Taşnak Partisi Erzurum Kongresi (8ci) imzalanan bu plan hakkında şu isnatlarda bulundu:
“Genel Kurul kabul edilen planı, bir bütün olarak yetersiz ve faydasız bulmaktadır. Plan parti teşkilatına, uygulamada belli bir sorumluluk almasına izin vermemektedir. Genel Kurul, müdahalenin, resmi heyetlere bırakılmasını telkin eder. Ancak bu planda, bizim planla asgari müşterekte buluşan birkaç nokta bulunmaktadır. Ne var ki, Hükümet onları bile zayıflatmak için her gayreti sarfetmiştir. Binaenaleyh, Kongre gerektiğinde hükümetin önleyici bu teşebbüslerini engelleyip, Ermeni milletinin haklarını koruyacaktır.
Bundan iki yıl sonra, Türkiye Ermenilerinin büyük bir bölümünün katliama kurban olup geri kalanları da darmadağın olduğunda, Reformlar konusunda hamimiz olan Rusya Dışişleri bakanı Ermeniler konusundaki fikirlerini şöyle beyan ediyordu: “Ermenilere Eğitim ve Kilise konusunda, geleceğini tayin etme imkanı verilmeli. Yalnız bir şartla: Tüm müesseselerde Rusçaya rüçhaniyet tanıma kaydiyle…” (Bak: “Asya Türkiyesinin Bölünmesi”, Gizli Belgeler,. Sovyet Rusya Dışişleri Bakanlığı yayınları.)
GENEL MÜFETTİŞLERİN GÖREV VE YETKİLERİNE AİT
TALİMATNAMELERDEN SEÇMELER
**
Genel Müfettişler kendi bölgelerinde İdari, Adli ve Güvenlik güçlerinin (Polis ve Jandarma) gözetimini üstlenecekler.
Kamu güvenlik güçleri yetersiz kalırsa, Genel Müfettişin talebiyle yetkileri dahilinde, gereğini ifa etmek üzere, emrine askeri güçler tahsis edilmeli.
Genel Müfettişler, Valilerin de fikrini alarak, Bab-ı Aliye gerekli kanun tasarılarını, İmparatorluk kanunlarına ve de yerel ihtiyaçlara uygun olma kaydiyle, gerekçeleriyle birlikte teklif edeceklerdir. Ayrıca bahsi geçen kanunların uygulanmasını kolaylaştırmak için, plan ve talimatnameler geliştireceklerdir.
Bitlis ve Van vilayetlerindeki Meclis ve Encümenlere seçilen üyeler, yarı yarıya İslam ve Gayrımüslim olmalıdır.
Erzurum vilayetinde kesin nüfus sayımı bir yıl içinde yapılmamışsa, meclis üyeleri yukarda adı geçen vilayetlerde olduğu gibi yarı yarıya esasına göre seçileceklerdir.
Sivas, Harput ve Diyarbakır vilayetlerinde İdare Meclisi üyeleri şimdiden, orantılı esasa göre seçileceklerdir. Bunun için kesin nüfus sayımına kadar İslam seçmenlerin listeleri kesin sayılacak, Gayrı Müslimlerin sayısına gelince, kendi dini zümrelerince temin edilen listeler esas alınacaktır. Ancak bu seçim usulünü uygulamada maddi bazı güçlükler varsa, Genel Müfettişler, Sivas, Harput ve Diyarbakır meclislerinin sandalye dağılımı için, bu vilayetlerin halıhazır ihtiyaçlarına cevap verecek başka bir oran tesbit edip uygulayacaklardır.
Genel Kurul üyeleri seçiminin orantılı olarak yapıldığı bütün vilayetlerde, azınlıkların, encümenlerde bir temsilcisi bulunacaktır.
1)İdare meclisi seçimleri geçmişte olduğu gibi İslam ve Gayrı Müslim prensipine göre yapılacak.
2) Genel Müfettişler duruma göre, yetersiz veya kötü ahlaklı memurları azlederler. Cezayı gerektiren bir suç işleyenleri mahkemeye verirler. İşten uzaklaştırılan memurların yerine yeniden yeterli niteliklere sahip kişileri tayin ederler.
3)Valiler cezayı mucip bir suç işlediklerinde ve hemen kesin önlemler alınması gerekirse, Genel Müfettişler derhal, telgrafla İç İşleri bakanığını haberdar ederler, o da konuyu Bakanlar Kuruluna bildirir. Bakanlar Kurulu en fazla dört gün zarfında kararını Genel Müfettişe bildirmek zorundadır.
4)Genel Müfettişlerin başlıca görevlerinden biri de mahkemeleri gözlemlemek ve onların adil ve tarafsız olmalarını ve de tesir altında kalmamalarını sağlamaktır.
5)Polis ve Jandarma örgütlerinin ıslahı veya yeniden örgütlenmeleri, Genel Müfettişin talimatlarına göre ve onun gözetiminde yapılacaktır. Polis ve Jandarma örgütlerinde yapılması gerekecek herhangi bir değişiklik, Valinin fikri alındıktan sonra, merkezi hükümete bildirilmek üzere genel müfettişe verilecek.
Bu görevlerin ifası için her Genel Müfettişe:
Bir Genel Sekreter, bir kalem müdürü, yeterli sayıda katipler ve tercümanlar, müdürler ve memurlar.
Siyasi, Polis ve Jandarma işleri için bir müfettiş.
Adli ve Kamu işler için müfettişler.
Nafıa işleri için müfettişler,
Yabancı Jandarma subayları arasından seçilecek bir Emir Subayı.
Yabancı bir sekreter.
Ermenice için bir tercüman.
Kürtçe için bir tercüman.
Yukarda belirtilen memurlar Genel Müfettişin izharı veya muvafakatiyle tayin edilecekler ve yetkileri, Genel Müfettişlerin yardımıyla geliştirilecek özel bi tüzükle belirlenecektir.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: