İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

`Lozan, Kürt Sorununu Yüzde 80 Çözerdi´

Türkiye, kurucu belgesi olan Lozan Antlaşması’nı yılardır ihlal ediyor. Prof. Dr. Oran: Madde 39/4 uygulanmış olsaydı, Kürt sorununun yüzde 80’i olmazdı. YTÜ’den Macar: Hakları daraltmak için yalnızca Lozan’ı anımsamak, çifte standart.

——————————————————————————–

BİA Haber Merkezi

25/07/2005 Tolga KORKUT

——————————————————————————–

BİA (İstanbul) – “Bugün Lozan’ı savunmak üzere ortaya çıkanların Lozan’da tanınan hakların ihlallerini görmezden gelmeleri manidardır.” diyor bianet’e, Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünden Elçin Macar.

“Lozan’ın işe gelen kısmının hatırlanması, işe gelmeyen kısmının hatırlanmaması kabul edilemez.”

24 Temmuz’da, Lozan Antlaşması’nın imzalanmasının üzerinden 82 yıl geçti. Ama, Türkiye, Lozan Antlaşması’nın hükümlerini ısrarla yerine getirmiyor.

bianet’e konuşan Ankara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Baskın Oran, Lozan Antlaşması’nın, daha önce Türkiye’nin büyük sorunlarından bir olarak nitelendirdiği Kürt sorunuyla bağlantısını kuruyor.

“Eğer Türkiye, Lozan Antlaşması’nın 39/4. maddesini uygulamış olsaydı, bugünkü Kürt sorununun yüzde 80’i olmazdı. Bunu açıkça iddia ediyorum.”

“Hem gayrimüslimlere getirilen haklar tam olarak uygulanmamaktadır, hem de azınlıkların korunmasıyla ilgili 3. Kesimde, gayrimüslimler dışındaki kimi gruplara da haklar getirildiği halde, devlet bunları kabul etmemekte ve uygulamamaktadır.”

Türkiye Cumhuriyeti, 340 sayılı yasayla, Lozan’ı iç hukukunda yürürlüğe koymuş durumda. Anayasa’nın 90. maddesi, “uluslararası antlaşmalarla kanunların uyuşmazlıkları halinde, uluslararası antlaşma hükümlerinin esas alınacağını” söylüyor.

Oran: 39/4 hiçbir zaman uygulanmadı

Baskın Oran, “uygulansaydı, bugünkü Kürt sorununun yüzde 80’i olmazdı” dediği Lozan’ın 39/4’üncü maddesinin hiçbir zaman uygulanmadığına işaret ediyor.

Maddenin tam metni şöyle:

“Herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel gerekse ticaret ilişkilerinde, din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulmayacaktır.”

Oran, böylece, Türkiyeli Kürtlerin yıllardır karşı karşıya kaldıkları, dillerini kullanamama, kendi dillerinde yayın yapamama gibi uygulamaların Lozan’ın ihlali olduğunu saptıyor. Üstelik bu haklar, yalnızca Kürtlere tanınmış haklar değil; “Tüm Türk vatandaşları”na getirilmiş haklar.

Oran Kürt sorununa dair şunları öneriyor:

“Bu insanlara iki şey hemen verilmelidir: Ekmek (her türlü imkan kullanılarak bölgeye maddi gönenç temini) ve Kültürel Haklar (dilini öğrenme, yazma, öğretme, alt-kimliğini açıkça belirtme olanağı).”

Bu iki şeyin aynı anda verilmemesi halinde Kürt milliyetçiliğinin güçlendirileceğini vurgulayan Oran, kültürel hakların da herkese verilmesi gerektiğini, aksi halde bunların pozitif hak denen türde olacağını söylüyor.

Yalnızca azınlıkların değil, Türkiye’de yaşayanların hakları

Lozan’ın 37. maddesine göre, antlaşmanın 3. Kesim’inde belirtilen haklar, hiçbir işlemle geri alınamayacak haklar. Bu kesim, Lozan’da yalnızca “azınlıklar” olarak tanınan gayrimüslimlere değil, tüm Türk uyruklarına, hatta, Türkiye’de yaşayan herkese bazı haklar getiriyor.

Oran’ın 2004 tarihli, “Türkiye’de Azınlıklar: Kavramlar, Lozan, İç Mevzuat, İçtihat, Uygulama” kitabına bir bakalım:

“A. Müslüman-olmayan (Gayrimüslim)Türk uyrukları: Dolaşım ve göç etme konusunda bütün Türk uyruklarına uygulanan özgürlük (Md. 38/3); Müslümanların yararlandığı aynı medenî ve siyasal haklardan yararlanma hakkı (Md. 39/1); giderlerini ödeyerek her türlü kurum (vakıf, okul vb.) kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini kullanmak ve ayinlerini yapmak konularında eşit haklar (Md. 40); önemli bir oranda oturdukları il ve ilçelerde, anadillerinde öğretim yapabilmeleri için, çeşitli bütçelerden (devlet, belediye vd.) hakkaniyete uygun pay alma hakkı (Md. 41/ 1 ve 2); aile ve kişi statüleri konusunda gelenek ve göreneklerine saygı (Md. 42/1); inançlarına aykırı davranışta bulunmaya ve hafta tatilinde [Lozan’ın imzası tarihinde bu tatil cuma günüydü] resmî işlemleri yerine getirmeye zorlanamama (Md. 43). Bu grubun hakları, doğal olarak, ayrıca diğer üç grubunkileri de içermektedir.

B. Türkçe’den başka bir dil konuşan Türk uyrukları: Mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanma hakkı (Md. 39/5). Bu grubun hakları, doğal olarak, C ve D gruplarınınkini de içermektedir.

C. Tüm Türk uyrukları: Din, inanç veya mezhep farkının ayırımcılığa yol açmaması (Md. 39/3); gerek özel, gerekse ticaret ilişkilerinde istediği bir dili kullanma hakkı (Md. 39/4). Bu grubun hakları, doğal olarak, D grubununkileri de içermektedir.

D. Türkiye’de oturan herkes: Milliyet, dil, soy ya da din ayırımı olmaksızın yaşam ve özgürlük hakkı (Md. 38/1); inancına, dinine ya da mezhebine karışılmaması (Md. 38/2); din ayrımı gözetilmeksizin yasa önünde eşitlik hakkı (Md. 39/2). Bu grubun hakları bunlardan ibarettir.”

Diğer gayrimüslimler: Azınlık sayılmayan azınlıklar

Lozan Antlaşması, azınlık olarak “gayrimüslimler” tanımını kullanıyor. Yani, çoğu kişinin sandığı, düşündüğü, ısrar ettiği gibi, yalnızca “Yahudiler, Ermeniler ve Rumlar” değil, tüm gayrimüslimler bu haklara sahip.

Ancak, bu haklardan diğer gayrimüslimler yararlandırılmamış durumda. Yine Oran’ın kitabına bakalım:

“Azınlık mensubu kişilere getirilen haklardan Türkiye’deki gayrimüslimlerin hepsi yararlandırılmamaktadır. Bu haklar başından beri yalnızca geleneksel üç ‘büyük’ azınlık grubuna, yani, Ermeni, Musevi ve Rumlara uygulanmıştır ve bu tutum devam etmektedir.

Örneğin Süryaniler, Keldaniler, Nasturiler vb. gibi daha küçük gayrimüslim gruplar, örneğin Lozan’ın 40. maddesinde sözü edilen ‘(…) her türlü okullar (…) kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak (…)’ hakkından yoksun bırakılmışlardır.

Yine örneğin, Ocak 2003’te başlayan uygulamaya kadar, Süryanilerin vs. vakıfları da tanınmamıştır.”

Elçin Macar da, bu konuda çarpıcı bir örnek veriyor:

“Azınlık haklarıyla ilgili 38-44. maddelerde, anadilde eğitim yapabilmeleri hakkında, özellikle Rumlar, Ermeniler ve Yahudilerin dışında kalanların hakları açıkça ihlal edilmiştir.

Süryanilerin düzenledikleri İncil kursu bile Mardin valiliğince kapatılmıştır.”

Öte yandan, üç büyük gayrimüslim grup da, Lozan’ın kendilerine tanıdığı haklardan yeterince yararlandırılmış değil. Oran’ın kitabından bir özet:

“Nitekim, Md. 40’a rağmen okullara yasadışı müdahaleler yapılmaktadır; ruhban okulları kapatılarak gayrimüslim din adamı yetiştirmek önlenmektedir; Md. 41/2’de sözü edilen maddi katkılar verilmemektedir; Md.42/2’deki özel komisyonlar uygulama görmemiştir; özellikle de Md. 42/3’de gayrimüslim vakıflarıyla ilgili olarak getirilmiş haklar Ocak 2003’te çıkarılan AB Uyum Paketine kadar uygulanmamıştır; bu vakıfların dışındaki vakıfların lehine ve gayrimüslim vakıfları (yasada: ‘Cemaat Vakıfları’) aleyhine ayrımcılık yapılmıştır.”

Elçin Macar da, Lozan’ın 14. maddesine dikkat çekiyor:

“14. madde, Gökçeada ve Bozcaada’yla ilgili. Özel bir yerel yönetimi ve polis gücünün yerli nüfustan oluşturulmasını öngörüyor. Türkiye bunu hiçbir zaman uygulamadı.”

Macar, ayrıca, Gökçeada ve Bozcaada Rumlarının, Lozan’ın azınlıklarla ilgili maddelerinin açıklığına rağmen, 1951-64 arası hariç, anadilde eğitim yapmalarına da izin verilmediğini anımsatıyor.

Bir insan hakları metni olarak Lozan

Baskın Oran, Lozan’ın 3. Kesim’inin hem bir azınlık hakları, hem de bir insan hakları metni niteliği taşıdığını söylüyor.

“Bu nedenle, Lozan Antlaşması’nın yapıldığı 1923 tarihinde ‘insan hakları’ kavramı olmadığı halde, Lozan’daki ‘Azınlıkların Korunması’ terimini, bugün artık bir parçası olduğu ‘insan haklarının korunması’ bağlamında almak zorunludur.”

Ancak, Lozan’ın ötesine geçmek gerekiyor.

“Bugün sadece Lozan’ı tanımak ve ondan sonraki gelişmeleri tanımamak Türkiye’yi bir yere götürmez; sadece dış müdahaleyi davet etmeye devam eder” diyor Oran. “Lozan asgari kuraldır; Türkiye ondan sonra onu çok aşan sözleşmeler imzalamıştır.”

“İçinde korku duyanları çok rahatlatıcı gerçek şudur ki, bu çağdaş imzaların getirdiği yükümlülükler Lozan gibi pozitif haklar vermeyi gerektiren yükümlülükler değildir. Aksine, AB Uyum Paketleri başta olmak üzere, negatif haklar getiren yani ayrımcılığı önlemeyi ve yasakları kaldırarak Türkiye’deki farklı gruplar arasındaki eşitsizliği kaldırmayı amaçlayan kurallardır.”

“Lozan hassasiyeti”

Elçin Macar “Lozan, Kurtuluş Savaşı sonunda ortaya çıkan yeni Türk devletinin kurucu belgesidir. Bir başarı belgesidir. Dünyayı yöneten büyük güçlere karşı dönemde yapılabileceğin en iyisi yapılarak imzalanmıştır” dedikten sonra, aynı noktaya ve “Lozan hassasiyeti”ne dikkat çekiyor:

“Lozan sonrası imzalanan uluslararası sözleşmeler, azınlıkların çoğunlukla eşitliğini sağlama yönünde, devlete azınlık haklarını garanti altına alma yönünde hükümler/yükümlülükler getirmiştir.

Türkiye de bunların büyük kısmına taraftır. O zaman da şöyle bir sorun doğuyor:

Gayrimüslimlerden söz edildiğinde, Lozan konusunda hassasiyet sahibi çevreler, yalnızca Lozan’a, özellikle de karşılıklılık çerçevesinde atıf yapmaktadır.

Türkiye’yi yi bağlayan, Lozan’ın dışında da çok sayıda sözleşme ve protokol vardır. Azınlıklarla ilgili konularda, bu anlamda, Lozan aşılmıştır.

Sonrasında gelen sözleşmeler, daha gelişkin, daha çağdaş metinlerdir. Dolayısıyla, bu hakları daraltmak amacıyla, bunları görmezden gelip yalnızca Lozan’ı anımsamak çifte standarttır. Üstelik, azınlıklara getirdiği haklar açısından bu sözleşmelerden çok farklı olmadığı halde, Lozan’ı böyle yorumlamakta da ısrar etmektedirler. Lozan ne kadar uluslararası bir antlaşmaysa, bunlar da uluslararası antlaşmalardır.

Yalnızca Lozan’a vurgu yapanların amacı, bu hakları dar yorumlamaktır.”

Karşılıklılık

Karşılıklılığa dair, Baskın Oran da şunları anımsatıyor:

“Bu karşılıklılık nutuklarını söyleyenler, karşılıklılık kuralının uluslararası hukuka nasıl girdiğini hatırlamalıdırlar… Bunun amacı, bu hukukun henüz gelişmediği bir ortamda ‘ahde vefa’yı (sözleşmeye uymayı) sağlamaktır. Oysa, bu kişiler, ahde vefayı elimine etmek için karşılıklılığı bahane ediyorlar.

Lozan’ın işlerine gelen kısmını yüceltiyorlar, gelmeyen kısmını ihlal ediyorlar.

Üstelik, bu kişilerin bunu yaparken dayandıkları Lozan md. 45 (‘bu kesimdeki hükümlerle Türkiye’nin Müslüman-olmayan azınlıklarına tanınmış olan haklar, Yunanistan’ca da, kendi ülkesinde bulunan Müslüman azınlığa tanınmıştır’) bir karşılıklılık maddesi değildir. Bir “paralel yükümlülük” maddesidir ve Yunanistan’a yükümlülük getirir. Yani, bu iki ülkeden biri yükümlülüğünü yerine getirmezse, öteki bunu bahane ederek getirmezlik edemez.

Kaldı ki, karşılıklılık, 1969 tarihli Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin 60/5 maddesiyle, insan hakları konusunda yasaklanmıştır.

Bizde Lozan biliyorum diye TV’ye çıkanların hal-i pür melali insanın içini sızlatıyor. Daha Patrikhane konusunun Lozan’da düzenlenmediğini bile bilmiyorlar.” (TK/EÜ)

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: