İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

1996 Yılında ‘’ Elimizden Gitti ‘’ ile tanıştım, şimdi de demek geri verilebiliyormuş ile dost oldum…. Nazaret Davityan

1996 Yılında ‘’ Elimizden Gitti ‘’ ile tanıştım, şimdi de demek geri verilebiliyormuş ile dost oldum…. 

Nazaret Davityan

Elimizden gitti sözünü 1996 yilinda sayın Varujan Köseyan’ın toplantimizi ziyaretiyle öğrendim nasil olurdu benim olan bir yerin, sahibi olduğum bir yerin elimden gitmesi. Yıl 1996 Vakıf yönetim kurulu seçimi yapılmış ve bende iki yıllık fakirler kolu çalışmasından sonra rahmetli Pilos Yalın’ın önerisi ve rızam üzerine yönetim kurulu seçimlerinde adaylığımı koymuş ve seçilmiştim. 

Aslen Kumkapı doğumlu ve Bezciyan Okulunda eğitim aldığımdan , ve 7 – 8 yaşlarında mamamın elimden tutup kilisede şabik giydirdiği için yer bana hiç yabancı değildi kısacası çocukluğumdan beri oradaydım 17 – 18 yaşlarında Hastane Yardım Kolu üyeliği, daha sonra Fakirlere Yardım Kolu üyeliği ve Bezciyan Okulundan Yetişenler Derneği II. Başkanlığı ve daha sonra iki donem 1996 – 2004 Surp Astvadzadzin Patriklik Kilisesi ve Mektebi Vakfı Yönetim Kurul Genel Sekreterliği.

Seçim sonuçlanmış ancak henüz mazbatalarımız gelmemişti, ya ikinci ya da üçüncü toplantımızdı Diratsular Vakfı ( Kohtan Korosu ) adına Sn: Varujan Köseyan toplantımıza ziyarete gelmişlerdi bizleri kutladıktan sonra arkadaşlar eskileriniz bilir Kapalıçarşıda bulunan iki yerimize ait açılmış olan dava Yargıtay onayı ile Elimizden Gitmiştir kısacası eski sahiplerine hibe edilmiştir diyerek aramızdan ayrıldılar, ne demek oluyordu Elimizden Gitmek, ne demek oluyordu bizim olan veya bizim diye bildiğimiz bir yer elimizden alınıp eski sahiplerine hibe edilebilmesi.

Tüm bunlar birer şimşek misali beynimde çakmaya başlamıştı eski arkadaşlara ne olduğunu soruyor ancak kendimce yeterli cevabı alamıyordum, o günden itibaren yani 12 yıl önce Elimizden Gitmeyle tanışmıştım araştırmalarım sonucunda Diratsular Vakfi 1936 beyannamesinde kayıtlı ancak tapuda halen Meryem Ana Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı adına tescilli olduğu halde her ne hikmetse iki vakıf arasında açılan dava sonucunda eski sahiplerine yani bağışlayanlar adına tescil edilmiştir.

1996 – 2000 dönemi Vakıf Yönetim Kurulu yetkisi ile araştırmalarım başlamıştı
söz konusu yerler eski sahiplerine hibe edilmişti de eski sahipleri kimdi, haberleri varmıydı , yaşıyorlarmıydı, yoksa bu hibenin başka bir amacı olabilirmiydi, bu sorular günbegün kafamda gelişiyordu, Markaryanlar, Torosdağlar, kimdi bu varisler acaba bulabilirmiydim, o süreç içersinde geri alma şansımız olmadığını düşündüm çünki halen mülk edinme yasası çıkmamıştı, bu arada varisleri bulmak için düğmeye basılmıştı, tabii öncelikle Kohtan korosu ile irtibata geçildi çünki içlerinde halen tecrübeli ve yaşlı üyeler bulunduğundan onlar bilebilirlerdi, maalesef tanımadıklarını belki yurt dışında olabileceklerini öğrendik.

1960 lı yıllarda Üsküdar İcadiye Doğramacı Selim sokakta oldukları adrese gittim sordum soruşturdum ama nafile ne tanıyan ne bilen vardı 5 – 6 yıl böyle boş aramalarla geçmişti bir gün Üsküdarda bir yakınımı aradım eski kim var diye sorabileceğim Şahan Srpazana sorabilirsin dedi hiç aklıma gelmemişti aradım ancak o da benim o yıllarım daha çok yurt dışında geçtiğinden sen kardeşim Hayk’a sor dedi onu aradım pek yabancı gelmiyor ama bir bakayım sana dönerim dedi işte o araştırmalarımızın dönüş noktası olmuştu.

Bir sabah telefonum çaldı Baron Hayk Sıvacıyan arıyordu evlat sana bir telefon numarası vereceğim arayacağın kişi Silvia Torosdağ’dır , tam aradığım kişiydi çünki veraset ilamında onun da imzası vardı hemen aradım kendilerine durumu izah ettim tabii önce telefonda kısa bir şok yaşandı çünki kendileri bağışlayandı nasıl oluyor da kendi iradeleri ile kilise vakfına bağışlanan bir yer Diratsular Vakfında oluyor ve dava sonucu kendilerine hibe ediliyordu, tüm detayları ile kendilerine izah ettim kısa bir süre düşünme fırsatı tanımamızı istediler tabii ben bu esnada akrabaları olan diğer varis Silva Markaryanı sordum kendilerinin Canada Toronto’da yaşadıklarını ancak uzun yıllar kendileri ile görüşmediklerini söylediler yani bir sayfa açılırken diğer sayfa kapanıyor gibiydi ama yine de Torosdağlara ulaşmak bile bizim için mucizeydi.

Aradan birkaç gün geçti California Los Angelesta yaşayan Silvia Torosdağı aradım tam karar veremiyorlardı tekrar kendilerine izah etmem gerekiyordu sonuçta söz konusu yerler kendi adlarına tapuda tescil edilmişti şayet ihtiyacınız varsa lütfen düşünmeyin buyrun alın dedim ama alacağım cevabı zaten biliyordum bu yerleri onların babaları dedeleri zaten bağışlamıştı nasıl olur da onlar geri alırlardı ve ne gerekiyorsa derhal yapılmasını istedi geriye diğer varisleri bulmak ve vekalet almam gerekiyordu.

Yaklaşık bir yıl içersinde diğer varis Silva Markaryana da ulaştım ama onu razı etmem hiç de o kadar kolay olmadı ama inandığı bir şey vardı karşısındaki insan bu işi sonuçlandırmak istiyordu o da o kadar oğlum uğraşıyorsun ama ben bu işin pek sonuçlanacağını gözüm kesmiyor sanki boşa uğraşıyorsun diyor ve bir türlü kabullenemiyordu ve tabii ki el altından beni soruşturuyordu kimdi bu adam, her ne kadar vekaletnamede kilise vakfına bağışlanması kaydı ile yazıyorsa da şüpheliydi haklı da olabilirdi.

Bu böyle olmayacaktı bu süreç içersinde mülk edinme yani 4771 ve 4778 sayili yasa çıkmışken iyi değerlendirmemiz gerekiyordu önemli bir fırsattı, evet bir Amerika ve Canada yolu görünüyordu 2 – 3 yıl süren mail ve telefon trafiğinden sonra önce Canada Torontoda yaşayan Silva Markaryanı ziyaret ederek ve daha sonra California Los Angelesta yaşayan Silvia Torosdağı ziyaret ederek uzun konuşmalar sonucunda kendileri ancak Kilise vakfina bagislanmak sarti ile kabullenebileceklerini soylediler ve verilen Vekaletnameler sonucunda yola koyulmuştum.

Varmı öyle çarşının göbeğinde bedava oturmak birileri hesap sormalıydı vakfın özelliği de zaten buydu sana teslim edilen yeri en iyi şekilde değerlendirmek üzerine almış olduğun görevi laikiyle yerine getirmek, kaybolanı bulmak, gideni geri getirmek değilmiydi asıl hedefimiz.

Ben bu görevi 12 sene önce Elimizden Gitti sözü ile zaten üstlenmiştim üzerime almıştım 2004 yılında görevim sona erdi ve o dönem aday olmadım, kendimce görevim bitmiş ama işim bitmemişti yarım kalmıştı ve hiçbir işi yarım bırakmak adetim olmadığından görevim sona da erse konuya birebir vakıf olduğumdan seçilen mevcut Yönetim Kurulu arkadaşlarıma yardımcı olmaya devam etmem gerekiyordu, uzun yıllar Av. Selim Avcı ile bu işlerde aynı yastığa baş koymuştuk bizle ilgisi olmayan yerleri bile ortaya çıkarıp gelin alın bu yerler sizin deyip diger vakıflara kazandırmıştık.

AKP Hükümeti çıkarmış olduğu 5737 sayılı Vakıflar Kanununun geçici 7. maddesi konuya daha bir kolaylık getirmişti kısacası bağışlayanların üzerine geçen taşınmazlar tekrar geri alınabilecekti tapu kayıtları Kilise Vakfı adına bulunduğundan ve aslen bağışlayanlar da Kilise adına bağışladıklarından ister vekaletle ister normal taleple geri alınabilecekti.
Vakif Yonetim Kurulu da bu yasa ve gerek vekalet dogrultusunda Vakiflar Bölge Müdürlüğüne talep dosyalarini vererek iade isteminde bulunmuslardir.
Yeni edindiğim bilgi söz konusu yerlerin biri Kumkapi Meryem Ana Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfi adina tescil edilmiştir diğeri ise yazışmalardan meydana gelen teknik bir hata düzeltilerek yine aynı adı geçen Vakıf adına tescili gerçekleştirilecektir ve bu doğrultuda bağışlayanların mirascıları rahat edecek, bağışlayanlar ebediyette rahat uyuyacak, bağışlananlar ise görevlerini yerine getirdikleri mutluluğunu yaşayarak kendilerine bırakılan mirası en iyi şekilde değerlendirmenin yollarını arayacaklardır.
Cemaatimize Hayırlı Olsun
Saygılarımla
Nazaret Davityan

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: