İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Arap dünyası 1915’te daha ileriydi Munir El Hatib

Arap dünyası 1915’te daha ileriydi

MUNİR EL HATİB (Arşivi)

Şam vilayetleri 20. yüzyılın başlarında, Türkler tarafından maruz bırakıldıkları katliamlardan sonra Ermeni göçmenleri kabul etmişti. Bu göçmenler bir süre sonra Suriye vatandaşlığı almıştı. Tarih bize, o dönemde Suriye toplumunun bu vatan edindirme olgusuna düşmanca bir tutum sergilediğinden bahsetmez.

Sloganlar değişti

Bir asır sonraysa, Arap bölgesindeki Hıristiyanlar birçok sorun yaşıyor. Son olarak Bağdat’ta bir kilisede katliam yapıldı. Peki, Ermenilere vatan verme noktasından Iraklı Hıristiyanları neredeyse tehcir etme noktasına gerilemenin sebebi ne? Hıristiyanların Arap bölgesinde Müslümanlardan daha uzun süredir yaşadığı biliniyor. Hatta Arap Hıristiyanlar 20. yüzyılın başlarında Pan-Arabizm, rönesans ve modernleşmenin savunucusuydu.

Bu gerilemenin birçok sebebi var; en belirgini de iki farklı tarihsel döneme hâkim olan iki kültür arasındaki fark. Şam vilayetleri Ermenileri kabul etti, zira o dönemde kültür ve siyasetin içeriğini liberal ruh, yani çoğulculuğun ve farklılığın kabulü, yeni ortaya çıkmaya ve büyümeye başlayan sivil toplum belirliyordu. Dönemin sloganı ‘Din Allah, vatan herkes içindir’ şeklindeydi. Anayasal devlet, hukukun üstünlüğü, siyasi özgürlük, kadın özgürlüğü, basın özgürlüğü, laik anlayışa geçiş yönünde eğilimler söz konusuydu.

Buna karşın, Arapların bu yüzyılın başındaki tarihsel şartlarını siyasi, kültürel ve sosyal açıdan liberal çağın gerilemesi belirledi. Ermenilere vatan verilmesiyle Hıristiyanların tehcir edilmesi arasında geçen sürede bir çöküş yaşandı. Bölgenin 2. Dünya Savaşı sonrası yaşadığı dizginsiz halkçı patlama ve ideoloji partileriyle totaliter hareketlerin çıkışı aydınlanmayı öldürdü. Sultanlık kavramı bir anlamda dirilirken, bağımsız devlet başarısız oldu. Demografik patlama, yoksulluk, cahillik, düşük okur-yazarlık oranları, kültürel ve toplumsal çölleşmeyle somutlaştı. Nihayetinde aşırılığa güç kaynağı, siyasi ve dini despotizme de boyun eğen bir yapı ortaya çıktı. Devlet bürokrasisinden toplumsal farklılığı derinleştiren, yağmacı bir kesim çıktı. Bu durum orta sınıfların iyice gerilemesine yol açtı.

Kudurmuş köktencilik

Nihayetinde toplumlarımızdaki kültürel alan kudurmuş köktencilik tarafından ihlal edildi. Bu kudurmuş köktencilik çeşitliliği ve farklılığı şiddet yoluyla yok etmeye çalışıyor. Toplumlarımız bir asır boyunca yaşanan değişimin gölgesinde çoğulculuk kültüründen tek bir kültüre geçti. (Londra’da Arapça yayımlanan Hayat gazetesi, 21 Kasım 2010)

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: