İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

ETYEN MAHÇUPYAN: Bilgisizliğin siyaseti – ZAMAN

Alman Parlamentosu’nun Türkiye’yi tarihiyle yüzleşmeye davet eden kararına CHP milletvekili Elekdağ, Zaman gazetesinde de yayınlanan kişisel bir protesto ile yanıt verdi.

Kendisinin “Türk milletinin duygularına tercümanlık yaptığını” öne süren Elekdağ, Almanya’yı da “Sırf siyasi amaçlarla Türkiye’nin tarihini karalamaya” kalkışmakla, “yakışıksız, adaletsiz ve etik değerlerle bağdaşmayan bir hareket tarzı” sürdürmekle suçladı. CHP milletvekilinin bu heyecanlı çıkışını anlamak zor değil; çünkü Ermeni meselesinde devlet pozisyonunu belirleyen grubun bir anlamda sözcülüğünü yapmakta. Bu konuda bir ‘milli’ pozisyonun oluşturulma ihtiyacı, CHP ile Tarih Kurumu’nu bütünleştiren siyasi koalisyonun AKP’yi rehin almasıyla sonuçlanmış; ve şimdilerde bilinçli bir unutulmaya terk edilen ‘Mavi Kitap’ın kınanması’ fiyaskosuna neden olmuştu. Çünkü Tarih Kurumu yayınlarının da Amerikan misyonerlerinin raporlarına dayandığını unutan Elekdağ ve arkadaşları; kendisi propaganda amaçlı olarak kullanıldığı için, Mavi Kitap’ın içindeki belgelerin de herhalde uydurma olduğunu sanmışlardı. Oysa önce kendisinin ‘bilimsel’ addettiği Tarih Kurumu yayınlarının uluslararası akademiada ve bizzat makbul Türk tarihçileri nezdinde hangi düzeyde değerlendirildiğini araştırsalar daha iyi olurdu.

Bilmek gerekir ki bugün Tarih Kurumu yayınları da en az Mavi Kitap kadar ‘propaganda’ malzemesidir. Sonuçta şu veya bu devletin resmi görüşünü desteklemek üzere üretilmiş kitaplardan söz ediyoruz… Ancak kitapların kullanım biçimi içeriklerinin sahteliğini kanıtlamıyor. Yeter ki belge düzeyinde bu tür oynamalar yapılmış olmasın. Sorun Tarih Kurumu yayını olan ve Elekdağ tarafından bir kanıt olarak zikredilen ‘Sürgün ve Göç’ adlı çalışmanın tam da bu tür tahrifatla suçlanmış olması ve yazarların bunu ikrar etmesidir. Anlaşılan Elekdağ, bu tespitlerden haberdar değil ya da bizlerin haberdar olmadığına fazla güvenmekte…

Ancak belki de Elekdağ bu durumun tamamen farkında, çünkü yazısında ‘Sürgün ve Göç’ üzerinde fazla durmadan, Alman Parlamentosu’nun atıfta bulunduğu Lepsius’a dönüyor. Elekdağ’a göre Ermeni tehcirindeki rollerine ilişkin suçlamalar karşısında “sorumluluğun sırf Osmanlılara ait olduğunu ortaya koymak amacıyla, Alman Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde bulunan sadece işine gelen bazı belgeleri yayınlatma yoluna gitmiştir”. Ancak bir paragraf sonra şunu okuyoruz: “Gerçek şu ki, Lepsius çalışmaları sırasında belgeleri, Osmanlı Devleti’ni suçlayacak ve Almanları aklayacak şekilde özenle seçmişti.” Elekdağ’ın kararsız kaldığı bu meselede tarihsel gerçek, Alman Dışişleri’nin belgelerde tahrifat yaparak Lepsius’u kandırdığıdır. Parlamento kararında Lepsius’tan bir anlamda özür dilenmesinin ve itibarının yeniden teslim edilmesinin anlamı da budur. Kısacası Alman Parlamentosu etik değerlere bir dönüş yapmıştır…

Dolayısıyla Elekdağ’ın Almanları etiğe davet etmesi herhalde kendi bilgisizliğimizden fazlasını ortaya koymaz. Bu kararın Türkiye aleyhtarı bir ‘siyasi amaç’ taşıdığını öne sürmek ise ancak Türkiye’de işleyen bir propaganda olmaktan öte gidemez. Asıl önemlisi karşı tarafı çürüttüğünü sanan Elekdağ’ın, kendi tezini anlamsızlaştırmasıdır. Çünkü kendi ifadesine göre, Almanların Lepsius’u alet ettikleri tahrifatın amacı sorumluluğu salt Osmanlılar üzerine yıkmaktı. Demek ki ortada sorumlu olunacak ve kurtulmak için tahrifatın bile göze alınabileceği bir durum varmış… Bilgisizlik insani bir durum ve herkesin her şeyi bilmesi beklenemez. Ama bilgisizliği kendinizce iç tutarlılığı olan bir cehalete çevirip, buradan da herkesi bağlayan bir siyaset üretirseniz, topluma da devlete de zarar verirsiniz…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: