İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Aynı durum, aynı sonuç

Murat Belge

Sabah okula doğru yol alırken arabanın radyosunda, Avrupa Birliği’nde Türkiye üzerine, Türkiye’den kimselerin de katıldığı komisyon çalışmalarında, konuşulan konular, söylenen sözler aktarılıyor; sanırım NTV’nin radyosunda. ‘Türkiye’nin tarihiyle barışması’ isteniyor. Ermeni konusu gene bütün bu konuşmaların tam orta yerinde. Bir yandan gazeteye göz atıyorum. Angela Merkel da bu Ermeni konusuna sarılmış. Bizim gazeteler alışıldık dilleriyle kadına hakaretlerini ederek haberi veriyorlar.

O komisyonlarda ‘Türkiye’nin tarihiyle barışması’nı isteyen kişilere ne cevap versek? Almanya’nın Holocaust’u bütünüyle kabul etmiş ve sorumluluğunu üstlenmiş ve özür dilemiş olmasının kazandırdığı rahatlıkla şimdi Türkiye’nin Ermeni kıyımını diline dolayabilen Angela Merkel’ı ne yapsak da sustursak?

İletişim Yayınları, kendi yayınlarını ilgilendiren her şeyi arşivlemek üzere çalışır. Tabii basında çıkmış yayınları toplamak bu işin önemli bir kısmıdır. Yurtdışında bulunduğum sırada infilak eden Orhan Pamuk olayının iki koca dosya tutan ‘yankı’larını yayınevinden alıp hızlıca üstünden geçtim.

Merkel’a, Komisyon’a, bunları çevirip gönderelim işte! Herhalde çok ikna edici olur. Hele Ülkücü-Milliyetçi gazetelerde çıkmış yazıları gönderirsek, yalnızca bu ‘sözde’ kıyım konusunda nasıl yanıldıklarını anlamaz, bu memleketin nasıl derin ve gür bir demokratik potansiyele sahip olduğunu da görürler.

‘Bir milyon’ demiş, abartmış! ‘Kıyım’ değil ‘mukatele’ymiş, bildiğimiz, ezberlediğimiz şeyler. Ama yalnız biz değil, konuya ilgilenmiş herkes biliyor, bunları da, işin doğrusunu da. 1915’te olanlarla, 1915’ten sonra, Rus ordusunun başarılı olduğu bölgelerde intikam alan Ermenilerin yaptığı kıyımın arasındaki farkı biliyorlar. ‘Yalnızca doğudaki Ermeniler’e tehcir uygulandığını söyleyen derin bilgi sahibi. ‘Türk yazarları’nın bunu dünyaya anlatması kolay değil.

Ancak, ‘abarttı’ ‘adını yanlış söyledi’ konusu değil bu. Bizim Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin bu terminolojiye hiç girmeden düzenlediği toplantıda ASAM’dan olduğunu söyleyen biri ile Aydınlar Ocağı’ndan olduğunu söyleyen arkadaşı sağa sola yumruk ve tekme savurarak bu kesimin bu konuyu ya da herhangi bir konuyu hangi üslupla tartışmak niyetinde olduğunu sergilediler. Bu kesimin niyeti işi ‘karakola’ götürmek; bildikleri tek şey bu olduğu için, gerginlik yaratıp yükselterek yeni bir müdahaleye zemin hazırlamayı bile düşünüyor olabilirler.

Bunun onlar için ‘rasyonel’ bir davranış olduğunu söylemek gerekir. Adam faşistse, faşizmin gerektirdiği biçimde davranacak. Bunun da çok fazla yolu yok.

Geri kalan konusunda yorum yapmak daha zor. ‘Demokrasi’ diyenler, ‘AB’ diyenler, böyle bir olay olduğunda, faşist olanlardan daha farklı davranmıyor, daha başka bir dil kullanmıyor. ‘Herkes faşist’ demek de akla yakın değil; böyle bir şey olamaz.

Herhalde şu açıklama: bu ülkede insanlara sunulan ‘milliyetçilik’ faşizan tonlar taşıdığı için, her zaman faşistler tarafından kanalize edilebilir, ‘Ben onlardan değilim’ diyenler de her zaman onların belirlediği davranış biçimleri içinde kalabilir ya da oraya çekilebilir. Bu son ‘test’ de gene aynı sonucu verdi ve ‘milli infial’ gene bir ‘ayıp’ biçimini aldı. Bu davranış biçimini sergilemenin, bir marifet değil, ciddi bir ‘medeniyetsizlik’ ve ciddi bir ‘ayıp’ olduğunu göstermesi gereken medya, bu tuhaf davranışın lokomotifi olma rolünden vazgeçemiyor.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: