İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Portre : Ragıp Zarakolu

Murat Çelikkan

Ragıp Zarakolu

Babası Remzi Zarakolu, Adalar Kaymakamı’ydı. Bu yüzden Büyükada’da doğmuş, azınlıklarla erkenden tanışmıştı. 6 -7 Eylül olaylarına babası Şişli Kaymakamı’yken tanık olmuştu. Bu olay ‘Çocukluğuna ilişkin bir dehşet anısı’ olarak hep kaldı belleğinde. Komünistlikle ilk tanışması da babasının öğretmen arkadaşı Hasan Basri’nin 46 tevkifatında tutuklanması, sonra da ‘kaçarken vuruldu’ diye işkencede öldürülmesine ilişkin dinlediği öyküyle oldu. Kürtlerle de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde okurken tanıştı.

Doktorası 1971’de askeri müdahale, 1979’da da hocası Cavit Orhan Tütengil’in öldürülmesiyle iki kez kesintiye uğradı. 1968 yılında Ant ve Yeni Ufuklar dergilerine yazmaya başladı. 12 Mart sonrası Uluslararası Af Örgütü ile ‘gizli örgüt ilişkisi’ olduğu için yargılandı. Sonunda düştü bu komik dava ama beş ayı cezaevinde geçti. 72’de Ant dergisine yazdığı ‘Ho Chi Minh ve Vietnam Savaşı’ başlıklı yazısı nedeniyle iki yıl hapse mahkûm oldu. Selimiye’de tecrit hücresine konuldu. 74 affına kadar sürecek mapusluğu sırasında, Ziverbey’deki kontrgerilla köşkünden gelenlerden dinledi Türkiye’deki ‘ilk özel işkence yöntemleri’ni. 1977’de eşi ve yoldaşı Ayşe Nur ile Belge Yayınları’nı kurdu. 1979 yılında Demokrat gazetesinin kurucusu ve yöneticilerinden biri olduğu için 1982’de tutuklandı.

Norveç’in verdiği Düşünce Özgürlüğü ödülü ile yayınladığı bir kitap için mahkeme celbini aynı anda aldı.

Ragıp Zarakolu geçen hafta içinde yayımladığı iki kitap ve yazdığı bir yazı nedeniyle üç kez yargılandı. George Jerjian’ın “Gerçek Bizi Özgür Kılacak” adlı kitabını yayımladığı içindi bu haftaki ilk duruşması. Devlete ve Atatürk’e hakaretten çıktı mahkemeye, Salı günüydü. Çarşamba günü ise, Prof. Dr. Dora Sakayan’ın “Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları-Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi” adlı kitabı için mahkemedeydi. Yine devlete hakaretten. Aynı saatte bir de Beyoğlu 2. Asliye Ceza’da davası vardı. Yazdığı yazı nedeniyle. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, “Türkiye’de ifade özgürlüğünün varlığından kimsenin kuşkusu olmasın,” diyor. O öyle diyor da bize galiba “Fahrenheit 451″in kitap insanlarının görevi düşüyor. Ray Bradburry’nin bu başyapıtı adını kağıdın yanma derecesinden alıyor. İfade özgürlükçü devlet itfayecilerinin görevi buldukları kitapları yakmak. Bu Faşist düzenden kurtulup ormanda yaşayan kitap insanların her biri bir kitabı baştan sona ezberliyor. Bir gün gelip, hepsinin yan yana insanlığın yaşadıkları ve değerlerini seslendireceklerine inanarak. Haydi Türkiye ezbere!

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: