İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ermeniler-Irak-Kıbrıs

M.Ali Kışlalı

Almanya’da düşünce özgürlüğü nazizmi övememekle, Fransa’da ‘Ermeni soykırımı yapılmadı’ diyememekle sınırlı. Türkiye’de Avrupa Birliği yolunda sınır genişliyor. Radikal’in Dış Haberler sayfasında geçen hafta ‘Tabuları yıkma vakti’ başlığı vardı. Tabuların Ermeniler, Irak ve Kıbrıs ile ilgili olduğu belirtiliyordu. O gün toplanacak Milli Güvenlik Konseyi toplantısında bu konularda yeni yaklaşımların görüşüleceği yazılmıştı.

MGK’da ne konuşuldu bilmiyorum, ama kaydedilen konuların tabu olmadığını düşünüyorum. Çünkü Türkiye’de hemen her şey konuşuluyor ve yazılıyor.

“Ermeni soykırımı doğru. 1 milyon Ermeni öldürdük… Kıbrıs’ta Rum tarafı haklı. Güçlüğü Denktaş çıkardı… Irak’ta Kürt devleti kurulması Türkiye’nin çıkarınadır, yeter ki ülkemizdeki Kürt asıllı vatandaşlarımıza Irak’takilerin imrenecekleri ortamı hazırlayalım” denilmiyor mu?

Ama bunları düşünenler ve rahatça ifade edenler devlet adına hareket etme durumunda olanlar değil. Devlet sorumluluğu başka şeyler gerektiriyor.

MGK toplantısından sonra konuşan Başbakan, “Dış politikada radikal rota değişimine gitmeyeceğiz” dedi. “Ama rotayı dünya gerçeklerine göre geliştirmek zorunlu” diye ekledi. Konu da bu ‘dünya gerçekleri’.

Turgut Özal’ın ABD ziyaretinde orada büyükelçi olarak bulunan, Dışişleri Bakanlığı’nda müsteşarlık dahil kilit görevler yapmış olan Nüzhet Kandemir bir anısını anlattı:

“Türkiye’nin devlet dış politikası prensipleri Atatürk tarafından saptanmıştır. Misak-ı Milli’ye dayanır. Özal, Washington’da, nereden ilham almışsa ‘Ermeni soykırımını kabul etsek de bu iş bitse ne olur?’ dedi. Galiba ABD telkin etmişti. Kendisine ‘Aman efendim çok iyi düşünmek gerekir’ dedim. Devletin nerelerde çıkmaza gireceğini takdir edebilecek bir kişiydi. Bir süre kıyamet koptu. Sonra vazgeçti.”

AKP lider kadrosu galiba sadece kendi özel danışmanlarıyla çalışıyor. Dışişleri’nin uzman kadrosunu uzakta tutuyor. Ama konu yılların oluşturduğu devlet politikaları olunca her şey düşünüldüğü gibi kolayca olmuyor.

Dışişleri Bakanlığı’nda hem müsteşarlık hem de uzun süre Washington Büyükelçiliği yapmış olan Kandemir ile Şükrü Elekdağ “Dış politikada esas, bir şey veriyorsanız karşılığını almanızdır” diyor. “Bunu sağlamazsanız her şey çorap söküğü gibi olur. Bunun hesabını verecek durumda olanlar düşünmeliler.” Kıbrıs’ta atılan adıma karşın ne alındığını soruyorlar.

Ermenistan ile sınırı açarsak, bize dünyanın her yerinde muhalefet eden Ermenistan’dan ne alacağız? Kıbrıs’ta bir bölüm askerimizi çeksek ne olacak? Ardından ne gelecek? AB ile ilgili gelişmeler ortada değil mi?

Elekdağ, “Kıbrıs’tan sonra Yunan istekleri gelir. Onları da kabul edersek Türkiye denizlerden abluka altına alınır. AB’ye girmemiz garanti olsa mesele yok. Ama bunu garanti edebiliyor muyuz?” diye soruyor.

Büyükelçi Osman Korutürk başkanlığındaki heyet Irak’tan döndü. Bu değerli diplomat “Kürtlerle sorunumuz yok. Ama Kerkük’te ısrar ederlerse, kontrollerindeki toprakları genişletmek isterlerse olmaz” diyor.

Olursa ne yapılacağının inandırıcı yanıtını, tüm meslek yaşamlarını bu konulara vermiş Elekdağ ile Kandemir soruyor: “AKP iktidarının ne yapmak istediği de kolay anlaşılamıyor. Vazgeçemeyecekleri milli sorunları var mı?”

Hükümet Irak’taki kırmızı çizgilerimiz hakkında açık konuşmuyor. Tek yön gösteren işaret Genelkurmay’dan geliyor. İkinci Başkan Orgeneral İlker Başbuğ’un geçenlerde yaptığı basın toplantısında Irak’ta hangi gelişmelere sessiz kalmasının söz konusu olmadığını açıkladı. Bunların önlenmesi için tüm diplomatik kanalların kullanıldığını söyledi. “Buna karşın gelişmeler Türkiye için ciddi bir güvenlik sorunu haline dönüşebilir” dedi.

Olaylar bu noktaya varırsa ne olacağını bizim basın değil ama Batı basını yazıyor. “Türk askeri Irak’a girer” diyor. Sınıra kuvvet kaydırıldığı haberleri ise yalanlanıyor. Türkiye’nin bu konularda attığı yapıcı adımların dış dünyada ‘AB ve ABD baskısıyla yapıldığı görüşü’ de var.

* * *

KİTAP NOTU: ‘Y. Y. Lansere – Ankara Yazı – Bir Sovyet Sanatçısının 1922 Yılı Notları ve Resimleri’, çeviri Arif Acaloğlu. Kaynak Yayınları. Sovyetler Ankara Büyükelçisi Aralov’un davetiyle 1922’de Ankara’ya gelen sanatçı Kurtuluş Savaşı Ankarası başta olmak üzere ziyaret ettiği kimi kentlerdeki havayı karakalemle çizmiş, resimleri notlarla tamamlamış.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: