İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Şiddetin uyanışı

Ali Bayramoğlu

Tekrar merhaba… Hikmet Fidan’ın öldürülmesi, Kürt siyasetçi ve aydınların ilk kez PKK’ya açık itiraz seslerinin yükselmesi ve Kürt siyasetinin çoğulculaşmasına yönelik ilk ışıkların görülmesi, PKK’nın Güneydoğu’dan sonra Ege sahillerini ve sivilleri hedef alan eylemlere girişmesi, El Kaide terörünün İngiltere’den sonra Mısır’ı vurması, görüldüğünden öte ciddi bir zihniyet tartışmasına işaret eden Vahdettin meselesi, yıldönümünde yeni ulusalcıların Lozan çıkarması…

Onbeş günlük yazı arasını bu hadiseler doldurdu.

Bu hadiseler arasındaki ortak bağ ne yazık ki “siyaset ya da zihniyette şiddet” fikri…

Şiddet sadece silah demek değil.

Yeni Şafak Gazetesi’nin dünkü manşetini süsleyen fotoğraf, bu açıdan konuşan dedikleri cinsten…

Yer Lozan… Ülkücü hareketin 1980’lerdeki liderlerinden, bir dönemin “komünist dedektörü” Mehmet Gül, yanında 28 Şubat’ın anlı şanlı başsavcısı, “ülkücü ve mürteci dedektörü” Vural Savaş, 1960’lardan bugünlere “hemen herkesin dedektörü”, Maocu lider Doğu Perinçek, yine eski ülkücülerden Yaşar Okuyan, 28 Şubat’ın pek “etkin” yarı sivil örgütlerinden ADD’nin Başkanı Ertuğrul Kazancı kolkola görünüyorlar. Aralarında Zekeriya Beyaz, milli baş ressam Kuva-yı Milliye çizeri Bedri Baykam da var…

Miting yapıyorlar…

Meydandaki konuşmalarda Beyaz iç ve dış düşmanlardan sözediyor, Gül, iç düşmanları ve Rıza Tevfik’leri hatırlatıyor. Perinçek ise meydan okuyor ve şiddet çağrısı yapıyor şu sözlerle: “Elimizden almak istediğiniz her şey sizlerin girişimlerine karşı 1914-1922 yılları arasında silahla kazanılmıştır. Eğer bu lanetli emellerinizde ısrar ederseniz kesinlik ve kesinlikle silahla savunma yapılacaktır…”

Bu meydan okuma kime? AB yanlılarına, değişim peşinden koşanlara mı?

Her neyse…

Bu siyaset, sinek vızıltısıdır; üzerinde konuşmaya bile değmez…

Ne var ki bu siyasetin arkasındaki derin zihniyet yaygın ve ağır kokulu bir zihniyettir, üzerinde durmayı gerektirir…

Nitekim bu zihniyetin tortuları Lozan çıkarmasından Vahdettin meselesine, Ermeni kırımı tartışmasına her yerde benzer bir şekilde karşımıza çıkıyor.

Tarihçi Şükrü Hanioğlu bu ay içinde Zaman Gazetesi’nde çıkan mükemmel bir yazısında bu zihniyete “tarihsizlik kavramı”nı kullanarak keskin bir neşter darbesi atmış.

Şöyle diyor:

“Tarihsizlik isteği, tarihin bütünüyle güncelleştirilmesi, güncele yararlı olduğu varsayılan kısımlarının seçilerek onunla telif edilmesi arzusundan başka bir şey değildir. Bu şekilde güncele indirgenen ve onun parçası haline getirilen geçmiş, tarih olma, tarih olarak tartışılma hususiyetini büyük ölçüde kaybetmektedir (…)

Tarih, tarihsizliğe indirgendiğinde kaçınılmaz olarak, bilhassa ideoloji düzeyinde, günümüzün ayrılmaz bir parçası haline gelmekte ve bunun tabiî neticesi olarak da geçmişimize günümüz zaviyesinden, onun değer kalıplarıyla bakılmasına neden olmaktadır. Tarihsizliği tercih eden toplumların sürekli biçimde tarih üzerine konuşmasının aslî nedeni budur.

Bu yaklaşım tarihi günümüzün ideolojisinin bir parçası haline getirirken, gerçekte toplumumuzu tarihsizliğe mahkûm etmiştir. Bu anlaşılmadan toplumumuzda günümüzde sıklıkla dile getirilen bâzı fikirleri tahlil edebilmek son derece zordur. Meselâ, Türkiye’de çok sayıda entelektüelin kendilerini Kuva-yı Milliye mensuplarına benzeterek zihnen, halen devam ettiği zehabına kapılarak, Kurtuluş Savaşı’na katılmaları bir toplumsal histeriden değil, tarihsizlik fikrinden kaynaklanmaktadır.

Bu anlamda tarih, güncel olabildiği kadar güncel de tarih olabilmekte, meselâ bir iktisadî özelleştirme girişimi 1919 koşulları çerçevesinde ele alınabilmektedir. Bu zihniyetin içselleştirilmesi, âdeta tabiî bir refleks olarak algılanması sorunun derinliğini artırmakta ve bertaraf edilmesini güçleştirmektedir…”

Evet. sıkça söylediğimiz gibi bu zihniyet yaman çekirdek ve alınacak yol pek uzun…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: