İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Halaçoğlu´nun yapması gerekeni Perinçek yaptı!

Ahmet Kekeç

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, “Osmanlı Ermenileri” konulu toplantının “bilimsel” değil, “siyasî” olduğunu söylemiş… Bu, “Diaspora Ermenileri’nin toplantılarının Türkiye’deki uzantısı” imiş…

Bu onun görüşü.

Elbette her toplantının, her etkinliğin, her bilimsel faaliyetin siyasî bir boyutu vardır. Esasında Halaçoğlu’nun duruşu, genel tavrı, tarihe bakışı (özellikle tarihe bakışı), sözkonusu toplantıyla ilgili sözleri de “siyasî”dir ve haddizatında bu normaldir de.

Toplantıda neler konuşulduğunu Halaçoğlu izledi mi bilmiyorum.

İzlemiş, ya da basın yoluyla haberdar olmuştur diye düşünüyorum.

Bununla birlikte, Ermeni diasporasının Fransa’da yaptığı toplantıları da izlemiş yahut basın yoluyla (konuşulanlardan) haberdar olmuştur.

Ben şu kadarını biliyorum:

Fransa’daki toplantıya katılan Ermeni kökenli iki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı (Hrant Dink ve Etyen Mahçupyan), toplantılar süresince hem taciz edildiler, hem de Türk tezine yakın durmakla, yani “Türkiye Cumhuriyeti’ni aklamakla” suçlandılar. Dink ve Mahçupyan bunları gazetelerinde yazdılar, televizyonlarda konuştular.

Halaçoğlu mutlaka okumuş yahut izlemiştir.

Demek ki, fanatizmin ırkı, dini, dili olmuyormuş. Demek ki, Bilgi Üniversitesi’ndeki yumurtalı saldırıyı gerçekleştirenlerle, Fransa’daki toplantıyı tertipleyen fanatikler arasında bir fark yokmuş.

Değerli bilimadamı Halaçoğlu işin içinde ille de “siyasi bir boyut” aramak istiyorsa, Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in yaptıklarına ve İdari Mahkeme’nin tuhaf ötesi “iptal kararına” baksın. O da çok iyi biliyor ki, konferansa katılan isimlerin büyük çoğunluğu Ermeni tezlerine uzak kişiler ve yine büyük çoğunluğu “soykırım” sözcüğünden en az Halaçoğlu kadar rahatsız oluyor.

Ee, o zaman, “Bu konferans diaspora toplantılarının Türkiye’deki uzantısıdır” demek biraz ayıp olmuyor mu?

Kaldı ki, “akademik özerklik” konusunda hassas olması gereken Halaçoğlu’nun, yargının tatsız iptal kararıyla ilgili de birkaç söz sarf etmesi gerekirdi.

Hayır, “Halaçoğlu büsbütün haksızdır” demek istemiyorum. Mutlaka haklı olduğu yerler de vardır. Örneğin, Ermeni meselesi’nin gündeme getiriliş biçimi ve zamanlaması.

Elbette her meseleyi konuşalım, tarihimizle yüzleşelim. Ne Nobel ihtiyacına göre davranan uluslararası romancımız gibi provokatif ve önyargılı olalım, ne de red cephesi gibi ketum ve aldırışsız… Meselelerimizi suhuletle halledelim. Konuşmaktan, tartışmaktan bir şey çıkmaz.

Bir de şu husus var:

İsviçre, bilindiği üzere, medeni ve demokratik bir Avrupa ülkesi…

Ama, “Soykırım yoktur” demeyi suç sayıyor.

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Lozan’daki “gözaltı rezaleti”ne rağmen, İsviçre’ye gitti, aslanlar gibi mahkemeye çıktı ve “Soykırım yoktur” demenin suç olmadığını kabul ettirdi.

İyi de yaptı.

Halaçoğlu ise, belki de “tutuklanma korkusu”yla İsviçre’ye gidemedi, resmî makamlardan güvence istedi. Ben, celadetiyle maruf değerli bilimadamından, en azından Doğu Perinçek celadeti beklerdim…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: