İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Haça karşı Fatih!

Ayşe Günaysu

‘Türkiyeli olunmaz, Türk olunur, Türke kefen biçenin ölümü korkunç olur’. Hazreti İsa’nın vaftiz edilmesini simgeleyen denizden haç çıkarma törenini engellemeye çalışanlar böyle slogan atıyormuş. Bazı ‘demokrat’ köşeyazarlarının sağduyusunu övdüğü Devlet Bahçeli de geçen yılki denizden haç çıkarma töreni için şöyle konuşmuştu: ‘İstanbul’da Rum Patrikhanesi’nin başpiskoposu eline bir haç alıp Haliç’e atıyor, Rum Patrikhanesi’nin mensuplar da onu almak için çaba sarf edip tekrar denizden çıkarma çabasına giriyor ve sözde bir gelenek oluşturuyorlar. Milletimi, parça parça etmek istiyorlar. Bu vatan topraklarını parçalamak isteyenlerin bu ülkede hayat hakkı yoktur, bunu herkes böyle bilmeli.’

‘Yeni Çağ’ gazetesi de bu yılki töreni, ‘Papazlar meydan okudu!’ başlığıyla verdi. Gazeteye göre ‘İstanbul Türktür, Türk kalacak’ şeklinde slogan atarak töreni protesto edenler, ‘Fener sokaklarında dini kıyafetlerle dolaşan papazlara tepki gösteren bir grup vatandaş’mış. Türk Haliç Platformu adlı grup da Balat iskelesinde toplanarak töreni protesto etmiş, ‘Patrik defol’ diye slogan atmış. Bir grup da teknelerle denizden harekete geçmiş. Ünlü Hukukçular Birliği burada da sahnede. Birlik üyesi bir grup avukat, denizden haç çıkarma törenine ilişkin, ‘2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Yasa’yı ihlal gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuş.

Gazetelerde protestocu grup içinde bir de ata binmiş Fatih Sultan Mehmet kılığında bir ‘vatandaş’ın fotoğrafları yer alıyordu. Bu gösteri de, Rumlara şanlı tarihimizin şanlı sayfalarından biri olan İstanbul’un fethini hatırlatmak için sahneye konmuş olsa gerek.

Erdoğan Aydın, Fatih ve Fetih (Doruk Yayımcılık, 1997, Ankara) adlı kitabında İstanbul’un fethinin gerçekten de şanlı olup olmadığını, tarih diye öğretilenlerin ne kadar doğru olduğunu sorgular. Gerçekte, güzelliği dünyaca ünlü bir kentin harabeye çevrilmesini, kız ve oğlan çocuklara toplu halde tecavüzü, çığlıklarla inleyen kiliseleri, sokaklarda oluk oluk akan kanı, yaşlı ve hastaların kılıçtan geçirilmesini, işe yarar olup da ölümden kurtulmuş olanların, 50-60 binlik bütün bir Bizans halkının hayvanlar gibi birbirlerine bağlanarak esir pazarlarında satılmaya götürülmesini kutlar bu ülke her yıl fetih törenlerinde. Başkalarının felaketine, gözlerin görmeye tahammül edemeyeceği manzaralara bayram eder bizim millet.

Aslında gerçek kahramanlık 150-200 binlik orduya 53 gün kök söktüren 7-15 bin kişiye, elinde kılıç son nefesine kadar çarpışan İmparator Konstantin’e aittir. Tarihçiler, halkı ve askerleri kaçarken Konstantin’in ‘gözleri yaşlı olduğu halde Türklere saldırdığını’ anlatırlar. Üstelik Konstantin, kahraman bir yeniçeri tarafından değil, imparatorun atının tökezlenerek yere kapaklanması üzerine yeniçeri kılığına girmiş yağma derdine düşen bir asker kaçağı tarafından öldürülür.

Fatih’in gemileri karadan Haliç’e indirdiği de bir hurafeden ibarettir. Hepimizin çocukluğundan beri dinlediği bu efsaneye göre 72 gemi 2 gün içinde karadan Haliç’e indirilmiştir. Böyle bir işin projelendirilmesi için gerekli olan hiçbir teknik ayrıntı, çizim ya da planın, en küçük bir belgenin bile günümüze kalmamış olması, bunun gerçekleşmesi için güzergah üzerindeki ormanlık alanda binlerce ağacın kesilmesi gerektiği, yalnızca bunun bile günler alacağı bir yana, her biri 800 ton olan 72 geminin havadan helikopterle bile Haliç’e iki günde taşınması mümkün değildir. Gerçek ise son derece basittir. Evliya Çelebi’nin yazdığı gibi gemiler Okmeydanı’ndaki tersanelerde yapılmış ve üzerinde inşa edildikleri kızaklarla denize indirilmiştir. Ama Türk milletinin gemilerin Tophane ya da Beşiktan üzerinden karadan aşırtılması gibi bir mucizeye inanmaya daha çok ihtiyacı vardır. Tıpkı utanmaktan çok övünmeye ihtiyacı olduğu gibi. Kan dökmeyi reddetmek yerine kahramanlık saymaya ihtiyacı olduğu gibi.

Nitekim büyük bir kültürün mirasçısı olan binlerce yıllık bir halkın İstanbul’da kalmış ikibinden az sayıdaki torunlarına, ata binmiş Fatih kılığıyla hatırlatılmak istenen de, o şanlı tecavüzler, şanlı katliamlar ve şanlı yağmalardır.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: