İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gerçek ve yalan

Mustafa Kahya

Londra’da 29 Ağustos 1955’te İngiltere, Türkiye ve Yunanistan temsilcilerinin katıldığı bir toplantı yapılıyor. Toplantının konusu Kıbrıs. Görüşmelere Türkiye’yi temsilen katılan Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, ‘Ankara’ya şifreli bir mesaj’ gönderiyor.

Mesajda, ‘orada birşeyler yapılması gerekiyor.’ diyor.

Akabinde Atatürk’ün Selanik’te kaldığı ev bombalanıyor. Türkiye’deki gazeteler olayı manşetten vererek şovenizmi kışkırtıcı bir rol oynuyorlar. İstanbul ve İzmir’de, başta Rumlar olmak üzere, müslüman olmayan azınlıkların ev ve işyerleri önceden işaretleniyor. Örgütlenmiş şovenist güruh 6-7 Eylül 1955 tarihinde, azınlıkların önceden işaretlenen ev ve işyerlerini yakıp, yıkıp, yağmalıyor. Olaylarda 500’den fazla azınlıktan olan kişi yaralanıyor, 3 kişi de öldürülüyor.

Yıllar sonra 1991’de, Org. Sabri Yirmibeşoğlu: ‘6-7 Eylül özel harb işidir. Muhteşem örgütlenmeydi, amacına ulaştı!’ diyor. Bomba Selanik’e, Türkiye’nin Selanik başkonsolos yardımcısı tarafından getiriliyor. Bombanın azmettiricisi Yunanistan uyruklu Oktay Engin daha sonra Türkiye’ye sığınıyor. Önce Emniyet Genel Müdürlüğü’nde Daire Başkanlığı sonra da Nevşehir Valiliği göreviyle taltif ediliyor.

Hayatın akışı içinde, tarih oluşuyor. Tarih de hayatla birlikte akmaya devam ediyor. Bu akış içinde yalan yıpranıp çözüldükçe, gerçek gün ışığına çıkıyor.

Yıl 2005… Kürtler 21 Mart Newroz gösterileriyle görkemli kitlesel bir çıkış yapıyor. Anında bayrak provakasyonu devreye sokuluyor. Genelkurmay Başkanı, ‘sözde vatandaşlar’ diyerek işaret fişeğini fırlatıyor. Meydanlar, şövenist histerinin gösteri alanları haline geliyor. Linç girişimleri başlıyor. Ortam ‘uygun hale’ gelince de operasyonlar artırılıyor.

Onurlu bir barış için Kürt halkı talepleriyle alanlara çıkıyor. Silahsız ve ellerinde hiç bir zor aracı olmadan… Güvenlik güçleri, gösteri yapan halka karşı silah kullanıyor. Van, Batman ve Siirt’te birer ölü onlarca yaralı… Kürt Özgürlük Hareketi’nin Önderine, İmralı Adası’ndaki tek kişilik hücrede, tecrit uygulanıyor.

Tecrit, aşağılama yöntemleri ile boyutlandırılıyor.

Özgürlük Hareketi’nin, ‘bir ay süreyle eylem yapmama ve pasif savunmaya çekilme’ adımı bu gibi girişimlerle boşa çıkarılmaya çalışılıyor.

Halk, değişik şehirlerden yola çıkarak önderine yönelik uygulamaları ve tecriti protesto için Gemlik’e gidiyor.

Otobüslerle yola çıkanlar güvenlik güçlerince engelleniyor.

İnegöl’de durdurulanlar saatlerce bekletildikten sonra geriye dönüyorlar. Önceden örgütlenerek oraya yığıldığı açık olan faşist güruh, Bozüyük’de saldırıya geçiyor. Bazı otobüsler yakılıyor…

Medya önce bu katliam girişimini görmezlikten geliyor. Sonra, ‘bölücü örgüt yanlılarına halk tepki gösterdi’ diye haber geçiyor. Böylece ‘sözde vatandaş’ ve ‘sözde olmayan vatandaş’ ayırımı zihinlere kazınmaya çalışılıyor. Bilecik Valisi: ‘otobüslerden halka Apo posterleri gösterip, küfür içeren işaretler yaptılar. vatandaş tahrike kapıldı.’ açıklamasını yapıyor. Valiye göre otobüstekiler halk değil! Valinin açıklaması hükümet sözcüsü Cemil Çiçek’in açıklmalarıyla uyumlu. Yetkililer açıklamalarıyla mağduru saldırgan, saldırganı mağdur gösteriyor.

Gerçekle yalan birbirine karışıyor! Gerçeğin üstü yine yalanla örtülüyor. 6-7 Eylül 1955… 4 Eylül 2005… Sizce olaylarda bir benzerlik yok mu? Şövenist güruhun 4 Eylül 2005’teki haleti ruhiyesi, 6-7 Eylül 1955’teki ruh halinin sureti değil mi? O süret 6-7 Eylül olaylarının fotoğraf sergisine, ‘ya sev ya terk et’ nidalarıyla gerçekleştirdiği saldırıda kendisini gösterdi.

Gerçek olan hayattır. Hayat, sorunlar ve çözümleriyle vardır. Hayatın akışı içinde ortaya çıkan sorunlar çözüm buldukça, gerçek yalandan kurtulup bütün çıplaklığıyla ortaya çıkacaktır. Tıpkı 6-7 Eylül olaylarında olduğu gibi…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: