İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ermeni nine anısı ağlattı

İdari yargının durdurma kararı nedeniyle bir günlük gecikmeyle Bilgi Üniversitesi’nde başlayan Ermeni konferansında, Hrant Dink’in anlattığı bir anı hem konuşmacıların hem dinleyicilerin gözlerini yaşarttı

SERHAT OĞUZ, ÖMER ERBİL İstanbul

İdari yargının durdurma kararı nedeniyle bir günlük gecikmeyle Bilgi Üniversitesi’nde başlayan “İmparatorluğun Son Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları” konferansı protestolar, tartışmalar ve ilginç açıklamalarla tamamlandı. Toplantıda Hrant Dink’in Sivas’ta ölen Ermeni bir kadınla ilgili anlattığı anı, birçok kişiyi ağlatırken, Prof. Dr. İlhan Çuhadaroğlu’nun sahkekârlık ve tek taraflılık ithamı sinirleri gerdi.

Toplantıyla Ermeni tabusunun yıkıldığını savunan Prof. Dr. Baskın Oran şunları söyledi:

“Türkiye çok tabu gördü. Sınıf kavramı, Atatürk’ün eleştirilmesi, Kıbrıs, sosyalizm, komünizm ve Kürdistan tabu olmaktan çıktı. Tek tabu kalmıştı, Ermeni meselesi. O da tabu olmaktan çıktı. 1915 – 16 olaylarının yanında ufak kalan, suç olan 35 – 40 diplomatın öldürülmesinin cezasız kalması Ermeni meselesinin tabu olmasını güçlendirmiştir.

Osmanlılar araştırıyordu

O kadar ki İçişleri Bakanı Meral Ak bilmem ne (Meral Akşener’i kastediyor) Öcalan’a hakaret için ‘Ermeni dölü’ dediğinde, ‘Bu bir kadına yakışmıyor’ diye karşı çıkan olmamıştır. Osmanlı’nın son döneminde bunu konuşmak tabu değildi. Hatta tehcirin sorumluları tespit edilmeye çalışılmıştır. Şanlıurfa, Gaziantep, Kahramanmaraş’ı ilk İngilizler işgal etmiştir. 9 ay boyunca tek kurşun atılmamıştır. Ne zaman İngilizler toprakları Fransızlara terk etmiştir, direniş başlamıştır. Çünkü Fransız ordusunda Ermeni lejyonerler vardı. Psikoloji budur.”

Ermeni diasporasının “jenosit, tazminat, toprak” talebi diyerek Türk aydınının işini zorlaştırdığını ifade eden Oran, “Diaspora, 3 T’yi ‘tanıma, tazminat, toprak’ olarak ortaya atarak ‘tanımayı’ önlüyor. Alfabesini bile terk ettiği bir imparatorluğun yaptığı şeylerden dolayı tazminat ödemeyi Türkiye’de insanın aklının ucuna getiremezsiniz. Toprak da tamamen saçmadır” dedi.

Tehcir demek hüsnü tabir

Toplantının “Anılar ve Tanıklıklar” başlıklı oturumunda konuşan Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ahmet Kuyaş da İttihat ve Terakki’nin 4 ismi Halil Menteşe, Mithat Şükrü Bleda, Mehmet Cavit Bey ve Hüseyin Cahit Yalçın’ın anılarını irdeleyerek 1915 olaylarını analiz etti. 4 ismin tehcir kararı verildiğinde bundan haberdar olmadığını belirten Kuyaş, “Bu anıları okuduğunuz zaman yapılanlara verilen tehcir adının hüsnü tabir (güzel adlandırma) olduğunu, çok daha büyük bir katliam olduğunu görmemek mümkün değil” diye konuştu.

Radikal Gazetesi yazarı Doç. Dr. Gündüz Vassaf da Saatli Maarif Takvimi’ne odaklanarak iddiaları yorumladı.

Takvimin 365 gününü tek tek inceleyerek Ermenilerle ilgili yazılanları derlediğini belirten Vassaf, şunları söyledi:

“Saatli Maarif Takvimi’nde Ermenileri düşman olarak tanıyoruz. Takvimde tehcire tek kelimeyle bile yer verilmemesi ibret verici. Ermeniler geçmişten bihaber olan yeni nesillere böyle tanıtılıyor. Umarım Saatli Maarif bundan sonra farklı yazılır.”

Bizim de yanlışımız oldu

CHP’li eski Sağlık Bakanı, AP Senatörü Cevdet Aykan da toplantıya katıldığını duyan yakınlarının kendisine, “O toplantıda ne işin var? Söylediklerine dikkat et!” uyarısında bulunduğunu anlattı.

Korkularımızı bırakalım

Toplantının 2. oturumunda konuşan Ayhan Aktar da, “Dünyada Milli Marşı ‘Korkma’ diye başlayan tek ulus biziz. Cesaretle bizi biz yapan korkularımızın üzerine gitmemiz, artık büyüdüğümüz konusunda önce kendimizi ikna etmemiz gerekiyor” dedi.

“Ermenilik halleri” oturumunda konuşan Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Dink’in anlattığı, Sivas’ta doğup Fransa’ya göç eden Ermeni bir kadının öyküsü hem konuşmacıların hem de dinleyicilerin gözlerini yaşarttı. Dink, birkaç yıl önce Sivas’tan yaşlı bir Türk’ün kendisini telefonla aradığını ve köylerinde bir Ermeni kadının öldüğünü belirterek yakınlarını bulmasını istediğini söyledi. Dink, şöyle devam etti:

‘Su, çatlağını buldu’

“10 dakikada yakınlarını buldum ve giderek anlattım. Kızı bana annesinin Fransa’da yaşadığını, zaman zaman Türkiye’ye gelip İstanbul’a hiç uğramadan doğduğu köye gittiğini anlattı. Kızı Sivas’a cenazeyi almaya gitti ve beni telefonla aradı. Ona, ‘Ne yapacaksın, cenazeyi buraya mı getireceksin?’ diye sorduğumda, bana ‘Buradaki amca’ deyip ağlamaya başladı.

Amcayı telefona aldım, ‘Niye onu üzüyorsun?’ diye sordum. Amca bana, ‘Ben hiçbir şey demedim, sadece sen bilirsin ama bırak annen burada kalsın, su çatlağını buldu dedim’ deyince ben çöktüm. Evet Ermenilerin bu topraklarda gözü var ama merak etmeyin bu toprakları alıp gitmek için değil, bu toprakların dibine girmek için.”

Dink’in gözyaşlarına hâkim olarak zorlukla anlattığı öyküyü dinleyiciler uzun süre ayakta alkışladı. Bazı dinleyiciler ve konuşmacılar da gözyaşlarını tutamadı. Dink, bir canlının altın tepside bile başka yerlere götürülse hayat bulamayacağını belirterek şunları söyledi: “Yaşamla bağlarını kökünden koparıyorsunuz demektir. İşte tehcir budur. Bunun adına ne deneceğini hukukçular düşünsün. Bu artık içselleştirilmiştir. Genetik koda kadar işlemiştir.

Böyle bir konferansın Türkiye’de yapılması çok önemli. Türkiye’yi hâlâ bıraktığı noktada, 1915’te algılayan, ‘Türkiye değişmez, bunu kabullenmez, vicdansızdır’ diyen bir diaspora var. Bu onları olumlu yönde şaşkına çevirecektir.”

Konferans bitti

Konferans, hazırlık komitesi üyelerinden Doç. Dr. Halil Berktay’ın konuşmasıyla sona erdi. Berktay, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Boğaziçi, Sabancı ve Bilgi üniversiteleri ile basına teşekkür etti.

Dinleyiciler ve katılımcılar tepki gösterdi

‘Sahtekârlar’ sözü ortamı gerdi

9. oturumunun soru cevap bölümünde söz alan Prof. Dr. İlhan Çuhadaroğlu da konferansa katılanları sert şekilde eleştirince tartışmalar yaşandı. Çuhadaroğlu, Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nin kurucu dekanı olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Sanki Ermeniler kimliksiz gibi bir hava var bu toplantıda. Osmanlı İmparatorluğu, Ermenilere kimliğini vermiştir. Büyükelçiliklerimiz, Osmanlı hazinesi onların elindeydi. Bu konferans tek taraflı. Konuşmacılar bunlara tahammül edemiyor ama ben konuşacağım. Bu toplantıda soykırım yetmediği gibi bir de Kürt meselesi gündeme getirildi. Herkes konuşabilir ama bizim tarihimizi çiğnemeye kimsenin hakkı yok. Ermeniler Türkiye’nin her yerinde Türkleri katletti. Türkleri öldürüyorlar sonra da burada özlemden bahsediyorlar. Bunlar sahtekârlık yapıyor.”

Çuhadaroğlu’nun sözlerine tepki gösteren bazı dinleyiciler “Sorunu sor” derken bazı dinleyiciler de salonu terk etti. Dink de “Bırakın efendim, doğru söylüyor” diyerek serzenişte bulundu. Çuhadaroğlu da “Evet efendim, mecazi konuşmanız beni çok etkiledi. Kendimi Yunanistan’da, Bulgaristan’da gibi hissettim” karşılığını vererek tansiyonu daha da yükseltti.

Hazırlık Komitesi’nden Doç. Dr. Halil Berktay da Çuhadaroğlu’na, “Sen yalancısın”, bazı dinleyiciler de “Ucuz şovmenlik yapma” diye tepki gösterdi. Oturum Başkanı, oturumun sona erdiğini belirtirken, konuşmaya devam etmek isteyen Çuhadaroğlu’nun mikrofonunun ses bağlantısı kesildi.

Hazırlık Komitesi’nden Doç. Dr. Cemil Koçak da, “Edepsiz” diye bağırdı. “Edepsiz sensin” karşılığını veren Çuhadaroğlu, ortam gerilince güvenlik görevlileri eşliğinde kendi isteğiyle konferanstan ayrıldı.

Bu kez geç geldiler

Ermeni konferansının ikinci günü sakin başladı. İlk gün erken saatlerde kampus etrafında konuşlanan protestocular, bu kez daha geç saatlerde gelince katılımcılar rahatça binaya girdi. Ancak daha sonra bir grup BBP üyesi üniversite binasına yumurta ve domates attı. Kampusa öğleden sonra gelen 50 kişilik ülkücü grup da, sloganlarla konferansı protesto etti. Polis barikatını geçmeyi başaran bir kişi de, üniversitenin kapısındaki AB bayrağını indir-meye çalışırken gözaltına alındı.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: