İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Evde tek başına

“Kış gelecek, yağmur yağacak, hava kararacak, insanlar denize
girmeyecekler, mayolu kızlara bakmayacaklar, o zaman bizim devrimiz
gelecek,” diyor Hayko Cepkin. ‘Ev yapımı’ ilk albümü Sakin
Olmam
Lazım’ın ciddi bir gerilim barındırması bu sözlere sebep. Yani
kendisinin de söylediği gibi, bir yaz albümü değil bu.
Tabii müziği,
mevsimlerle ilişkilendirmeyenlerdenseniz başka. Yağmur yağmadan da
rahatlıkla dinleyebilirsiniz.

Daha önce Demir Demirkan, Koray Candemir, Öztürk,
Aylin Aslım
gibi isimlerle çalışan, Murathan Mungan’ın Söz Vermiş
Şarkılar
albümündeki Kimdi Giden Kimdi Kalan şarkısının
düzenlemesini yapan 27
yaşındaki Cepkin, beş senedir odasında yaptığı kayıtları her şeyiyle
hazır olarak EMI’a getirmiş. Geriye sadece mix’ler kalmış, o da beş
gün
içinde yapılmış. Elektronik müzik, rock ve arabeski bir
arada
duyabileceğiniz Sakin Olmam Lazım’ı “Sinirli bir bünyeye sahip
olmanın
verdiği bir sükûnet arama,” olarak tanımlıyor Cepkin. Sakin
olabilmiş
mi? Henüz değil.

Albümün ‘ev yapımı’. Söz, müzik,
düzenlemeler sana ait. Bütün kayıtları odanda yapmışsın.

Evet, hatta odamın fotoğrafı kartonette var. Kurtuluş’taki aile evi,
anne babayla oturduğum ev. Oda benim kalem şeklinde.

Zor olmadı mı? Kayıtları günün hangi saatinde
yapıyordun?

Öğlen 2’de başlıyordum mesela, akşam 11’e kadar devam
ediyordum.

Komşular tak taklamadı mı hiç?

Önce tak takladı, sonra tartakladı. Ama sonra Demir’le
(Demirkan), Aylin’le (Aslım) üç-beş televizyonda
görünce “Çocuk galiba
bir şey olacak,” demeye başladılar. Ondan sonra bir şey denmemeye
başladı. Sadece “Abi artık bu şarkıların üzerinde çok
duruyorsun, başka
şarkıya geç,” yorumları oldu mesela, yukardaki Bekir’den.
Albüm çıkınca
da şey dedi, “Abi yeni şarkı var mı?”

Her şeyi kendi başına yapmak daha mı zor, daha mı kolay?

Benim için daha kolay. Ben pek grup müziği taraftarı
değilim. Biraz daha kişisel bakıyorum.

Neden? “Yapabilirim,” demek için mi?

Yok ‘yapabilirim’den çok, hani bir duyguyla yapıyorsun ya
bazı
şeyleri, o duyguyu pek paylaşmak istemiyorum, müzik yaparken.
Aslında
bir albüm çıkarmak için kayıt yapmaya başlamadım
ben. Beş yıldır evde
takılıyordum zaten. Kendim için hazırladım. Ama kendim
için de bir yere
kadar. Zaten insanlar albümü odalarında tek başına
dinlesinler diyorum.
Beş kişi, arkadaşlarla eğlenirken albümü koyalım, alttan tıs
tıs
çalsın, derlerse çok sinir bozar. Çünkü
akorlar falan gergin.

Evet, albümün pesimist bir tarafı var. Adı da bir ipucu
veriyor zaten. Aslında bizde neşeli işler daha çok sevilir.

Tabii, tabii. Hele ki yaz şimdi.

Senin için bu bir risk mi?

Hayır, değil. Benim içimden böyle geliyor. Diğer
türlüsü
yapabileceğim bir şey değil. Şöyle söyleyeyim; bir ara
Moğollar’ın
teknisyenliğini yapıyordum, altı-yedi sene evvel. Sahnede
soundcheck’ler sırasında ben çalıyordum piyanoyu. Cahit Abi sazı
akort
ediyordu, benim de klasik müzik eğitimim var, barok
çalıyordum devamlı.
Ve barokun bayağı progresif, karışık şeylerini çalıyorum. Cahit
Abi
sazı akort ederken birden “Aaah yeter be! Bir tane mutlu akor bas
ulan,” diye sazı bırakıp içeri gitti.

Aslında burada tezat bir durum da var. Sen hep neşeli, canlı
görünüyorsun.

Bence çok neşeli, komik, hiperaktif görünen
insanlar, odalarında
yalnız kaldığında, başları öndedir, düşünen adamlardır.
Kemal Sunal da
öyle bir adamdı bence. Benim için idol adamlardan biri. Bir
gün, bir
yere gidiyordu, gayet şıktı her zamanki gibi. Birileri arkasından
‘Şaban’ diye bağırıyordu. Sinir olmuştum. O sadece filmdeki karakter
çünkü.

Bayağı arabesk bir vokalin var. Arabeske ilgin var mı?

Varmış, onu bilmiyordum. Burada çıktı. Ben Ağır Roman’ın
hastasıyım. Filmine de taparım, müziklerine de. Klavye
çaldığım için
elektronik bir altyapı çıkıyor ortaya. Demir’le, Koray’la
çalıp rock
altyapısı altına klavye çaldığım için de klavyeyi rock
kültürüyle
çalmaya başladım. Parçaların üstüne vokal
yerleştirme zamanı geldiğinde
de arabesk bir şey çıktı.

Dinler misin arabesk müzik?

Yani hiç öyle oturup da ‘Allah’ım Allah’ım,’ diye
dinlediğim bir şey yok. Ama Ağır Roman’ı dinlerim.

Sözlerde de arabesk var.

Tabii tabii. Aslında albüm direkt arabeskin yandan yemişi, rock
müziği de sıyırtmış ama elektronik altyapıdan da emmiş bir
tür. Ne tür
bu? Türü bozuk.

Çıkış parçan Yarası Saklı’nın klibinde ay kurgusu
yaratılmış.

Evet, Levent Ayaşlı tarafından Kilyos taş ocaklarında
çekildi.

Kimden çıktı fikir?

Ondan. Kendisi albümü dinledi. Dedi ki “Güzel, rock,
soft,
falan.” Dedim “Abi onlar soft değil, onlar gayet şiddetli. Sahnede
bayağı böğürtülü.” “Anlayamıyorum anlattığın
şeyleri,” dedi. Konser
olmadığı için o sırada, provaya geldi. Şarkıların albümle
hiç alakası
olmadığını görünce, “Oğlum niye bunları böyle
kaydettiniz?” dedi. Çünkü
albümde hiçbir şey canlı değil. Her şeyi sampling sistemle
yaptım. İşin
içine canlı enstrümanlar girince, her şey değişiyor.
Diyorlar “Albüm
niye böyle, konser niye böyle?”, “Klipte, hayvan gibi
söylüyor
gözüküyorsun ama albümde leblebi gibi
çıkıyor sesin.” Ulan komşu var
işte, komşu. Evin içinde, elimizde mikrofon, kaydettik.

Elinde nota çantası, kolunda dövme

Konservatuardan mezunsun değil mi?

Mezun olamadım.

Nedir geçmişin?

Dokuz sene kilise korosu geçmişim var. Orta 1’de başladım.

Hangi okuldaydın?

Getronagan Ermeni Özel Lisesi, Karaköy’de.

Zevkli miydi koro?

Bizim kilisemiz, yani Ermeni Kilisesi’nin melodisi bayağı
damarlıdır. Mesela hiç tanımadığın birinin cenazesine git,
muhakkak
ağlarsın. O müziği yaşamak güzeldi. Beni operaya
yönlendirdi. Onun
eğitimini almaya başladım, Mimar Sinan’da. Tabii saçım uzun,
dövmem
var. Çok kabul edilir bir halim yoktu. Çünkü
orada bir disiplin var.
Gerçi her zaman jilet gibi gidiyordum. Saçlarım arkadan
örülü,
kıyafetim düzgün, nota çantam elimde. Ama çok
da uygun değildim duruma.
Daha sonra, Timur Selçuk’la çalışmaya başladım.
Çağdaş Müzik
Merkezi’nde şan, solfej, armoni eğitimi aldım. Timur Selçuk’un
korosuna
katıldım. Sonra Akademi İstanbul’da piyano bölümüne
girdim. O arada da
Moğollar’da teknisyenlik yaptım. 97’de Öztürk’le Kemancı’da
çalmaya
başladık. Sonra Ogün, Aylin Aslım, Koray Candemir devam ettim.
99’da
Alt Geçit’le Roxy Müzik Günleri’nde dereceye girdik.
2004’te de kendi
projemle katıldım, üçüncü oldum.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: