İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kararı tarihçiler değil politikacılar verecek

Kararı tarihçiler değil politikacılar verecek
Taraf 03.09.2009

– Türkiye ve Ermenistan arasındaki sorunu nasıl tanımlıyorsunuz?

Türkiye ve Ermenistan arasında iki ayrı sorun vardır. Birincisi “ilişkilerin normalleşmesi” ikincisi tarihten kaynaklanan “barışma” sorunu olarak tanımlanabilir. Bu iki sorun kesin olarak birbirinden ayrı ele alınmalı ve ilişkilerin normalleşmesi, hiç bir ön koşula bağlı olmaksızın hemen sağlanmalıdır. Şu anda bu doğrultuda bazı adımları atılıyor ve bunun kuvvetle desteklenmesi gerekir. Diplomatik ilişkilerin kurulmasını sınırların açılması takip etmelidir. Azarbeycan’a itirazlarında haksız olduğu, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesinin onun da çıkarına olduğu anlatılmalıdır. Rahmetli Hrant, tarihe ilişkin sorunlar üzerine her konuşulduğunda: “Asıl sorun ilişkilerin normalleşmesi ve sınırların açılmasıdır. Bu olmadan hiç bir sorun çözülemez,” derdi.
Normalleşme yönünde atılacak adımlar tarihten kaynaklanan sorunları çözmez ama bunun için gerekli ön koşulları yaratır. Barışın nasıl sağlanacağı ise ayrı bir sorundur ve özel olarak tartışmak gerekir.

– Soykırım iddialarını araştırmak için bir ortak komisyon kurulması gündemde. Bu konuda bazı sivil oluşumların girişimiyle İsivçre’de bazı toplantılar olmuştu. Bu komisyon ve onun yapabilecekleriyle ilgili düşünce ve önelerileriniz nelerdir?

İki taraf arasında bir sorun varsa ve çözmek istiyorlarsa, konuya ilişkin komisyonlar kurmaları gayet makuldür. Komisyonun ne için kurulacağı ve amacının neler olacağının çok iyi tanımlanması gerekir. Ben ne Ermenistan’ın, ne de uluslararası çevrelerin, Türk Hükümeti’nin önerdiği gibi, “soykırım iddilarını araştırmak” için bir komisyon kurulmasına evet diyeceklerini zannetmiyorum. “1915’de olan bir soykırım mı idi” sorusu etrafında “karar vermek” amacıyla bir komisyon kurmak imkansızdır. Bunu galiba kafamızdan çıkarmamız gerekiyor.
Bu düşünce bazı yanlış varsayımlara dayanıyor: Öncelikle, ortada bir bilinmezlik olduğu, eğer bazı tarihçiler bir araya gelir, ve bulduklarını yayınlarlarsa bu bilinmezliğin ortadan kalkacağı fikrinden hareket ediliyor. Oysa gerek Ermeniler ve gerekse uluslararası bilim dünyası açısından böyle bir durum söz konusu değildir. Ortada olan, Türkiye’nin inkar politikalarıdır. Bu konu, Kürt meselesine benzer. Türkiye 90 yıldır, Kürt olmadığını, onların dağda gezen Türkler olduğunu söyledi. Şimdi Kürtlere, “gelin bir komisyon kuralım, bilimsel olarak inceleyelim, eğer bu komisyon Kürtlerin varlığını kabul ederse ona göre davranalım”, demenin anlamı neyse, “bir komisyon kuralım 1915 konusunda karar alsın bizde ona uyalım”, demek de aynı anlama gelir.
İkincisi, bu düşünce, eğer komisyon kurulur ve bir karar alırsa, herkes bu karara uyar gibi yanlış bir varsayıma dayanmaktadır. Ne Ermenilerin ne de konuyla ilgilenen akademik dünyanın böyle bir beklentisi veya ihtiyacı vardır. Ayrıca, “1915 hakkında karar verme yetkisi” ile donanmış bir komisyon kurarsanız, bu komisyon kurulduğu an dağılır. Tarihçi, tarih hakkında karar verme mercii değildir.
Ortada “tarih” değil ama “hukuki” bir sorun olduğu iddia edilebilir. Soru şudur; hukuki olarak 1948 tanımı 1915 için kullanılır mı? Taraflar Adalet Divanına gidebilir ve hukuki bir karar alınmasını isteyebilirler. Böyle bir girişim ile “Tarihçiler Komisyon” fikri ile bir alakası yoktur. Adalet Divanı’na başvurusanız, eğer Divan “görevsizlik kararı” vermezse, alınacak cevap bellidir. Bir kanunun geçmişe dönük uygulanamayacağı hukuk ilkesine bağlı olarak, 1915 soykırım sayılsa bile 1948 sözleşmesinin geri dönük uygulanamaz.
Nitekim 2001 yılında kurulan Türk Ermeni Barış Komisyonu bu doğrultuda bir girişimde bulunmuş ve 2003 yılında ICTJ (The International Center For Transitional Justice) adlı bir kuruluşa başvurmuş ve görüş istemiştir. ICTJ, 1915’in 1948 tanımına uygun olarak soykırım olarak adlandırılabileceğini ama sözleşmenin hukuki olarak geriye dönük uygulanmasının söz konusu olamayacağı görüşünü bildirmişti.
Fakat, bu hukuk ilkesini kabul etsek bile, bunun bizim “yaramıza melhem olma şansı” yoktur. Çünkü sorun bu değildir. Örneğin, bir kanunun geçmişe dönük uygulanamayacağı ilkesi Yahudi Soykırımına da uygulanabilir. 1948 sözleşmesi Yahudilerin imhasından sonra çıkmıştır. Bir de pek bilinmeyen başka bir gerçek daha vardır: gerek Nürnberg gerekse daha sonraki yargılanmalarda hiçbir Nazi soykırım suçundan ceza almamıştır. Şimdi bu tür hukuki argümanlarla Yahudilere yapılanın soykırım sayılamayacağını mı ileri süreceğiz?
Sonuç: ortada, hakkında “karar alınması” gereken bir sorun yoktur ve tarihçilerin tarih hakkında “karar vermeleri” fikri saçmadır. “Ben 1915’in ne olduğu konusunda karar vereceğim, siz de bunu kabul edeceksiniz” diyen bir tarihçi, eğer devlet memuru değilse, bulamazsınız.

– Arşivlerin açılmasından bahsediliyor. Kapalı olan ve açılması tarihi olayları aydınlatacak arşivler var mı Türkiye’de? Ermensitan’da kapalı arşivler va rmı? Türkiye’nin arşivler meselesiyle ilgili tutumunu nasıl buluyorsunuz

Konuya ilişkin Türkiye’de birisi İstanbul Osmanlı Arşivi diğeri Genel Kurmay Arşivi olmak üzere iki önemli arşiv vardır. Osmanlı Arşivi araştırmacılara açıktır. Burada araştırmacılara sunulan belgelerin neler olduğunu biliyoruz. Yani İstanbul Osmanlı arşivindeki mevcut belgelere bakmak için bir komisyon kurmaya gerek yoktur. Eğer, araştırmacılardan saklanan belgeler varsa, bunları bir komisyon kurmadan da hizmete sunabilirler. Saklanan belgeler ancak bir komisyon kurulursa açığa çıkartılacaktır, deniyorsa, bu özel amaç için bir komisyon kurulabilir tabi ki. “Gizli Tutulmuş Belgeleri Yayınlama Komisyonu” uygun bir ad olabilir.
ATASE esas olarak kapalıdır. Arşivde çalışma başvuru formu bile yoktur. Bu arşiv araştırmacıların hizmetine açılmalıdır. Eğer ATASE’nin yayınladığı 8 cilt eserden başka ellerinde belgeler varsa, bunları da komisyon kurmadan yayınlayabilirler. Veya bu belgelerin yayınlanmasını organize etmek üzere bir komisyon da kurulabilir.
Ermenistan’da konuya ilişkin bir arşiv söz konusu değildir. Çünkü Ermenistan bir devlet olarak 1918’de kurulmuştur. Bu nedenle, Ermenistan Devlet arşivlerinde 1915 üzerine herhangi bir bilgi bulmak söz konusu değildir.
Boston’da bulunan Taşnak Parti arşivi araştırmacılara kapalıdır. 2009 yılında hızlı bir digitasyon çalışmasına başlandığı ve bu işlem bitince arşivin araştırmacılara açılacağı ilan edilmiştir. Bu arşivin bir an önce açılmasında büyük fayda vardır. Sadece arşiv kapalı tutmanın doğru olmadığı noktasından değil, konuya ilişkin bilgilerimizi esas olarak değiştirecek bir malzemenin olmadığını da göreceğimiz için….
Kapalı olan bir diğer arşiv Kudüs Patrikhane arşividir. Özellikle 1919-21 yıllarından İstanbul’da İttihat ve Terakki Parti mensuplarını 1915 cinayetleri nedeniyle yargılayan Divan-ı Harbi Örfi kayıtlarının önemli bir kısmı bu arşivde bulunmaktadır. Arşiv araştırmacılara kapalıdır. Vahakn Dadrian bu belgelerin önemli bir kısmına sahiptir ve çalışmalarını büyük ölçüde bu belgelere de dayandırır. Bu arşivin de araştırmacılara bir an önce açılmasında fayda vardır.
Elbette, her bir arşivde, henüz araştırmacıların hizmetine sunulmamış, saklanan belgeler varsa, bunların bir an önce açılmasında; araştırmacıların hizmetine sunulmasında ve yayınlanmasında fayda vardır. Bu belgeleri yayınlamak için veya örneğin “nüfus rakamları” gibi özel konular için çalışma komisyonları kurulabilir ama bu tür çalışmalar iki toplum arasındaki barışmanın, tarihten kaynaklanan sorunun çözümünün ön şartı yapılmamalıdır.
Ayrıca eklemek gerekir ki, bu arşivlerin hiç birisinde 1915 hakkındaki bildiklerimizi değiştirecek bir bilgi bulunmayacaktır. 1915’in soykırım olup olmadığının belgesinin bu arşivlerden birisinde saklı olduğunu düşünmek doğru değil. Zaten kesin ve açık delil anlamına gelecek belgelerin imha edildiği 1919 yargılanmalarında açığa çıkmıştır. Fakat geride kalan belgeler bile 1915 hakkındaki kanaatimizi oluşturmaya kafidir.
Alman, Amerikan, Avusturya vb gibi diğer ülke arşivlerini de burada anmak gerekir. Tüm bu arşivlerdeki malzemeleri aşağı yukarı bilen birisi olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, tüm bu arşiv malzemeleri bize birbiri ile uyumlu bilgiler vermektedirler. Zaten bilim dünyası da 1915 hakkındaki kanaatini esas olarak bu arşivlerden elde edilen bilgiler ışığında oluşturmuştur. Bu da, İttihat ve Terakki Partisinin Ermenileri imha etmek amacına sahip olduğu ve buna uygun politikaları hayata geçirdiğidir.

Oluşturulacak Komisyon veya Komisyonlara, önce arşivlere bakmak görevi verilirse; sorunun çözümünün bu komisyon çalışmalarının sonrasına ertelenmesi tehlikesi doğmaz mı?

Bu aslında yerinde bir endişedir. Çünkü, Türkiye 90 yıllık inkar politikasını esas olarak “zamandan çalma” stratejisi esasına göre kurmuştur. Washington’da lobicilere, yekünü milyarları bulan dolarların aktarılmasının arkasında bu strateji yatıyordu. Sorun her gündeme geldiğinde, “bu belayı şimdilik bir atlatalım, fiyatı neyse öderiz, gerisine sonra bakarız”, denmiştir. Eğer Türkiye, sorunun çözümünü oluşturulacak Komisyon veya Komisyonların araştırmalarının sonucuna bağlı hale getirmek istiyorsa, gene “zamandan çalma” stratejisi gündemde demektir.
Sorunların çözümü, kurulacak bir komisyonun yapacağı arşiv çalışmalarına veya alacağı kararlara bağlı değildir.

Konu hakkında, değişik komisyonlar kurulamaz mı?

Önce ihtiyacın ne olduğunu tesbit etmek gerekir. İhtiyaç Türkiye toplumunun aydınlatılmasıdır. 90 yıldır yalanla beslenmiş insanların gerçekleri bilmelerin yardımcı olmaktır. İhtiyaç toplumun bilgi eksikliğidir ve bu eksikliğin giderilmesi gerekir. Bunun için ise özgür tartışma ortamına ihtiyaç vardır. 301 kaldırılmadan bu konuda ciddi bir tartışma ortamının yaratılabileceğinden kuşkuluyum. Hala Soykırım kelimesi kullandığı için yargılanan, ceza alan aydınlarımız vardır. Yani Komisyon’dan önce, özgür tartışmanın önündeki engellerin kaldırılması gerekir.
Elbette komisyonlar da kurulabilir. Komisyonlar, her iki ülke kamuoyunu çözüme hazırlamak ve bunun için gerekli atmosferi yaratmak görevini üstlenebilirler. En temel sorun Güven teminidir. Oluşturulacak komisyonlar, “tarih hakkında karar” değil, toplumlar arasında “Güven Temin Etmek” esasına uygun oluşturulmalıdır. Her iki ülke Parlamentosundan başlanmak üzere, sivil toplum düzeyinde çeşitli kuruluşları kapsayacak komisyonlar kurulmalı ve bu komisyonlar her iki toplumun birbirini tanımasına, anlamasına hizmet edecek, güveni sağlayacak çalışmalar yapmalıdırlar.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: