İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ali Bayramoğlu : Bu öfke neden? – Yeni Safak

Türkiye’nin görüntüsü hızla değişiyor. Yapılan tartışmalar, tartışmalara verilen tepkiler, alınan tavırlar adeta bundan 10-15 yıl öncesini andırıyor. Sanki son iki-üç yıl içinde hiç bir gelişme yaşanmamış, demokratikleşme adımları atılmamış, AB sürecinde yolun yarısına gelinmemiş gibi bir siyasi ruh hali içindeyiz…

Bu atmosfer hükümeti de kuşatıyor, basını da. Sadece kuşatmakla kalmıyor, onlar tarafından üretiliyor aynı zamanda…

Yeni bir içe kapanma dalgasıyla karşı karşıyayız…

Hükümet bunu dışarıda AB’yle gerilen, daha doğrusu mesafe konulan diplomatik ilişkiler, içeride polis-dayak-gösteri tartışmaları üzerinden üretiyor…

Basının yeni oyuncağı ise Ermeni tehciri meselesi… Bırakın tarihi olmayı, siyasi bile olmayan milli bir atak, milli bir refleks merkez medyada bir seferberlik haline dönüşmüş durumda…

Ama nasıl bir seferberlik!

Büyük gazetelerin sayfaları, yazarları, başyazarları Ermeni soykırımı iddiasının sahiplerinden çok, Batı’yı, Batı fikrini ve Batı tehlikesini merkeze alan bir yayın politikası izliyorlar.

Bu konuyu içeride tartışana hakaret ediyorlar, dışarıda dile getirene diş biliyorlar…

AB ile Türkiye arasına mesafe girmesinin lojistik desteği haline gelip, kendi elleriyle kendi ayaklarına kurşun sıkıyorlar…

Bir yayın yönetmeni günlerdir Batı’ya, Batı uygulamalarına işaret ederek Türkiye’nin aksaklıklarını, örneğin polis dayağını dolaylı olarak doğrulamaya çalışıyor. Lafı “Burnunuzu niye sokuyorsunuz” demeye getiriyor. Daha doğrusu içeriye “Bakın burunlarını sokuyorlar” mesajı veriyor.

Bir gazetenin başyazarı bir Batı ülkesinin içişleri bakanına yönelik Basın Konseyi’nin yaptığı açıklamanın üstten bir dille yapıldığı ve bakanın rahatsız olduğu eleştirisine, “Çok memnum oldum, böylece bir millette karşı üstten konuşmanın ne olduğu öğrenmiş olurlar…” diyebiliyor.

Gözümüz Batı’dan başka bir şey görmez hale gelmiş durumda adeta…

Batı’dan gelen eleştirinin burada tekrarı kabul edilemez bir tutum ilan ediliyor. İçerideki tavır ve tutumumuzu Batı’nın muhayyel niyetlerine göre alıyoruz… Bu kimliğin kendisine yönelik ruh halini, “üstünlük ve güvensizlik” duygularını biteviye tazeliyoruz…

AB üyeliği öncesinde “milli egemenlik, milli mensubiyet” tartışmalarını her ülke yapmıştır elbet…

Böylesine hırçınca, saldırganca, yüzeyselce yapılanına az rastlanmıştır…

Bu ülke kendi ayağına kurşun sıkıyor aslında…

Milliyetçiliği bu denli tahrik etmek, bu denli kullanmak, kimi duyguları tatmin etmekten başka bir işe yarar…

Ne yaptığımızı sanıyoruz?.. Kime, neden tepki veriyoruz? Neden bazı gerçeklerle yüzleşmekten, bazı gerçekleri öğrenmekten korkuyoruz?

Bir kısmınızın bu satırları okuduğunuz şu anda duyduğunuz tepki neden?

Bu pehlivan naralarının yan mahallelerden duyulmadığının kimse farkında değil mi?

Oktay Ekşi iki gün önce Talat Paşa’nın Berlin’deki evinin önüne çelenk bırakmaktan söz ediyordu…

Bu meydan okuma kime, niye ve neden?

Yozgat Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in, Ermeni tehcirindeki kimi ölümlerin sorumlusu olarak Divanı Harp’in kararıyla Sultanahmet meydanında asılmasının ertesi günü, İstanbul’u ayağa kaldıran o azgın milliyetçi tepki dalgası mıdır aradığınız?

Oktay Ekşi ve onun gibi düşünenler, İş Bankası Yayınlarından çıkan I. TBMM’de Gizli Oturum Zabıtları’nın ilk cildindeki ilk konuşmayı, Mustafa Kemal Paşa’nın konuşmasını açıp okurlar mı acaba? Ermeni tehciri konusunda ne demiş cumhuriyetin kurucusu diye…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: