İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

`Din Değiştirin´ Demelerine De Az Kaldı…

Sadi Somuncuoğlu

Patrik Bartholomeos, AB”nin kodamanlarını İstanbul”da toplayıp, “ekümenikliğini” konuşturdu ve Türkiye”ye meydan okuyarak, “son ihtarlarını” verdirdi. Ama Lozan”ın delinmesini umursamayan, Ruhban Okulu”nu “24 saatte açarız” diyen yöneticilerimizden yine ses-seda çıkmadı. Ermeni Patriği Mutafyan bile, “Ruhban okulu bağımsız, dini bir kurum olarak açılırsa Erzurum”daki, Van”daki medreseler de aynı muameleyi görmek istemez mi? Oysa Atatürk dini okulları kaldırmıştı. Biz İstanbul Üniversitesi bünyesinde, teoloji bölümüne bağlı olarak okulun açılmasını, diplomanın da buradan verilmesini istiyoruz. Rum Patrikhanesi ise Heybeli”nin bağımsız dini bir okul olması konusunda ısrarlı. Bu da çözümü güçleştiriyor.” diye isyan etti.

Mutafyan bir şey daha açıkladı; AB de anlaşmazlıktan şikayetçi. Tek öneriyle gelin, diyor… Ama aynı AB, Türkiye”ye dönüp, “Okulu açmak için mutlaka bir yol bulun” ültimatomu veriyor. Bunu da “din özgürlüğü” kılıfına sokuyor.

Aynı kılıfta, Patriğin ekümenikliğini tanımamız, her bir kiliseye tüzel kişilik, istedikleri gibi mülk sahibi olmaları, yabancı rahiplere çalışma izni, Hıristiyanların istediği gibi radyo-tv yayını yapması, eski kiliseleri onarıp ibadete açmamız, su paralarını ödememiz, devlet kurumlarının bunları hiçbir şekilde denetlememesi de var.

Başbakan Erdoğan”ın, “İşte Avrupalı Türkiye” diyebilmesi için AB”nin verdiği siparişler bunlarla kalmıyor. Müslümanlığımıza da çeki-düzen vermemiz gerekiyor. Alevi vatandaşlarımızı azınlık, cemevlerini ibadethane saymamız, Sünni odaklı din derslerinden vazgeçmemiz, nüfus cüzdanlarından din hanesini kaldırmamız, dinimizi yücelten hutbeler okutmamamız, kurban kesiminde AB kurallarına uymamız gibi. Henüz resmen şart olmadı, ama Ayasofya”nın kiliseye dönüştürülmesi de alttan alta ısıtılıyor.

İyi ama din özgürlüğüne bu kadar sahip çıkanlar kendi evlerine hiç bakmazlar mı? Müslümanların kılık-kıyafetlerine sınırlama getirmek, pek çok Müslüman”ın yaşadığı, 23 yıllık AB üyesi Yunanistan”ın başkentinde bir tek caminin bulunmaması ne demek oluyor? Tarihi Osmanlı-Türk eserlerini yıkan veya bar-pavyona çeviren ülkeler hiç uyarılıyor mu? İsveç, Hollanda gibi en medeni ülkelerde camiler niçin kundaklanıyor? Camilere tüzel kişilik veren AB ülkesi var mı? Amaçları papazlar gibi misyonerlik yapmak değil, sadece dini ihtiyaçları karşılamak olan Müslüman din görevlileri neden baskı altında tutuluyor? Danimarka, Hollanda ve Avusturya, niçin dışardan din görevlileri gelmesini yasaklamaya hazırlanıyor? Ve de AB ülkelerinin kaçında İslam, din olarak kabul ediliyor?

Öncelikle de Dışişleri Bakanı Gül”e, bakanlığının internet sitesine tam 1 yıl önce konan bir dosyayı hatırlatalım. Bu da dini azınlıklarla ilgili. Ama İstanbul”daki bin 800 Rum azınlık değil, 23 yıllık AB üyesi Yunanistan”ın milliyetlerini söylemelerine dahi izin vermediği B. Trakya”daki 150 bin Müslüman azınlıkla ilgili. Bakın, bu dosyada neler var:

-Potansiyel tehdit ve tehlike olarak değerlendirilip, göçe zorlanıyorlar. Bu mümkün olmazsa asimile edilmek isteniyorlar.

-Taşınmaz mal alıp-satmaları izne tabi. İzin başvuruları dahi, “kamu düzeni, güvenlik, sağlık” gerekçeleriyle sınırlandırılıyor.

-Sahip oldukları kıymetli ve verimli topraklar, sanayi sitesi, üniversite, hapishane yapılacağı gerekçesiyle ellerinden alınıp, kamulaştırılıyor.

-Birçok işkolunda çalışmalarına izin verilmiyor, devlet memuriyetine alınmıyor, banka kredilerinden bile çoğunlukla yararlandırılmıyorlar.

-Türkiye”de 66 Rum cemaat vakfının 55”inin isminde Rum sözcüğü geçtiği halde, Yunanistan, isminde Türk kelimesi bulunan derneklerin faaliyetlerini yasaklıyor.

-Yunanistan”da mecburi temel eğitim 9 yıl. Ancak soydaşlarımızın çocukları 6 yıl eğitim görebiliyor.

-Azınlık ilkokullarında Türkiye”den mezun soydaş öğretmenlerin görev yapmasına izin verilmiyor.

-Azınlıkların seçtiği müftüler tanınmıyor, haklarında dava üstüne dava açılıyor. Yunan yönetimince atanan müftüler muhatap alınıyor.

-Seçimle işbaşına gelmiş azınlık vakıflarının yönetimleri azledilip, vakıflar atanmış kişilere teslim ediliyor.

-Osmanlı-Türk eserlerinin bakım veya restorasyonu yapılmıyor.

Bartholomeos”un İstanbul”daki gövde gösterisine iştirak eden Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı Trakatellis, “Din özgürlüğü meselesi bir Avrupa deyimidir” diyor. Çok doğru ama eksiği var. Cümlesinin başına “Hıristiyanlığı” eklemesi gerekiyor.

AB”nin din özgürlüğü derken sadece Hıristiyanlığı anladığı ortada. Hal böyleyken, Erdoğan-Gül ikilisi, bu aynayı AB”nin yüzüne tutmak yerine, Brüksel”den gelen en aykırı taleplere bile sessiz kalıyor, hatta bunları el altından hallediyor veya halli için uygun zaman bekliyor.

Çok kültürlülüğü savunan AB, bizimkileri çok müsait bulduğundan olsa gerek, gönüllerini fethetmemiz için kültürümüzü değiştirmemiz gerektiğini de söylemeye başladı. Kültürün en önemli unsuru din, Avrupalıları en çok rahatsız eden de İslamiyet. O halde bir an önce ve açıkça, “Hele dininizi de değiştirin, ondan sonra üyeliğinizi düşüneceğiz” deseler de, her iki tarafta da maskeler bir düşse!..

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: