İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hıristiyanlar takiye mi yapmış?

Türker Alkan

Eskiden komünist ajanlardan korkardık. Ama komünistin nasıl bir şey olduğunu da merak eder dururduk. Bir komünistle tanışan arkadaşım, küçümser bir ifadeyle, “Boşver yahu,” demişti, “o da senin benim gibi bir insan işte!” 141-142 kaldırılıp, duvarlar yıkılıp komünizm sıradan bir şey haline gelince, eski cazibesini yitiriverdi.

Şimdi yeni korkularımız var (korkusuz yaşayamıyoruz işte). Baş korkularımızdan birisi, ‘misyonerler.’ Aynen komünist ajanlar gibi, saf ve temiz bizi kandırıp, çaktırmadan başka inançlara sürükleyecekler. Çok dikkatli olmalıyız. Komünisterden tek farkı, ellerinde ‘Kapital’ yerine ‘İncil’ taşımalarıdır. Gerçi ‘Ee yani, İncil dört hak kitaptan biri değil midir?’ diyenler olacaktır ama, o kadar da değil yani.

Geçenlerde genç bir tanıdığım, “Konya’da misyonerden geçilmiyor,” diyordu. “Bir arkadaşım üst kattan gürültü gelince kapıyı çalmış, kapıyı açmışlar, bir de bakmış ki ev misyoner dolu.”

Allah Allah, diye düşündüm. Konya’da öyle mi?

Ama bu misyonerler kaç Konyalıyı yolundan ayırmış sorusuna pek somut bir yanıt alamadım. Benim bildiğim Konyalılar öyle kolay kolay inanç değiştirmezler.

Bu arada sayın İçişleri Bakanı Aksu imdada yetişti. Yaptığı açıklamaya göre, 7 yılda 344 kişi din değiştirmiş, yani dinden çıkmış. Bu durumda dehşete kapılmamızı engellemek için sayın Bakan bizi temin ediyor, “Hiç korkmayın, durumu yakından izliyoruz!”

Bu iyi işte.

Fakat bu din değiştirme konusunda pek yerli yerine oturmayan bazı şeyler var. Birincisi Aksu’nun verdiği rakamlardır. Bu veriler doğruysa, nüfusu 70 milyonu bulan güzel memleketimizde dinden çıkanların sayısı senede 50’yi bulmuyor. Bu durum, elbette misyonerler için tam bir yenilgidir, harcadıkları para ve emek boşa gitmiş demektir. Ama böylesine önemsiz bir konuyu İçişleri Bakanlığı’nın sorun edip izlemesi de aynı oranda boşa giden bir emek ve çaba değil midir? Keşke o çabayı sokak çocuklarına bakmak ve kapkaççıları engellemek için harcasalardı.

Yerine oturmayan ikinci nokta, nedense bir Hıristiyan, Müslümanlığı kabul edince bunu gazetelerde manşet yapmamız, ama tersi olunca misyonerlere pek kızmamızdır. Muhammet Ali’den Prens Charles’a kadar Müslüman olan veya olduğunu sandığımız kişileri az mı göklere çıkardık? Hıristiyanların Müslüman olabilmelerini kabul edip alkışlıyorsak, Müslümanların da karşı tarafa geçmelerini normal karşılamamız gerekmez mi?

22 Mart’ta ‘Birgün’ gazetesinde yazan Hrant Dink çeşitli kaynaklardan yararlanarak bu konuya farklı bir bakış açısı getiriyor. Geçtiğimiz dönemlerde pek çok Ermeni, Rum veya diğer Hıristiyanlar din değiştirerek (veya değiştirmiş gibi yaparak) Müslümanlığa geçmiş, Türk ve Müslüman isimleri almış. Yani kendilerince takiye yapmışlar. Örneğin sadece Malatya’da din değiştiren Ermeni ailelerinin sayısı 3 bin 500’ü bulmaktaymış. Şimdilerde Hıristiyanlığı kabul eden çok sayıda Müslüman varsa, aslında bunlar korku belası Müslüman olmuş olan ve şimdi ortamı elverişli bulduğu için eski dinlerine dönen kişilerdir, deniyor. İddia ilginç, ama ne kadar gerçektir, bilemeyeceğim.

Bana sorarsanız bütün bunlar boş şeylerdir, derim. Bırakalım herkes istediği dine inansın. İnsanlar nerede huzur ve mutluluk buluyorsa, oraya yönelsin. Bu iş, ne devletin ne de kurumların yetki ve ilgi alanı içinde olmalıdır. Benim anladığım laiklik, bunu söyler.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: