İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Türkler Lübnan`a gitmesin

Lübnan’a yollanacak güce katılmaya başlarda hevesli görünen AKP, geri adım atıyor. Zaten, Türk askeri doğal yeri Anadolu’da kalmalı

MUHAMMED NUREDDİN

Acaba Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’nin Lübnan ordusunun ülkenin güneyine konuşlanmasına destek için aldığı karar gereği kurulacak uluslararası güce katılır mı?

Ankara, uygun bir karar vermeden önce birçok düğümü çözmek zorunda.

Öncelikle, Türkiye’nin Lübnan saldırılarına yönelik resmi tutumunun Gazze’de bir İsrail askerinin kaçırılması sonrası Hamas ile

İsrail arasında soyunduğu arabuluculuk düzeyine çıkmadığına işaret etmek gerek. Bunun sebebi Türkiye’nin Hizbullah’la hiçbir ilişkisinin bulunmaması olabilir.

Fakat bu durum aynı zamanda Türkiye’nin zihin karışıklığını da gösteriyor. Zira, Ankara’nın İslamcı hareketlere karşı hassasiyetleri var. Bu hassasiyetler, Türkiye’de Hizbullah’a verilen halk desteği ve Zaman gazetesi yazarı Ali Bulaç’ın açıkça dile getirdiği gibi Hizbullah’ın İsrail’le savaşını aynı zamanda Türkiye ve Anadolu’nun savunması olarak gören yaklaşımla çelişiyor.

İran ve kamuoyu baskısı etkili oldu

Güvenlik Konseyi kararı çıkmadan çok önce, Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Lübnan’a asker gönderme eğilimini ifade edip uluslararası bir kararın çıkmasını ve ateşkes sağlanmasını şart koşmuştu. Erdoğan’ın aceleci davrandığı söylenmişti. Çünkü, önemli olan uluslararası gücün oluşturulması değil yükleneceği misyon ve hedefleriydi.

Şu süreçte Türkiye’de bazı sorular soruluyor: ABD, Kuzey Irak’taki PKK kamplarını vurmasını engellerken, Türkiye neden Lübnan’a asker gönderiyor? Bu Türkiye’nin yanlış yerde çıkmaza girmesi ve güvenliğini doğrudan tehdit eden tehlikelerden sapması olarak görülmez mi? Lübnan’a asker göndermenin riskleri, Türkiye’nin Ortadoğu’da elde edebileceği kazanımları tehlikeye atmaz mı? Lübnan’a diplomasi ve gıda yardımıyla da destek verilemez mi? Suudi Arabistan mali destekle yetinmiyor mu? Ürdün niçin asker göndermeme kararı aldı? Neden Fransa büyük oranda güç göndermekte ısrarlı? Uluslararası gücün oluşturulması, aslında İsrail’in bu güçleri Hizbullah’la çatışmaya sürükleme amaçlı talebi değil mi?

Tartışmaların artmasıyla birlikte Türk hükümetinin eğilimleri de değişti ve katılıma derhal onay vermek yerine dikkatli resmi açıklamalar yapılıyor. Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Milliyet’e açıklamasında, “Önce üç şartın sağlanması gerek: Sadece askeri operasyonların durması değil, kalıcı ateşkes; Lübnan, İsrail ve Hizbullah’ın onayı; gücün yapısı, hedefi ve istenen barışın sınırlarının açıkça belirlenmesi” diyordu.

Öne sürülen bu şartlar önceki tutumdan farklı. Bu dönüşte şu iki etkenin payı var: İlki, İsrail’e ve Irak’taki Türk çıkarlarıyla zıtlaşan ABD’ye karşı, Lübnan direnişine destek veren Türk kamuoyu. İkincisi, İran’dan gelen baskı. İran Dışişleri Bakanı Mahuçehr Muttaki Tahran’ın PKK’yla mücadelede Türkiye’yle işbirliğinin artırmasının önemine işaret etti.

Umuyoruz ki, Türkiye bir maceraya girmez ve Arap kamuoyundaki büyük manevi bakiyesini tehlikeye atmaz. Yani Türkiye’den istenen, askerlerinin doğal yerleri Anadolu’da kalması.

(Birleşik Arap Emirlikleri gazetesi Haliç, Beyrut Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü, 18 Ağustos 2006)

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: