İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

`Ayasofya ibadete açılsın´ mı?

Nuray Mert

Cumartesi günü Radikal’in dördüncü sayfasında, ‘Papa dua izni bekliyor’ başlıklı haber ister istemez dikkatimi çekti. Papa 16. Benediktus, 28-30 Kasım arası Türkiye’yi ziyaret etmeyi planlıyor. Bu arada, Ayasofya’da dua etme talebi söz konusu olmuş. Bu talep, Dışişleri Bakanlığı tarafından doğrulandı mı bilmiyorum. Ayrıca, Ayasofya’nın restorasyonuna ekonomik katkıda bulunmak istemiş, bu istek resmen açıklandı mı, onu da bilmiyorum. Dedim ya, ne olursa olsun haber fazlasıyla ilgimi çekti.

Yok, ben öyle, ‘Batı’ya yön veren Haçlı zihniyetidir’, ‘Haçlılar geri dönmek için gün sayıyor’ diye düşünen biri değilim. Hatta gençken, milliyetçi muhafazakâr kesimlerde, Ayasofya’ya neden bu kadar önem atfedildiğine, her vesileyle ‘Ayasofya ibadete açılsın’ nidaları ile gösteri yapılmasına hiç anlam veremezdim. Sonraları, İstanbul’un Türkler tarafından fethi meselesinin, bir şekilde, güncelliğini koruduğunu anladık. Tarihin içinden çıkamamak, toplumları husumetleri dondurmaya itiyor, bu nedenle itibar etmiyoruz, etmemeliyiz.

İyi güzel de, beklenmedik bir anda, bu konular yeniden karşımıza dikildiğinde ne yapacağız? Benediktus’un Papa olması, yakın tarihte alışık olmadığımız bir tantana ile ilan edildi, o zaman da ‘Bunun anlamı ne?’ diye yazmışım. Ortadoğu’nun yeniden karıştığı bir dönemde, Irak’ta, Lübnan’da, siyasetin, dinler, mezhepler, cemaatler üzerinden konuşulmaya başlanmasını ne kadar endişe verici bulduğumu da çeşitli vesilelerle tekrar tekrar yazdım. Ayasofya’da dua talebi haberi bu nedenle ilgimi çekiyor. Öyle görünüyor ki, yeni dünya düzeninde, dinsel semboller, kimlikler, kurumlar yeniden devreye giriyor.

Resmen doğrulansın doğrulanmasın, madem heber oldu, üzerinde düşünmekte yarar var. Papa’nın, Ayasofya’da dua etmek istemesi ne demektir? Ayasofya, öncelikle ‘dini’ kutsiyeti olan bir yer değil. Tam tersine, öncelikle, bir siyasi iktidar sembolü ve tam da bu nedenle şu anda ‘müze’ statüsünde. Bu nedenle, ne Papa’nın ne de başka bir dini liderin orada dini bir eylemde bulunması, bunu talep etmesi masum bir talep olarak görülemez. Kendisini davet eden Ortodoks Patriği Bartholomeus’un, Ruhban Okulu ve Ekümenikliğe ilişkin taleplerini de hiçbir şekilde, sadece dini özgürlük çerçevesinde değerlendiremeyeceğimizi düşündüğümü de yazmıştım. Bu şekilde düşünmek için insanın komplocu zırvalarla işleyen birisi olması gerekmiyor. Ne yazık ki, Türkiye’de, bu konular, sadece, dünyayı komplo dışında görmekten aciz, herkesi düşman sayıp, eline her an sopa almaya hazır bir kesim tarafından sorun ediliyor. Bunlarla aynı safta görünmemek adına, hiç kimse, bu tür konularda düşünmek, tartışmak istemiyor.

Oysa, tüm bu olanlar, kötü, çok kötü bir gidişatın işaretleri. Artık, kimse hiçbir din ve millet adına dünyayı fethetmeye falan çalışmıyor, dünyayı para fethediyor, uluslararası sermaye kaynaklara el koyuyor, yoksullaştırıyor, hükümetleri, kalabalıkları insanlıktan çıkaran politikalar uygulasın diye zorluyor, köşeye sıkıştırıyor. ‘Medeniyetler çatışması’ diye ikide bir sözü edilen şey, ‘tez’ falan değil, dünyadaki hegemonya mücadelesinin kod adıydı. Bu tez olmadığı için, ‘medeniyetler buluşması’ gayretleri veya ‘hoşgörü’ seansları da antitez değil. Mesele medeniyetler arasında değil ki, taraflar medeniyetler çatışmasından yana veya buna karşı olanlar olsun. Mesele dünyanın kaynaklarının (buna insan kaynakları da dahil) küresel kapitalizmin hegemonyasına girmesi. Geri kalanı, en iyi ihtimalle, müsamere oyuncusu.

Tarihi iktidar mücadelelerine gönderme yapan jestler, dinsel semboller, bunlar üzerinden çekişme alanlarının açılması, asıl iktidar mücadelerini perdelemek konusunda işe yarıyor. Bu oyunda herkes kendine bir yer buluyor; Papa gibi kendini medeniyetlerin sahibi, lideri olarak görenler önlerine açılan iktidar alanında sahne alıyor. Bu iktidar alanındaki manevralar taraftar buluyor/giderek daha fazla bulacak. Kimisi çatışmadan, kimisi uzlaşmadan medet umup ortalara dökülecek/dökülüyor. ‘O lider medeniyetleri çatıştıracak, bu barıştıracak, şu ABD’li vaiz çatışmayı körükledi, bu ruhani lider barış için dua etti’ diyen haberler bunun sonucu.

‘Ne çatışması, ne uzlaşması, her şeyden önce, nereden çıktı bu medeniyet muhabbeti?’ diye sormak aklımıza gelmediği müddetçe, iktidar mücadeleleri sarmalının yeni neferleri olacağız. Siyaseti bu gözle okumanın vakti çoktan geldi.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: