İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İnkârcı kim?

Gündüz Aktan

Fransa’da 19 tarihçi, tarih alanına giren konularda Fransız parlamentosunun çıkardığı bir dizi yasanın ilga edilmesini isteyen bir bildiri yayımladı. Asıl konu 2005’te parlamentodan geçen bir yasanın ‘özellikle Kuzey Afrika’daki Fransız varlığının (sömürgelerinin) olumlu yanlarına’ işaret eden 4. maddesinin ülke içinde ve Cezayir’de yarattığı tepkilerdi.

Bu arada zenci ticareti ve köleliğin insanlığa karşı suç sayılması ve okullarda öyle okutulması hakkındaki yasaya (2001), Yahudi soykırımını inkâr etmeyi yasaklayan Gayssot yasasına (1990) ve 1915 Ermeni olaylarını soykırım sayan yasaya (2001) da karşı çıktılar. Tarihin resmi gazetede yayımlanan yasalarla belirlenemeyeceğini, bu tavrın demokratik bir ülkede olması gereken serbest tartışma ortamını kısıtladığını söylediler.

Daha sonra birçok tarihçi Ermeni soykırımını kabul ettiğini bildirdi. Bazıları Yahudi soykırımına ilişkin Gayssot yasasını diğerlerinden ayırdı (Henry Rousso, Le Monde, 24. 12. 2005). Nuremberg Mahkemesi kararı Gayssot yasasının ‘somut hukuki niteliğini’ sağlıyordu. Sömürgeciliğin olumlu yanlarına atıf yapan yasa ise ‘harki’ denen ve Cezayir’den atılan Fransızları, Ermeni soykırım yasası Fransız Ermenilerini ve kölelik yasası da Fransız sömürgelerinden gelen zencileri memnun etmeyi amaçlıyordu.

Bu yasalar tarihçilerin alanına tecavüzdü.

Bu vesileyle bir kez daha bazı hususlara açıklık getirmeye çalışalım. Soykırım veya katliamlar konusunda tarih yargıda bulunamaz. Yargı yargıya aittir. Almanlar da Nuremberg Mahkemesi kararı dolayısıyla Holokost’u zaten inkâr edemezler. Ermeni ‘soykırım’ yasasıysa böyle bir mahkeme kararına dayanmamaktadır. Mahkeme kararı olmayan bir olayın soykırım olmadığını söylemek, inkâr etmek demek değildir. Sadece farklı görüş ifade etmektir.

Ve buna herkesin hakkı vardır.

Ermeni olayına, genel olduğu gerekçesiyle ‘kıyım’ demek, belki insanı soykırım iddiasına karşı gösterilen olumsuz tepkilerden koruyabilir. Ama bir katliamın var olup olmadığına, varsa, soykırım mı, insanlığa karşı suç mu, savaş suçu mu olduğuna yine mahkeme karar verebilir. ICTFY, ICTR ve ICC bu amaçlarla kurulmuştur.

Türk resmi tezi denen ve soykırımı reddeden Türk ve yabancı tarihçilerin de katıldığı görüşe göre, 1915’ten savaş sonuna kadar çok önemli sayıda Ermeni hayatını kaybetmiştir (Kamuran Gürün 300 bin, Justin McCarthy 680 bin ölümden söz ediyor). Bu ölümler inkâr edilmezken, resmi tezcilerin inkâr ettiği şey soykırım olmalıdır. Dolayısıyla onları inkârcılıkla suçlayanlar da Ermeni soykırımını tanımış olmaktadırlar.

Yargısız infaz yapan ‘aydın’ grup, ‘belge fetişisti’ olmamak için arşivleri, işin insani boyutuna ağırlık vermek için de hukuku reddediyor. Buna mukabil çoğu parayla desteklenen Ermeni yanlısı tarihçilerin iddialarını hemen kabul ediyor. Bunlardan birinin çözüm için yargı ya da tahkimi tavsiye ettiklerini göremedik. Neden? Çünkü hukuk yolunu Ermenistan ve Ermeni diyasporası da istemiyor.

Fransa’da bu vesileyle çıkan tartışmada tarihçinin neden büyük trajedileri anlamakta ve anlatmakta yetersiz kaldığı, yüksek bir entelektüel tartışma konusu oluyor. Bir de bunların düzeyine bakın.

Bunlar ayrıca soykırım suçu için insanların öldürülmesinin dahi gerekmediğini bilmiyorlar. Sözleşmenin 2(d) fıkrasına göre bir grubun kadınlarının kısırlaştırılması da soykırım fiilini oluşturuyor. Siz bunların hiç İsveç başta İskandinav ülkelerini soykırımla suçladıklarına tanık oldunuz mu?

Avrupa’da Yahudi soykırımının inkârının yasak olmasının asıl nedeni Yahudileri rencide etmek değil. Bir daha böyle bir facianın olmaması için anti-semitizme yani ırkçılığa imkân vermemek. Bu doğru bir yaklaşım. Ama Avrupa’nın bu bağlamda normalleşmesinin göstergesi, mahkeme kararı olmadan, artık bir tür ırkçılık halini alan Ermeni soykırım iddialarından vazgeçmesi olacak. Ermenistan’ın da ‘Holokost hasedi’nden ve nakilci hafızanın tuzaklarından kurtulmadan normal kimliğine kavuşması ve demokrasisini geliştirmesi imkânsız.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: