İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yağmurdan önce

Can Dündar

Bugün 6 Eylül…

Türkiye tarihinin bir utanç sayfasının 50. yıldönümü…

Ne yazık ki, hesaplaşılarak günahı çıkarılmış ve ders alınarak maziye gömülmüş bir gazap vakti gibi anmıyoruz bu günü…

Tersine…

Yarım asır öncekine benzer sahneler yaşıyoruz caddelerde…

Ufukta bulutlar toplanıyor.

Havada “yağmurdan önce”ki o tedirgin galeyan kokusu var yine…

* * *

Pazar günü ve gecesi, Gemlik inatlaşmasının ardından yaşananlar, bu kokuyu yeterince hissettiriyor aslında…

Ama tatilde duyduklarım, “Bu daha başlangıç” diyor bana…

Güneyde kulaklara fısıldananlar, yeni versiyonu çekilen eski bir korku filminin senaryosu gibi:

“Akdeniz kasabaları hızla silahlanıyormuş. Kaçakçılar taksitle tabanca satıyormuş. Göçmen ‘esmerler’i temizleyeceklermiş. Evleri saptıyorlarmış. Kurşun depoluyorlarmış. Yetkililer biliyormuş. Turizm sezonunun bitmesi bekleniyormuş. Turistler gidip biz baş başa kalınca kopacakmış kıyamet…”

Akdeniz’de patlamaya hazır bombanın tik takları şimdilik, tatilin eğlence patırtısından duyulmuyor. Ama taksi duraklarında, esnaf kahvelerinde, parti bürolarında dehşetengiz hesaplar yapılıyor.

İnfial kılıcı, kınında çekileceği günü bekliyor.

* * *

Daha önce Ayvalık, Seferihisar, İzmir, Mersin, Denizli, Maçka’daki linç seanslarında felaketin eşiğinden dönüldü.

Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt, “Türkiye, Filistin haline getirilmek isteniyor” dedikten birkaç gün sonra Filistinvari görüntüler yaşandı.

6-7 Eylül’ü iyice bellemenin zamanıdır şimdi…

Gündemde yine Kıbrıs vardı.

Hükümet “Bir kamuoyu tepkisi iyi olur” diyordu. Öfkeli protestocular yine elde Türk bayraklarıyla çıkmıştı yola…

Kısa zamanda öfke nöbeti yangın gibi yayılıp yön değiştirmiş ve bir yalan haber, cehenneme davetiye olmuştu.

Kıbrıs sorununun faturası tüm azınlıklara ödetildi.

Sermayenin el değiştirmesine yarayan bir oyunda binlerce figüran rol aldı.

Geriye, eşsiz mozaiği parçalanmış bir Türkiye kaldı.

* * *

Bugün etnik görünüm altında yaşananların nedeni de özünde ekonomik…

Yıllar yılı bir arada yaşamış komşular değil birbirine düşen…

Dışarıdan gelene, ekmeği bölene yöneliyor tepki… Giderek “vatanı bölecekler” psikozuna dönüşüyor.

İki şoven anlayış, yekdiğerine sürtündükçe bilenen bıçaklar gibi birbirini keskinleştirip kıvılcım saçıyor.

Tahriklere kapılmayıp kışkırtmacının tuzağına düşmemek, bu arada göçe çare bulmak, linç psikozunu aşmak için sosyal politikalar geliştirmek gerekiyor.

Yoksa gidişat kötü…

Duvarlara Beyrut fotoğrafları asmanın tam zamanıdır şimdi…

O güzelim kentin kardeş kavgasında lime lime oluşunu iyi belletmeli insanlara…

Sonra Bosna’yı anlatmalı…

Bir Yugoslavya’dan kaç Yugoslavya çıktığını ve bunun için ne çok kardeş kanı akıtıldığını anımsatmalı herkese…

Ve Manchevski’nin Yağmurdan Önce filmini yeniden izlemeli…

Ülkesinin parçalanmasına seyirci kalamayan bir Makedonyalının, iç savaşın kavurduğu ata toprağına dönerken söyledikleri çınlamalı kulağımızda:

“Taraf olmalıyız. Şu ya da bu gruptan değil, hayattan yana…”

Filmin sonunda o Makedonyalı durdurmaya çalıştığı öfke selinin kurbanı olur. Ve ölürken cellatlarına bugün benim korkuyla fısıldadığım haberi verir:

“Yağmur geliyor!”

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: