İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

`Ermeni konferansı´

Nuray Mert

Aylardır tartışması yapılan ve ‘Ermeni konferansı’ diye bilinen toplantı sonunda gerçekleşti. Her şeye rağmen yapılabilmiş olması sevindirici. Üzerinde neden bu kadar gürültü koptuğunu anlamak hem mümkün, hem değil.

Mümkün, çünkü Ermeni meselesi, Türkiye’nin tabu konularından biri. Bunun bir nedeni, tarihimizle hesaplaşma konusundaki isteksizliğimiz, bu bir vaka. Diğer taraftan bu isteksizliği besleyen etkenler var;
bu ülkede yaşayanlar kendilerini hâlâ tehdit altında hissediyor. Çok uzak bir geçmişte yaşanan çözülme ve dağılmanın tekrarlanacağından korkuyorlar. Ermeni meselesinin, Batı ülkelerinde siyasi bir koz olarak kullanılması bu korkuyu besliyor. İyi, ama zaten bu konferansı veya toplantıyı düzenleyenler de, ‘O halde gelin bu konuyu biz kendimiz konuşalım’ diyorlar. ‘Meselelerimizi kendimiz konuşalım, tartışalım’ tavrını düz mantıkla ‘işbirlikçilik’ olarak damgalama hastalığından kurtulmakta sonsuz fayda var.

Irak işgali sonrasında bir araya gelerek, bölge halklarının barış içinde yaşama imkânına katkı sunmak için oluşturduğumuz ‘Doğu Konferansı’ndan daha önce, birçok kez söz ettim. Doğu Konferansı olarak, biz, kronik bir husumet konusu olduğu için, Ortadoğu ülkeleri dışında tek gezimizi Ermenistan’a yapmıştık (Aralık 1994). Bizim de amacımız, bu konuyu Ermenistan ile doğrudan diyalogla, oradaki insanlarla doğrudan konuşmaktı. Basında fazla yer almadı, ama çok faydalı bir gezi oldu. Diğer taraftan, ziyaret ettiğimiz Ortadoğu ülkelerinde yaşayan Ermenilerle, zaman zaman görüşme, konuşma imkânı bulduk. Malum, Türkiye’den göçen Ermenilerin birçoğu, Suriye’de, Lübnan’da, Ürdün’de yaşıyor. Ben, bu ülkelerde yaşayan Ermenilerle, daha fazla diyalog imkânının oluşmasının da çok yararlı olacağını düşünüyorum.

Bu ülkede yaşayanların, azınlıklar, Kürt meselesi, tarihi hesaplaşmalar konuları üzerinden, ‘suçlanma’, ‘çözülme’, ‘dağılma’ tedirginlinliği yaşamaları anlaşılır bir şey. Ancak, bu tedirginliği, insancıl, barışçı yollarla aşmak da bir yol, marazi bir korku, öfke ve tepkiye dönüştürüp, hoyratlaşmak da. Ben diyorum ki, bu yola hiç tevessül etmeyelim, insanlığımızdan taviz vermeyelim. Tarihte olanlar konusunda anlaşamamak, tartışmak mümkün, ama bu anlaşmazlığı hırçınlığa dökmenin hem kimseye faydası yok, bugüne kadar da olmadı. Dahası, bu ‘faydasız’lığın ötesinde kabul edilemez bir tutum. Birilerinin Türkiye’ye bir şeyler dayattığını düşünebilirisiniz, böyle düşünüyorsanız, dayatmalara karşı tavır alırsınız, bu başka şey, sopayı kapıp sokağa dökülmek veya bunu ima eden bir dil kullanmak, hoyratlık kışkırtmak başka şey.

Aslında, çok şükür, koparılan tüm gürültüye rağmen, tatsız denecek olaylar çok dar bir çerçevede kaldı. Gerek bu konuda, gerek Kürt meselesi konusunda tüm kışkırtmalara karşın, toplumun hezeyan siyasetlerine prim vermemesi ümit verici. Ancak bunu kalıcı kılmak çok, ama çok önemli. Bu çerçevede, asıl görev, kendisini öncelikle ‘milliyetçi’ olarak tanımlayan çevrelere düşüyor. Bu bakımdan, tüm taban baskısına rağmen, MHP yönetiminin, şu ana kadar, sorumlu ve olgun davrandığını gözlemek mümkün. Buna karşın, aynı tabana oynayan Büyük Birlik Partisi’nin, bu tür vesilelerle kendine yer açma gayreti, kusura bakmasınlar ama ciddi bir basiretsizlik örneği. Diğer taraftan, CHP gibi bir partinin de, merkez sağ muhalefetin de, bu olayı AKP’ye muhalefet adına, basit hesapla değerlendirmesi anlaşılacak gibi değil.

Mevcut hükümeti, bu ülkenin, bu ülkede yaşayanların çıkarları adına sorgulamak istiyorsanız, ‘Offer’ skandalı üzerine konuşalım. DYP ve Anavatan özelleştirme skandalları üzerine ne kadar rahat konuşabilir merak ediyorum. Zaten, en büyük sorunlarımızdan biri bu değil mi? Bugüne kadar birçok siyasi çevre, halkı kronikleşmiş bazı korku ve tabuları üzerinden galeyana getirmeyi kolay bir strateji olarak kullanmayı, başka bazı önemli konuların üzerini örtmeyi başardılar.

Son olarak, gazeteci Cengiz Çandar’ın, milliyetçilik adına, konferansa tepki göstermek üzere Bilgi Üniversitesi önünde toplananların, protesto yumurtalarından birine hedef olduğunu öğrendim. Bunu, çok utanç verici buldum! Çandar’ı, Irak’taki kanlı işgali son sürat desteklediği, ABD’nin Bağdat’a girdiği gün, ‘Canım Bağdat’ta olmak istiyor!’ diye yazdığı için değil, barışçı bir girişim olan ‘Ermeni konferansı’na katıldığı için yumurta ile protesto etmek sahiden çok utanç verici. Ve de, milliyetçilerin içinde bulunduğu durumu çok iyi özetliyor.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: