İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

TÜRKÝYE ERMENÝLERÝ PATRÝÐÝ II. MESROB’UN KONUÞMASI

TÜRKÝYE ERMENÝLERÝ PATRÝÐÝ II. MESROB’UN KONUÞMASI

BÝRÝNCÝ HATAY MEDENÝYETLER BULUÞMASI

Antakya, 25-30 Eylül 2005

Sayýn Din ve Devlet temsilcileri,

Deðerli Dostlar,

Buluþma mekanýmýz Antakya, M.Ö. 4’üncü yüzyýlýn sonlarýna doðru Büyük Ýskender’in komutanlarýndan Selefkus 1. Nikator tarafýndan kurulmuþ, eski dünya metropollerinin en büyüklerinden biridir. Bu kutsal þehir sayýsýz tarihsel olaya ve tarihe yön veren birçok isme tanýklýk etti. Dünya tarihinde “Hristiyanlýk” tanýmlamasý ilk kez bu kentte kullanýlmaya baþlandý. Kutsal Ýncil’in mesajý, insanlýða bugün üzerinde durduðumuz bu topraklardan, Antakya’dan yayýlmaya baþladý.

Bu mesaj, özünde üç tektanrýlý dinin paylaþtýðý temel bir gerçeði içeriyordu. Ýnsan, bu dünyada Yarataný’yla, kendi hemcinsleriyle ve doðayla doðru iliþkiler içinde yaþamasýný öðrenmeliydi. On Emir’lerde dile gelen bu yaþam standardý, bütün dinler tarafýndan bugün de tüm inananlara ayný önemle buyuruluyor.

Bir keresinde Efendimiz Ýsa Mesih’e en büyük buyruðun hangisi olduðu sorulduðunda, þu cevabý verdi: “Allah’ýn Rabb’i bütün yüreðinle, bütün canýnla, bütün aklýnla ve bütün gücünle seveceksin. Ýkincisi de þudur: ‘Komþunu kendin gibi seveceksin’. Bunlardan daha büyük buyruk yoktur.” (Markos 12:30-31). Doðal olarak museviler de, müslümanlar da Mesih’in bu sözlerine katýlacaklardýr. Zira, sevginin, barýþýn, kardeþliðin dili, yolu birdir. Buna raðmen ne yazýk ki dünyamýz bugün anlaþmazlýklar, savaþlar, uluslararasý nefret kampanyalarý, gözyaþlarýyla dolu. Oysa bugün kime sorsanýz sevgiden-barýþtan söz edecektir. Bu çeliþkinin nedeni basittir. Maalesef insanlar inandýklarýný söylüyorlar, ama inancýn gereklerini uygulamaktan adeta kaçýyorlar.

Aslýnda bugün her kötülüðün, her damla göz yaþýnýn kökeninde “önce ben” diyen düþüncenin yattýðýný biliyoruz. En basit bireyden en zengin topluma, bu anlayýþ tüm dünyaya hakim olmuþ durumda. Daha fazlasýna sahip olmak, daha fazlasýný tüketmek, ve herkesin kendini kurtarma telaþý… Tok, açýn halini umursamýyor, güvende olan “Bana dokunmayan yýlan bin yaþasýn” diyor. Ama bu tutum, dönüp dolaþýp herkesi vuruyor. Ýnsanlýk, adeta frenleri tutmayan bir vasýta misali bilinmeze yol alýyor. Yaþanan tüm acýlara, yitirilen deðerlere, tükenmiþliðe raðmen, ülkeleri yönetenler yanlýþtan dönme yolunu seçmek yerine yanlýþý allýyor pulluyor. Ýþte bu yüzden gençler uyuþturucudan ölüyor; para için, daha fazlasýna sahip olmak için tüm deðerler ayak altýna alýnýyor. Yapýlan haksýzlýklar yapanýn yanýna kâr kalýyor. Ne yazýk ki bu vahim tablodan daha da kötüsü zaman zaman doðru yolun rehberi olan dinler de, bu çarpýtmaya alet ediliyor.. Oysa küreselleþen dünya öyle sorunlara gebe ki, bir de inançlý insanlarýn dünyayý ve insanlýðý hala din ve mezhep adýna bölmeye haklarý olmamalýdýr… Her doðru inanç, bir pusula gibi hep kuzey ve güney hattýný göstermelidir: Bir ucu Allah’ý, öteki ucu insaný.

Biz dini önderler de, elden geldiðince sýk, yan yana gelerek dinsel hoþgörünün mümkün olduðunu ve hatta dinlerimizin bir þartý olduðu mesajýný iletmeye çalýþýyoruz. Dinler kolaylýkla siyasal, ekonomik ve etnik çatýþmalarda körükleyici bir unsur olabilirler ve olmuþlardýr. Bunu önleme sorumluluðunun ise en çok biz, din adamlarýnýn omuzlarýnda olduðuna inanýyoruz. Bugün dünyanýn yaþadýðý travmaya dini de alet etme teamülü devam eder, din de olumsuzluklarýn pençesinde kullanýlýr ise, gelecek için umutlarýn kalmamýþ olacaðýný söylemek çok da yanlýþ olmaz. Dünyamýzdaki olumsuzluklarýn daha fazla olmasýna neden olan zehirin panzehiri inançlarýmýzdýr. Ýnançlarýnýn temel öðretilerinde bir araya gelebilen insanlarýn arasýnda ne renk, ne statü, ne de baþka bir ayrýmcýlýk kalýr. Ýnançlarýn temel öðelerinde bir araya gelebilen insanlar birbirlerini anlayabilirler, hoþgörülü olabilirler. Çünkü, en baþta birbirlerini Yaradanlarýndan ötürü severler.

Bir kez daha altýný çizmekte yarar görüyorum: Herhangi bir dinî metin, bilgelik içeren herhangi bir yazý, tek, hatta çoktanrýlý herhangi bir din, inananlarý savaþa, þiddete, zýtlaþmaya, zorbalýða ve teröre yönlendirmez, yönlendiremez! Materyalizm, hoþgörüsüzlük, dünyadaki doðal kaynaklarý ele geçirmek için güç kullanýmý, baský altýnda tutulan insanlarýn isyaný, diyalog ruhunun ve kültürünün eksikliði – iþte insanlýk tarihinin baþýndan beri savaþlarýn, dökülen kanýn ve çatýþmalarýn nedenleri bunlardýr.

Küçülen dünya, giderek farklý dinden, dilden, ýrktan ve milliyetten insanlarla bir kültür mozayiðinde, yan yana ve iç içe yaþama zorunluluðu getiriyor. Oysa Antakya’da yüzlerce yýldýr bir kültür, din, dil ve inanç mozayiði ve birliklte yaþama pratiði zaten mevcut. Bir baþka ifadeyle Antakya, dünyanýn, insanlýðýn þiddetle ihtiyaç duyduðu modeli asýrlardýr uyguluyor. Bu deneyim, günümüz küreselleþmesine ýþýk tutabilecek olgunluða sahiptir. Farklý insanlarla heterojen bir toplumda uyum içinde yaþamak kolay deðildir. Ama yaþamak zorunda kalýrsanýz – ki buna mecburuz – giderek onlarýn da pek yanlýþ yolda olmadýklarýný, sizinle pek çok ortak inancý ve insanlýk deðerini paylaþtýklarýný, ve eðer inançlarýnda samimi iseler, dürüst ve güvenilir insanlar olduklarýný görmeye ve kabul etmeye baþlarsýnýz. Bu kendiliðinden oluþan bir güven ve saygý ortamýdýr. Bunun doðal sonucu barýþ ve hoþgörüdür. Antakya’nýn dünü ve bugünü bunun en güzel örnekleriyle doludur.

Bunun kalýcý olmasýný, tüm yurt sathýna ve dünyaya yayýlmasýný istiyorsak, geçmiþin ve bugünün yanýlgýlarýndan kendimizi kurtarmamýz gerekiyor. En büyük yanýlgý, insana ait herþeyin tek, bir, ayný, homojen olmasý iddiasýdýr. Ýlahî vahiy dýþýnda, hiçbir alanda, hiçbir konuda tek bir doðru yoktur. Geçen yüzyýlda “arýndýrýlmýþ ýrk” peþinden koþanlar olduðu gibi, bizim çaðdaþlarýmýzdan bazýlarý da, – Prof. Samuel Huntington gibi lüks koltuklarýna gömülmüþ – saf kültür, özgün medeniyet, dolayýsýyla da din ve kültür bloklarý, medeniyetler çatýþmasý gibi görüþler üretmeye, bunu devletlerin yöneticilerine ve kitlesel iletiþim sektörüne empoze etmeye çalýþmaktalar. Ancak tam tersine, Deðerli Dostlarým, hepimiz de biliyoruz ki; insanlýk tarihinin baþýndan itibaren, kültürler ve uygarlýklar, daimî bir etkileþim içerisinde olmuþlardýr. Antakya’nýn taþlarý bu gerçeðin sessiz tanýklarýdýr. Onlar bize diyorlar ki, sekiz bin yýllýk kültür birikimi ve sürekliliði, onlarca uygarlýðýn, ulusun ve dilin ürettiði, insanoðlunun ortak mirasýdýr.

Barýþýn en önemli þartlarýndan biri herkesin hakettiðine ulaþmasýdýr. Eðitim ve doðal kaynaklarýn adil daðýlýmý, halklar ve uluslararasý diyaloðun, uzlaþmanýn ve barýþýn iki ana anahtarýdýr. Oysa bugün dünyanýn %20’lik bölümünün dünya kaynaklarýnýn %80’den fazlasýný tükettiði, en fakirle en zengin arasýndaki farkýn 900 katý aþtýðý bir düzenden söz ediyoruz. Bu düzende savaþacak insaný da, canlý bombalarý da bulmak zor olmasa gerek. Yine çatýþmalarýn mantýðýnda hep üstünlük, seçilmiþlik, özel imtiyazlar ve haklar talep etme yatar. Ortaçað mantýðýyla, Mutlak Hakikat’e ve Allah’a sahip olanýn sadece kendiniz olduðunu iddia eder ve tüm dünyayý bunu kabul etmeye zorlarsanýz, sonucu cihad usulü fetihler ve haçlý seferleri olur. Eðer kendi ulusunuzun ve ýrkýnýzýn çok seçkin, dilinizin en mükemmel, kültürünüzün de eriþilmez olduðunu iddia ederseniz, bu kollektif bir narsizmden öteye geçemez. Bu iddialarýn oluþturacaðý tek þey, baþkalarýnda da benzer bir narsizmin oluþmasýdýr. Karþýnýzdakini yok saymak, içinizdekini yabancý ve düþman görmek kendi boomeranglarýmýzý yaratmaktan baþka bir þey deðildir. Gider, dolaþýr, döner, gelir ve yaratýcýsýný vurur. Bugün dünyann dört bir yanýndaki örneklerde de bunu açýkça görüyoruz. Her geçen gün küçülen dünyada böylesi tavýrlarýn sürdürülmesi tahmin edilemeyecek büyük çatýþmalara ve yýkýmlara yol açabilir. Böyle giderse, yarýn, bugünü aratabilir.

Yurtdýþý seyahatlerimde bazen, ülkemizin ve Türkiye insanýnýn kültürü, davranýþlarý, adetleri ve hedefleri hakkýnda yayýlmýþ olan yanlýþ izlenimlere ve düþüncelere kulak misafiri olduðumda, gerçekler hakkýndaki bilgi eksikliðini ve cehaleti korkutucu buluyorum. Özellikle bu gibi asýlsýz savlarýn üreticileri akademisyenler ve politikacýlar olduðunda durum daha dehþet verici bir hal alýyor.

Öte yandan, vatandaþlarýnýn ezici çoðunluðunun müslüman olduðu bir ülkede, hristiyan bir azýnlýðýn ruhani hizmetkârý olarak, zamanýmýn çok önemli bir bölümünü mecburen, dinim, kültürüm, amaçlarým ve genel olarak halkým hakkýnda yayýlan yanlýþ fikirleri düzeltmeye çalýþmakla geçirmek zorunda kalýyorum. Doðrusu bu durum, bazen insaný tüketen çok yýpratýcý bir hal alýyor. Çoðunluktan farklý oluþumuz, maalesef her zaman bir zenginlik olarak algýlanmýyor.

Farklýlýklarý bir zenginlik olarak gören ve bunlarý eþitlik, hukuk ve insan haklarý temelinde uzlaþtýrabilen çoðulcu demokrasi, insanlýðýn ulaþtýðý en büyük baþarýlardan biridir. Ülkemizdeki pek çok sorunun da bu uygarlýk baþarýsýný yakalamakla giderileceðine yürekten inanýyorum.

Deðiþen dünyanýn oluþturduðu dev sorunlar karþýsýnda varolma mücadelesi veren azýnlýk cemaatlerinin desteklenmesi ve mevcut sorunlarýna çözüm üretilmesi gerekmektedir. Buna olanak saðlamak gerekir. “Hoþgörü”, “birlikte yaþama” ve “çoðulculuk” gibi soyut kavramlarýn somutlaþacaðý, sözün eyleme dönüþeceði en belirgin uygulama alanlarýndan biri budur. Aksi takdirde, ülkemizde sayýlarý gittikçe azalan, çok renkli “Antakyalarýn” giderek monotonlaþmasýna, soluklaþmasýna tanýk olacaðýz. Ve daha da üzücü olaný dünyaya örnek olabilecek Hatay gibi kutlu yörelerin, yani panzehirin, yani insanlýðýn son umudunun da yitip gittiðine tanýk olacaðýz. Ve o gün, bir þeyleri deðiþtirmek için artýk þansýmýz kalmamýþ olacak. En azýndan bugün burada buluþan bizler biliyoruz ki, evet, elimizde bir þans var! Allah’ýn bir lütfu olan bu þansý bizlere ve insanlýða hayýrlý olacak biçimde hep birlikte kullanabileceðimize inanýyor, inanmak istiyorum.

Sözlerime son vermeden, son 25 yýldýr, yýlda en az bir kez Hatay’ý ziyaret eden, Hatay’ý ve Hataylýlar’ý çok seven bir vatandaþ sýfatýmla, Sayýn Valimiz’in izinleriyle, Hükümetimiz’in deðerli yöneticilerinden Hatay için üç dilekte bulunmak istiyorum: 1) Hatay’a bir havaalaný açma projesinin artýk tamamlanmasýný; 2) Arsuz-Çevlik kýyý þeridi yolunun asfaltlanarak hizmete açýlmasýný; ve 3) Kýrsal yerleþim birimlerinin de planlama çalýþmalarýnýn tamamlanarak çevrenin daha etkin bir þekilde korum altýna alýnmasýný içtenlikle diliyorum. Bu projelerin gerçekleþmesi, bölgedeki iç ve dýþ turizme çok büyük yeni olanaklar saðlayacak, tarihî, kültürel ve doðal deðerlerin daha iyi korunarak gelecek kuþaklara aktarýlmasýný daha kolay kýlacaktýr.

Dikkatle dinlediðiniz için teþekkür ediyor, saygýlarýmý sunuyorum.

MESROB II

Türkiye Ermenileri Patriði

(26 Eylül 2005 Salý saat 10:00’da Mustafa Kemal Üniversitesi salonunda teblið edildi.)

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: