İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Parkeci Halil, Türk bayrağı asarak benim evimi korudu

Stelyo Berberakis

Karşı kıyıdan 6-7 Eylül anıları.

1955 yılının 6-7 Eylül olaylarını yetişkin bir yaşta; 35 yaşında yaşayan Anastasi Sakopulos, İTÜ mimarlık-mühendislik fakültesisinden 1947 yılında mezun olmuştu. Heybeliada’lıydı… 1956 yılında İstanbul’u terk ederek İsviçre üzerinden Atina’ya göçtü. Bugün 85 yaşında olan Anastasi Sakopulos, Eylül olaylarından sonra İstanbul’a hiç gitmek istemedi. “Türkiye’yi ve Atatürk’ü çok seviyordum. Atatürk’ü hala seviyorum” diyen Sakopulos, “Atatürk yaşasaydı asla bu çirkin olaylar yaşanmazdı. Türkiye’nin gidişatı, Mustafa Kemal’in çizgisinden çıktığı için o zamandan beri kötüye doğru gidiyor” diyor. Sakopulos’un 6-7 Eylül anıları şöyle:

HEPİNİZİ KESMEYE GELDİK!

… Ben Heybeliada’lıyım ve adamı çok severim. Ama, mimarlık-mühendislik gereği İstanbul’un içinde Sıraselviler’de- yaşamaya başlamıştım. Heybeli’de de kirada oturduğum bir ev vardı. 6 Eylül günü Heybeli’de Ayi Yorgi tepesi yakınlarında oturan bir arkadaşımın evine bezik oynamaya gitmiştim. Saat 22.00 sularında faytoncum balkonun aşağısına gelerek, “Anastas bey, adada kötü şeyler oluyor, gelin sizi eve götüreyim” diye bağırmaya başladı. Faytonla alelacele eve giderken, binlerce kişinin demir çubuklarla, sopa ve zincirlerle evleri, mağazaları yıkıp yaktığını gördüm. “Hepinizi kesmeye geldik!!” haykırışları, bağırış, çağırışlar ve “Merhamet” dileyen seslerin arasında eve girdim ve aklıma ilk gelen şey, dolabımda sakladığım askerlikten kalma teğmenlik üniformamı giymek ve babamdan kalma bir tabancayı alarak dışarı çıkmak oldu. Dışarıda kan gövdeyi götürüyordu. Karşı sahil Kartal, Pendik, Maltepe ve Bostancı’dan kayıklarla adaya gelen binlerce gözü dönmüş insan Rumların mekanlarını basıyor; kiliselerini yağmalıyor, kadın, erkek, çocuk demeden herkesi hırpalıyorlardı. Aradan geçen bir saat sonra Heybeli’deki Denizciler Okulu amirali, beyaz bir atın üzerinde ve arkasındaki deniz piyadeleriyle saldırganları kovalamaya başladı. Beni ve ailemi şahsen tanıyan Amiral, beni teğmen üniforması içinde gördü ve yanıma yanaşarak “Korkma evladım, ben buradayım!!” diye seslendi. Ama bu arada olan olmuştu. Ruhban Okulu dahil, tüm Rumların evleri, konakları, iş yerleri yıkılıp dökülmüştü. Bunları yapanların hiçbiri Heybeli’li Türk değildi. Bilakis Heybeli’li Türkler, biz Rumları korumaya çalışıyordu. Ertesi gün, tüm İstanbul’da örfi idare ilan edilmişti. Ancak olan da olmuştu. Şişli’deki mezarlığımız talan edilmişti. Cesetler bile topraktan çıkarılmıştı. Taş mezarların haçları kamyonların arkasına bağlanan büyük zincirlerle çekilip sökülmüştü.

ÖLENE KADAR UNUTMAM

Beyoğlu, Taksim adeta şiddetli bir depremin ardında kalanları anımsatıyordu. Sıraselviler’de benim yaptırdığım Kısmet Apartmanı’ndaki evim ise, bir zamanlar yanımda parke ustası olarak çalışan ve daha sonra benim garantörlüğümle kendi iş yerini açan Halil Solmaz sayesinde kurtuldu. Halil, benim evde olmadığımı bildiği için evimin önüne bir Türk bayrağı astı ve belindeki silahıyla evimi korumaya çalıştı. Bu iyiliğini ölene kadar unutmayacağım. … Türkiye’ye o gün bugün bir daha gitmedim ve gitmek de istemiyorum. İnsanlarını, Türkiye’yi çok seviyordum ve 6 yaşımdayken tanıştığım Atatürk’ü hala çok seviyorum. Ama 6-7 eylül olaylarından dolayı fevkalade dargınım. Bu dargınlığım da hala sürüyor. Kemal Atatürk yaşasaydı, zaten bu olaylar olmazdı.

‘VUR’ DEMİŞ, ÖLDÜRDÜLER

Sakopulos, 6-7 eylül olaylarını araştırdığını söylerken “Sonradan öğrendiğim kadarıyla, mimar olduğum için bizzat tanıştırıldığım dönemin Başbakanı Adnan Menderes, 6-7 Eylül olayları fikrinin İngilizler tarafından ortaya atıldığını dönemin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’dan öğrendiğinde “Ben Rumlar’a dokunmam” demişti. Ancak Sakopulos’a göre İngilizler, Kıbrıs’ta bağımsızlık savaşı başlatan Kıbrıs Rumları’na misilleme yapılması için Türkiye’nin İstanbul Rumları’na gözdağı vermesi yönünde baskılarını sürdürüyor; Menderes Hükümeti de anamuhalefet lideri İsmet İnönü ile anlaşarak “Vur emri” veriyor. Ancak Rumlar’a yönelik “göstermelik” saldırı, korkutmayı öngören “vur” emrini; birkaç saat içinde “öldür” emrine dönüştürmüştü.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: