İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tarihimizi bilme ihtiyacı

Murat Yetkin

1. Dünya Savaşı’na katılanların arşivleri açılmadıkçasoykırım iddiaları gündemde kalacak

Bundan birkaç yıl önce Kurtuluş Savaşı’na ilişkin bir konuda bir çalışma yapıyordum. Bir araştırmacı, bu konuda Genelkurmay’a bağlı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt (yeni düzenlemede ‘Denetleme’ de eklendi) Başkanlığı’na başvurmamı salık verdi. Genelkurmay Genel Sekreterliği’ne başvurarak izin istedim. Bir süre sonra, sözlü olarak ATASE’de yalnızca akdemik araştırmacıların başvurularının değerlendirilmeye alındığı söylendi.

Daha önce bu alanlarda yetki üstlenmiş ve emekli olmuş bir general tanıdığıma konuyu açtım. “Genellikle sivillere izin vermezdik ama, sistem değişmiş olabilir, zaten konu da sakıncalı gelmiyor” dedi. Bunun üzerine tanıdığı bir ATASE yetkilisine telefon açtı. Telefonda uzun uzun konuştular. “Maalesef” dedi, “izin alman zor görünüyor.” Nedenini sordum. “Çünkü arşivlerin dökümü hâlâ tamamlanmış değil” diye yanıtladı ve ekledi: “İçinden ne çıkacağını, neresinden ne çıkacağını bilmiyoruz.”

Yalnızca Ermeni meselesi konusunda değil, yakın tarihimize ilişkin pek çok konuda sık sık yanıtlanması zor ya da yanıtı tatmin etmeyen soruları sormak durumunda kalıyoruz.

Ama bu soruların hiçbiri Türkiye’yi Ermeni meselesine ilişkin sorular ve suçlamalar kadar rahatsız etmiyor. Osmanlı’nın son döneminde İttihat ve Terakki hükümetinin, Sarıkamış bozgunu ardından geri çekilen orduların ikmal hatlarına Çarlık Rusyası ordusuyla irtibat halinde sabotaj eylemlerine başlayan Ermeni çetelere karşı aldığı, Ermeni ahaliyi zorunlu göçe tabi tutma kararının, 24 Nisan’da 90’ıncı yılı dolacak. Bu tarih neredeyse 50 yıldır Türklerin Ermenileri soykırıma tabi tuttuğu gün olarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine kullanılıyor.

Türkiye, uzun yıllar boyunca Ermeni meselesiyle nasıl başa çıkacağını bilemedi.

Uzun yıllar boyunca, diplomatlarımızın terörist eylemlerle öldürüldüğü yıllarda bile, Türk diplomatlara verilen talimat, inanması güç ama, Ermeni meselesinin açıldığı uluslararası toplantıları karşılık vermeden terk etmek oldu. Daha sonra, silahlı Ermeni örgütlere karşı İngiliz, Mısır ve özellikle de İsrail gizli servislerinin desteğiyle eylemlere girişildiği 12 Eylül 1980 sonrası dönemde, inandırıcılıktan yoksun bir yok sayma propagandası benimsendi.

Bu dönem Özal ile birlikte kapandıktan sonra, başka bir zaman kaybı siyasetine takılıp kalındı: Bu, siyasi bir konu olamazdı, bırakalım tarihçiler kendi aralarında tartışsınlardı.

Bu politika da Türkiye’ye bir yarar getirmedi. Yasal bağlayıcılığı olmasa da, ahlaki bağlayıcılığı olacak şekilde, çok sayıda parlamento, Türklerin Ermenilere soykırım yaptığı suçlamasında bulundu. Çünkü bu topraklarda yaşanan, yaşayanların bildiği acıları hafifletmiyordu.

Şimdi CHP’nin önerisi, AKP’nin kabulü ile, yeni bir siyaset izleme fırsatı var Türkiye’nin önünde. Hem Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, hem de CHP lideri Deniz Baykal’ın ‘BM hakemliğinde araştırılsın, atılacak adım neyse, Türkiye olarak atmaya, tarihle hasaplaşma gerekiyorsa hesaplaşmaya hazırız’ demesi önemsenmeli.

Bu, şimdiye dek ilk defa duyuluyor.

Üzerindeki gizlilik yenilerde kaldırılan Sovyet belgelerini Rusça aslından inceleyen ve yazan araştırmacı Mehmet Perinçek, Sovyet arşivlerinin, Türkiye’nin soykırım yapılmadığı tezlerini doğruladığını söylüyor. (Perinçek’in ‘Sovyet Arşiv Belgeleriyle Atatürk’ün Sovyetler’le Görüşmeleri’ başlıklı yeni kitabı, ayrıca ele almayı gerektiriyor.) CHP girişiminin fikir babası Şükrü Elekdağ, Türkiye’nin geçmişinde tartışamayacağı bir şey olmadığı ve bu yükten artık kurtulmak gerektiği konusunda iddialı.

Sadece Türkiye’nin değil, Birinci Dünya Savaşı’nda taraf olmuş bütün ülkelerdeki arşivler açılmadıkça, tartışılıp yayımlanmadıkça bu sorun hep masada, hep Türkiye’nin sırtında duracak. Yalnızca Rus arşivlerinin değil, İngiliz, Alman, Fransız, Amerikan, Avusturya ve en önemlisi Ermenistan’daki arşivlerinin açılması bu açıdan önemli.

Türkiye bu konuda tarihiyle hesaplaştıktan sonra diğer uluslararası konularda daha rahat edecektir. Ama bundan da önemlisi, Türkiye’nin kendi geçmişini doğru öğrenmesi hakkı ve ihtiyacı. Bu da demokratikleşme ve gelişmenin bir parçası.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: