İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

6/7 Eylül Olayları ve asılacak adamlar

“Salkım salkım asılacak adamlar” Aziz Nesin’in bir kitabının adı bu: Asılacak adamların kimler olduğunu kitaptan öğreniyoruz. Aziz Nesin, Asım Bezirci, Kemal Tahir, Nihat Sargın, Hulusi Dosdoğru, Hasan İzzettin Dinamo ve diğerleri. Yani yazarı, çizeriyle, emekçisi, öğrencisiyle 47 Türk aydını. Ortak yanları mı? Siyasi şubece fişlenmiş eski birer solcu olmaları. Bu nedenle içeri girmiş çıkmışlıkları da vardı.

Bu kez nedenini bilmedikleri bir suçlamayla tutuklanmışlar, Harbiye’de hücreye atılmışlardı. Tarih: 6/7 Eylül 1955 olaylarının ertesi günleriydi. Suçları mı neydi? Bunu da hücredeki tutuklulardan Dr. Hulusi Dosdoğru’nun, (6/7 Eylül Olayları Bağlam Y.) kitabından öğrenelim. Askeri Mahkemenin 25.11.1955 tarihli kararında şöyle yazıyor: “6/7 Eylül 1955 hadiselerinde tahrik, teşvik ve iştirakten sanık 47 tutuklu hakkında, tutukluluklarının devamına karar verildiğinin kendilerine tebliği.…”

Yani bu aydınlar, “6/7 Eylül 1955 Olayları” olarak bilinen, gayrimüslimler için yakmanın, yağmanın, talanın, yıldırmanın adı olan olayların kışkırtıcısı, tertipçisi ve uygulayıcısı olmakla suçlanıyorlardı. Bu ayıplı, utançlı tertibin suçluları onlar olabilir miydi? Ama bir suçlu bulunmalıydı. Suçu, siyasi şubenin fişlilerine yüklemeye çalışırsın bunun ayıbından da suçundan da kurtulursun. Aynen öyle olur.

Aziz Nesin’den okuyalım: “6/7 Eylül faciasında…dürtüleri baskı altında tutulan ve bu yüzden ezilen bireylerdeki saldırganlık gizlicücünün supabı devlet eliyle açılmış ve o facia ortaya çıkmıştı….6/7 Eylül faciasının gerçek sorumlu ve suçlusu hükümetti. O olayın çapulcu, talancı ve yağmacıları da hükümetin el altından kışkırtıp sonradan dizginleyemediği ayaktakımı (lümpenler) idi. Peki biz neydik? Hücreye atılanlardan hiç birimizin bu olayla uzaktan yakından en küçük bir ilişkimiz yoktu…Sıkıyönetim Komutanının emri şuydu: Solcular 6/7 Eylül suçlusu olarak salkım salkım asılacak…” O nedenle 5 ay hücrelerde kalıp yargılanmışlar, 9 ay sonra da beraat etmişlerdi. (Bildiğiniz gibi yıllar sonra yine birlikte bulundukları Sivas Olaylarında Asım Bezirci yanarak ölmüş, Aziz Nesin yaralı kurtulmuştu.)

6/7 Eylül Olaylarının, Selanik’te Atatürk’ün evine bomba atımıyla başlayıp tüm İstanbul’da Rum, Ermeni ve Yahudilerin ev, iş yeri, ibadethane, okul ve mezarlıklarına yönelik planlı bir uygulama olduğu daha başından belliydi. O zamanki siyasi iktidarın yargılandığı Yassıada mahkemelerinde de 6/7 Eylül olaylarının bir hükümet provokasyonu olduğu anlaşılmıştı.

6/7 Eylül Olayları İstanbul Azınlıkları için önemli bir tarihtir. Yüzlerce yıllık birlikteliğin ve güven bağlarının Anadolu’dan sonra İstanbul’da da son kez koptuğu bir tarihtir. İstanbul’u farklı kılan en az 500 yıllık kentli kültür sentezinin son kırılma tarihidir. İstanbul yaşamında, giyimde, eğlencede, sanatta, mimaride, daha bir çok alanda; artık 6/7 Eylül öncesi vardır, 6/7 Eylül sonrası vardır. Mesela, 6/7 Eylül öncesinin kültüründe ne arabesk vardı, ne lahmacun, ne de İstanbul plajlarında ‘don’ tartışmaları. Gelinen noktada bu kültür kırılmasının rolü yoktur diyebilir miyiz? O kültürle beraber, o kültür sentezinin bir ayağını oluşturan insanların umutları 6/7 Eylül gecesinde varoşlardan ve çevre illerden akın akın gelenlerce yağmalanıp, yakılıp, sokaklarda ayaklar altına alındı.

6/7 Eylül Olaylarının yıldönümündeyiz. 1955, 2005 aradan 50 yıl geçti. O kara tablo, o kara gün toplumsal belleğimizde duruyor. Hiç kuşkusuz onun kara gölgesi yakın tarihimizin sayfalarında da var. Olaylarda neler olmuştu? Nasıl olmuştu? Sebep neydi? Sonrası…? Tüm bunların yanıtı bugün gelinen sonuçta görülebilir. Nüfus içerisindeki oranımız binde birlere düştü. Ulus-devletten amaç bu sonuç değil miydi? Bunca “Azınlık karşıtı politikalar” ın amacı İstanbul’u da gayrimüslimlerden arındırmak değil miydi?

Mevcudumuzu koruma çabasındayız. Bir rengi canlı tutmak istiyoruz. Ama olmuyor. Bir yanda, davullu, zurnalı karşılamalar, sahil şehirlerindeki festivallerde dostluk, kardeşlik şarkıları; diğer yanda ders kitaplarına kadar giren kin ve düşmanlık içeren güya bilgiler. Bir yanda verilmek istenilen bir nebze hak; diğer yanda hayırcılar, olmadık komplo teorileri üreten sözde ulusalcılarımız…

Ülkem aydınları farklı düşündükleri için, ülkem azınlıkları ise farklı alt kimlik taşıdıkları için; sistemin, resmi ideolojinin, ulus-devlet olgusunun dışında kalan kimselerdi. Bunun haksız bedelini 6/7 Eylülde birlikte ödediler. Aydınların çoğu aramızdan ayrıldı. 6/7 Olaylarını yaşayan gayrimüslimlerin çoğunun da hayata veda ettiklerini biliyorum. Üstelik bunların çoğu kendilerinin ve çocuklarının geleceğini yaban ellerde aramış, dünyanın dört bir yanına savrulmuştu; bu ülkenin dilini konuşarak, türküsünü söyleyerek, hayata veda ettiler.

Olayın 50. yılında hepsini saygıyla anıyorum. Daha önce yaşadıklarını unutanların başına yenileri gelirmiş. Dilerim unutmayız. Dilerim yakın tarihimizi doğru öğreniriz.

yervantozuzun@hotmail.com

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: