İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yıllardır özür diliyorum

Yıllardır özür diliyorum
Amberin Zaman – 19.12.2008

Baskın Oran, Ahmet İnsel, Cengiz Aktar ve Ali Bayramoğlu’nun inisiyatifi ile başlatılan Osmanlı Ermenilerinin 1915’te yaşadığı “Medz Yeghern” veya “Büyük Felaket” için Özür Kampanyası ile ilgili kopan fırtınayı büyük merak ile izliyorum. Bir yandan karşı kampanyalar açanlar, metnin bazı kısımlarına takılıp “acıyı paylaşıyorum ama ben şahsen sorumlu değilim” diye serzenişte bulunanlar, ve başbakanımızın bu girişimi kınarken Dışişleri’nin daha ılımlı bir tavır takınması, Bir de Ermenilerin gösterdiği tepkiler. Kimilerine göre bu soykırımı reddedebilmek için, Dünya’nın gözlerini boyamak için kurulmuş bir tuzak, kimilerine göre sadece bir ilk adım, Armenian Weekly adlı daha çok Ermeni diasporasına yönelik haftalık yayımlanan düzeyle derginin editörü sevgili dostum Khatchig Mouradian’a göre de son derece anlamlı ve iki halkı birbirine daha da yaklaştıracak cesur bir girişim.

Hangi yönünden ele alırsak alalım neticede artık ok yaydan fırladı ve tarihimizin bu karanlık sayfasının yoğun olarak toplumda tartışılıyor olması ancak hayra alamettir diye düşünüyorum. Metnin imzaya açıldığı sayfaya baktığım zaman yanılmıyorsam sekiz bine yakın imza vardı. Bugün baktığımda ise “sayfa hata veriyor” yanıtını aldım sürekli. Acaba ‘iyi saatte olsunlar’ tekrar devreye mi girdi diye düşünmeye başlamadım değil.

“Soykırım” kavramı hukuki bir terim. Tarihçi olsun gazeteci olsun bu konuda net fikir oluşturması kolay değil. Ancak Ermeni meselesine ışık tutan yazılarıyla bu gazeteden tanıdığınız cesur tarihçi Ayşe Hür geçenlerde Birleşmiş Milletler’in 1948 yılında yayımladığı soykırımı tanımlayan konvansiyonunu haftalık sayfasına taşımıştı. Eğer okuma fırsatınız olmadı ise bir zaman ayırıp Hür’ün arşivine girmenizi ve konvansiyondan yaptığı alıntıları okumanızı tavsiye ederim. Bir halkı “tamamı ile” değil “kısmen” yok etmeye yönelik girişimler dahi “soykırım” BM’nin tanımına giriyor.

Kendi adıma şunu söyleyebilirim. Ben 2001 yılında Ermenistan’a ilk ayak bastığımdan beri, konuyu açan her Ermeniye “I am very sorry” yani “Çok üzgünüm” demeye başladım. Çünkü belleklerine, ruhlarına, iliklerine sinen ve nesilden nesile geçen o derin acı gözlerinden okunuyor. Ve bir “çok üzgünüm” dahi denildiğinde yüz hatlarının yumuşayıp ufak ufak bir tebessüme dönüşmesine defalarca şahit oldum. Yaşanan trajedi hakkında bilgilerim arttıkça ve hayatımın bir kısmını 2007 yılından itibaren Ermenistan’da geçirmeye başladığımdan beri de artık “üzgünüm” lafından vazgeçip “Özür diliyorum” demeye başladım. Kimin adına mı? İlk başta kendi adıma elbet de. Tıpkı imzaladığımız metinde olduğu gibi, herkes kendi adına. Zira yıllarca resmî tarihle uyutulmuş 301’lerle susturulmuş bir toplum zaten nasıl sorumlu tutulabilir ki, kaldı ki Cumhuriyet öncesinde yaşanan olaylardan söz ediyoruz. Ve mutlaka aydınlanması gereken birçok detay vardır. Batılı güçlerinin bu olaylardaki sorumluluğunun özellikle daha çok irdelenmesi gerekir. Bu bağlamda Dışişleri müsteşarımız Ertuğrul Apakan ile iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasını ve sınırların açılmasına yönelik görüşmeleri Ermenistan adına yürüten Dışişleri Bakan Yardımcısı Arman Kirakossian’ın kaleme aldığı British Diplomacy and The Armenian Question from the 1830’s to 1914 adlı olağanüstü titizlikle araştırılan ve en kısa zamanda Türkçeye çevrilmesi gereken kitabını okumanızı öneririm.

Zaten Ermenistan’da görüştüğüm birçok kişi de, başlarına gelenlerde “emperyal güçlerin” de payı olduğunu, Türk halkına karşı herhangi bir husumet duymadıklarını tekrarlıyorlar. Bunu en iyi ifade edenlerin başında Ermenistan’dan Türkiye’ye çalışmaya gelenler var.

Konu gerçekten karmaşık ama şu var ki sayıları en az bir buçuk milyon olan ve binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan Ermenilerin toplam nüfusu artık Dışişleri bakanlığımızın verdiği en son rakamlara göre sadece 60 bin. Osman Köker’in derlediği ve daha önce bu sütunda da bahsettiğim Yüz Yıl Önce Osmanlı Ermenileri isimli olağanüstü çalışma birçok şeyi anlatıyor zaten. ‘1915 öncesi vilayet vilayet nerede kaç Ermeni varmış’ı, resmî belgelere dayanarak sıralıyor ve o zamanlarda basılmış kartpostallarla da belgeliyor. Batı illerinde tehcir yaşanmadı palavrasını da çürütüyor.

Herhangi bir antikacıya gidin, eskiciye gidin, Ermenilerin yaşadıkları evlerinin o güzelim ahşap oymalı pencere panjurları, kapıları sökülüp sökülüp satılıyor. Tehcirin üzerinden 93 yıl geçmesine rağmen mezarları, halen amatör define avcıları tarafından talan ediliyor. En azından bunlar için özür dilemeyi düşünen var mıdır acaba? Ya çürümeye terkedilmiş onca kilise, manastır için? Aklıma Tokat’ın AKP’li belediye başkanı geliyor. Bir kaç ay önce Tokat’taki Ermeni mezarlığında rastladığım korkunç manzaraya bu sütunda değinmiştim ve bir şekilde konuya el atmasının bir tür insanlık görevi olduğunu ima etmiştim. Ama bildiğim kadarıyla Tokat’ta henüz değişen bir şey yok.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: