İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Soykırım falan yok şekerim…

Ardan Zentürk

Türkçe’ye mükemmel bir ifade bütünlüğüyle soykırım olarak aktarılan genocide kelimesi, insanlık için çok yeni bir kelimedir.

Yahudi asıllı Polonyalı bir avukat olan Raphael (Rafal) Lemkin tarafından 1944 yılında üretilmiş, 1948 yılında da Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Konvansiyonu kararıyla da uluslararası hukukun önemli bir parçası olmuştur.

Lemkin, genocide kelimesini eski Yunanca’da aile anlamına gelen genos kelimesiyle Latince’de öldürme anlamına gelen cide kelimelerini birleştirerek bulmuştu.

Birleşmiş Milletler kararıyla uluslararası hukukun en önemli unsurlarından biri olan genocide (soykırım) şu beş madde çerçevesinde tarif ediliyor: 1. Bir grubun üyelerini öldürmek, 2. Bir grubun üyelerine bedensel-ruhsal ağır zarar vermek, 3. Bir grubun yaşamının fiziki çöküşünü sağlayacak ortamı hazırlamak, 4. Bir grubun çocuk sahibi olmasını engellemek, 5. Bir grubun çocuklarının zorla bir başka gruba verilmesini sağlamak.

Yukarıdaki tarif, akademisyenler açısından sadece bir tanımlamadır. Bu nedenle, genocide kelimesi çevresindeki tartışmalar bugün de sürmektedir.

Özellikle Ermeniler’in, kelimenin üretilmesinden ve uluslararası hukuka girmesinden yaklaşık 30 yıl önce yaşandığını savundukları olaylar için genocide kelimesini kullanmaları, ilerleyen yıllarda, aynı kelimenin Kamboçya’dan Rwanda’ya, pek çok yerde yaşanılan kanlı katliamlar için de kullanılmaya başlanması bilim adamlarını ayırt edici tanımlama arayışına sürükledi.

Tarihsel araştırmalarda, ilk kez 14’üncü yüzyıl İngilizcesi’nde yaygın kullanımı görülen holocaust kelimesi, Yahudi soykırımı için bu nedenle öne çıktı.

Kelimenin kökeni, yangında çok sayıda canlının yanarak ölmesini veya yakılarak kurban edilmeyi işaret ediyor.

Yahudiler, haklı olarak, yaşadıkları korkunç temizlik programını diğer genocide iddialarından ayırabilmek için fırınlarda yakıldıklarını hatırlatan holocaust kelimesine sığınmayı tercih ettiler.

Soykırım’ın çağdaş tarifi…

Kuşkusuz, genocide kelimesinin etrafında şekillenen tartışmalar, kelimenin çıkış noktasından çok farklı ufuklara yelken açmasına neden oldu. Bugün üzerinde varılan anlatımıyla, genocide, bir etnik, dini veya siyasi grubun, önce, yoğun bir propaganda kampanyası çerçevesinde hedef gösterilmesi, ardından tüm yaşamsal faaliyetlerinin kısıtlanarak dışlanması ve nihayetinde bir sanayi toplumunda sanayi alt yapısı kullanılarak geride tek bir üyesinin bile kalmayacağı bir mekanizma ile ortadan kaldırılması olarak tanımlanmaktadır.

…Ve bu tarifin, Ermeniler’in 1915 yılındaki Osmanlı-Rus Savaşı sırasında sınır bölgelerinde yaşandığını savundukları olaylar ile hiçbir ilişkisi yoktur.

Democide tanımlaması…

İşte tarifin bu noktasında Amerikalı siyaset bilimci R.J.Rummel karşımıza çıkmaktadır. 1900-1987 yılları arasında dünyada meydana gelen savaşlarda, toplam 38 milyon askerin ölmesine karşın 170 milyon sivilin yaşamını yitirmesinden yola çıkan R.J. Rummel, siyasi otoritenin kararlarından kaynaklanan tüm kitlesel ölümleri tarif etmek için democide kelimesini ortaya atmış, kelime, akademik çevrelerde büyük destek kazanmıştır.

Bu tanımlamaya göre, Amerika Birleşik Devletleri ve Pakistan’ın, 2001 yılındaki savaş sırasında milyonlarca sivilin yaşamını tehdit eden Afganistan’daki açlık bölgesine gitmek isteyen yardım konvoylarını durdurmaları bir democide eylemidir. R.J.Rummel, bu tanımlamasının bir alt başlığında da, Şili, Arjantin gibi kanlı askeri diktatörlükler yaşamış ülkelerde siyasi muhaliflerin ortadan kaldırılmasını politicide olarak tanımlamaktadır…

Gördüğünüz gibi konu son derece derin… Dünyanın düşünen beyinleri, bu konuda her yıl yüzlerce kitap yazıyor…

Bu tartışmalara, hiçbir bilimsel birikimi olmadan balıklama atlayanları hayretle izliyorum…

04.03.2005

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: