İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dış politikada yalnızlaşma tehlikesi

Murat Yetkin

Yeni Şafak gazetesi yazarı Fehmi Koru’nun dünkü birkaç cümlesi, hükümetin son aylarda yaşadığı bocalamayı iyi özetliyordu. Koru şöyle yazdı: “Hükümetin ABD ile mesafeli duruşunun mükafatını tam devşirebildiği söylenemez; AB de kolaylıkla yapabileceği jestlerde bile yeterince verimkâr davranmıyor. ABD ve AB dengeleri arasında konuşlanmış çıkar çevreleri ise Ak Parti’nin değer verdiği konularda sağır ve dilsiz kalmayı yeğliyor. (..) Hükümetin bugüne dek izlediği politikalar sebebiyle yanında bulduğu odaklar da şimdi sergilenen tereddütler yüzünden kendi tepkilerini vermeye başladılar. (..) Kırılgan ekonominin dengelerini de unutmamamız gerekiyor. Yeni süreçte yalpalama ve savrulmanın durmaması her şeyi berbat edebilir.”

Evet, AKP hükümetlerinin iç dengelerini en yakından bilen deneyimli bir gazeteci olan Fehmi Koru’nun saptamasına göre, hükümet her şeyin berbat olacağı noktaya epey yakınlaşmış bulunuyor.

Yalpalama ve savrulma

Burada yanlış hesapların da içten, içeriden bir tarifini bulabiliriz. AKP hükümetleri 1 Mart 2003’te Meclis’in kendi tezkerelerini reddetmesinden itibaren ABD ile mesafeli bir duruş benimsedi. Koru’nun yorumundan, bu duruştan bir mükafat beklediğini anlıyoruz. O mükafat AB’den umuldu. Ama birincisi, 17 Aralık 2004 zirvesi AKP’nin istediği net sonucu getirmediğinden; ikincisi, hükümetin bütün gücüyle kilitlendiği 17 Aralık hedefi sonrasında bir anda hedefsiz kalma boşluğuna düşmesinden dolayı, hükümet yılbaşından bu yana, Koru’nun gayet güzel tanımladığı gibi bir ‘yalpalama ve savrulma’ içinde.

Hükümet bu süreçte TÜSİAD gibi, TOBB gibi güçlü sermaye kuruluşlarından kendi çekirdek seçmenini tatmin edecek olan, örneğin üniversitelerde başörtüsü gibi bir konuda destek bulabilmiş olsaydı, bu destekle Meclis’teki çoğunluğunu harekete geçirebilirdi; belki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile referandum restleşmesine girebilirdi. Ancak hem bu olmadı, hem de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konuyu gündeme getirişi her defasında en kötü zamanlamayla oldu. Sonunda Erdoğan da yoruldu. Bu konuda bir girişimi olmayacağını açıklaması ardından partisinin Meclis grubu, Anayasa’yı tek başına değiştirme sayısının altına düştü. Enerji Bakanlığı’nda patlayan yolsuzluk soruşturması, parti içinde yolsuzluklara karşı ayrı bir duyarlılığı ortaya çıkardı. Bir yandan türban meselesi, diğer yandan yolsuzluklar, AKP’yi özellikle Necmettin Erbakan’ın ataklarına açık hale getiriyor: Hocanın bu amaçla Yasin Hatipoğlu’nu görevlendirdiği bildiriliyor.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün AB troykasından, İstanbul polisinin 6 Mart’ta göstericilere yönelik oransız şiddeti nedeniyle eleştiriyi sineye çeker tavrına karşın, Erdoğan oransız bir tepki gösterdi. Bu nedenle yalnızca medyanın çoğunu değil, TÜSİAD’ı da karşısına aldı. Kulislerde, Başbakan’ın polisi hatasında dahi eleştirmeyen tavrı altında, polis sevgisinden çok bağımlılığının yatıyor olabileceği konuşuluyor. Enerji operasyonuna ilişkin basına bol miktarda sızdırılan haberlerin, iş AKP yönetimine doğru uzandıkça bıçakla kesilir gibi durmasına dikkat çekiliyor.

Stratejik sığlık

Ama hükümetin asıl sorunu dışarıyla. Bugünün sorunlarıyla uğraşmaya tenezzül etmeyip on yıl, yirmi yıl derinliklerle strateji kurmaya çalışan ve bu amaçla İran, Suriye, Güney Asya ve Afrika ülkelerine yeni açılımlar planlayan hükümet, bugünün dış politika sorunları nedeniyle zora düşüyor. ABD’ye karşı mesafe koyma tutumlarını kamuoyuna onaylatma adına başlattığı medya kampanyası, gelinen noktada hükümetin kontrolünden çıkmış vaziyette; ABD ile ilişkiler biraz da bu nedenle yalpalayıp savruluyor. AKP Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın ‘soykırım’ gafının ABD ile ilişkilerde açtığı yeni yaraların boyutunu, belki ancak 24 Nisan’da ABD Kongresi Ermeni soykırım iddialarını oyladığında anlayabilecek hükümet. Elkatmış örneği ortada dururken, hükümet pek önem verdiği Rusya ile ilişkilerde de Çeçen sorunu yaşayacak gibi duruyor. Rusya’nın terörist saydığı Aslan Maşadov, AKP’li Sadık Yakut’a göre “Şehidimiz”; salı günü Meclis’i yönetirken bir konuşma yapacağını anlıyoruz. Peki ABD mesafe koyup, Rusya’nın en hassas olduğu yere dokunan hükümet AB’ye mi yanaşıyor? Pek sayılmaz. Hükümet AB ile de giderek artan bir gerilimle bir tür medeniyetler çatışmasını kendi içinde yaşamaya başladı.

Ortaya çıkan tablo, ne yazık ki iç açıcı değil. AKP hükümeti, ciddi bir stratejik sığlık içinde Türkiye’yi uluslararası politikada bir yalnızlaşmaya taşıyor. Yalpalama durmazsa, her şey berbat olacak.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: