İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ermeni konferansı ve demokrasimiz

Erol Katırcıoğlu

‘Ermeni konferası’nın bu kez bir yargı kararıyla durdurulması saçmalığı dün akşam saatlerinde haberlere düştüğünde yazık diye düşündüm. Bir ülkenin adalet mekanizmasının böyle bir üniversite faaliyetini durdurmak amacıyla kullanabiliyor oluşu gerçekten üzücü. İnsana ‘Yahu biz demokrasi falan diyoruz ama galiba bu ülkede böyle bir şey yok’ dedirtecek kadar etkileyici. Cemil Çiçek gibi bir bakanın bulunduğu bir bakanlığın personelinden ne hayır gelir diye düşünmek haksızlığını da yapmak istemiyorum. Ama, bu kararı verenler hakkında bir soruşturma açılıp açılmayacağını da merakla bekliyorum. Ülkede her türlü demokratik açılımdan rahatsızlık duyanların olduğu herkesin malumu. Bazılarımız bunların ne amaçla kimler tarafından yönetildikleri ya da yönlendirildikleri gibi bir konu üzerine düşünmek ihtiyacı hissediyor. Ama doğrusu böyle bir konu beni hiç ilgilendirmiyor. İlgilendirmiyor çünkü her toplumda böyle momentlerde bu türden işlerle iştigal eden birçok kişi ve kuruluş bulunabilir.

Ama benim için daha önemli olan demokrasiyi kimlerin savunduğu. Kimlerin özgürlüklerden yana olduğu. Kimlerin bu uğurda ‘risk’ aldığı. O nedenle de ben bekliyorum. Örneğin başta YÖK olmak üzere, üniversitelerin, baroların, meslek kuruluşlarının ve tabii çeşitli STK’ların ne diyeceklerini merakla bekliyorum.

Şunu anlamamız gerekiyor ki küreselleşme hayatımızın formatlarını hızla değiştiriyor. Bu hız karşısında biz de tıpkı kalkışta hızlanan uçağın içindeki insanın koltuğuna yapışması gibi koltuklarımıza yapışıyoruz. Koltuklarımıza yani bizi rahat hissettiren duygu, düşünce ve kavramlarımıza yapışıyoruz. Ama yapıştıkça da onların ‘klişeleşmesini’ önleyemiyoruz. O nedenle de küreselleşmenin yarattığı bu inanılmaz hız bir yandan bu “klişeleşmeye” yol açarken bir yandan da hızın yarattığı ‘vakum’ gibi ‘daha fazla özgürlük’ ve ‘daha fazla demokrasi’ ihtiyacını doğuruyor. Yaşanan sanırım bu. Bu nedenle de Türkiye’nin önündeki, Ermeni sorunundan Kürt sorununa, özelleştirmeden başörtüsüne kadar sorunlar ancak daha fazla demokrasiyle çözülebilir. O nedenle de hükümetin aldığı tavır doğru tavırdır. Muhalefetin, yani CHP’nin ise bunlarla uzaktan yakından ilgisi olmadığı ortada. Her vesileyle özgürlüklerin kısılmasından, devlet kontrolünden vs.’den söz etmekte.

Zaman zaman özgürlükçü durmaya çalışan DYP’nin ise konuyla ilgili duruşu ‘asayişçi’.

3 Ekim’le başlayacak küreselleşmenin bir biçimi olan AB üyeliği sürecinin sağlıklı işleyebilmesi bizim bu süreçte ne ölçüde ‘demokrat’ davranacağımıza bağlı. Bugüne dek ‘elitler’in taşıdığı kontrollü bir demokrasiye dayanan küreselleşme stratejisinin özgürlükçü ve katılımcı bir ‘demokrat’ küreselleşmeye dönüştürülebilmesi gerek. Üstelik bu yalnızca bizim değil, aynı zamanda Avrupa’nın da ihtiyacı. O nedenle de Ermeni konferansı ile ilgili olarak ortaya çıkan bu yargı kararına karşı tavır almak ve bu konferansın yapılabilmesini sağlamak demokrasimizi güçlendireceğinden önümüzdeki dönemi de büyük ölçüde belirleyecek bir güce sahip. Bunu başarabilecek miyiz sanırım önümüzdeki birkaç saate ya da güne bağlı.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: