İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

O evraklar imha edilmeli!

Etyen Mahçupyan

Kamuoyunu haliyle çok yakından ilgilendiren ‘Latife Hanımın evrak-ı metrukesi’ üzerinde dönen oyunlar neyse ki birkaç vatansever Atatürkçünün gayretleriyle şimdilik engellendi. Bilindiği gibi amaç Latife Hanımın niye tuttuğunu gerçekten anlamadığımız bazı eski mektup ve notlarının topluma açıklanması ve böylece Atatürk’ün yıpratılmasıydı. Gerçi bazıları bu belgelerde ille de yıpratıcı bir bilginin olduğunun nereden bilineceğini de sorguladılar. Hatta bazı densizler toplumun artık olgunlaştığını, söz konusu evraka objektif bir biçimde bakabileceğini söylemeye kadar işi vardırdılar. Bu bedhahlar bilmezler ki, bu toplum hiçbir zaman olgunlaşmayacaktır ve zaten devletin asli görevi de toplumun olgunlaşmamasını sağlamaktır. Devletin milleti ve ülkesi ile birlikte bölünmez bütünlüğünün ve bekasının başka türlü sağlanması mümkün mü? Ancak konunun daha iyi anlaşılması ve bilgisizliğin niçin kendi çıkarına olduğunun halkımız tarafından kavranması için bazı temel bilgileri de sizlerle paylaşmak zorundayız:

1) Anayasamız kişisel hayatı güvence altına almış olsa da; bu tür konuların uzmanı olan Reşat Kaynar’a göre “Atatürk milletimizin gözbebeğidir. Latife Hanım, Atatürk’le kısa da olsa bir evlilik yapmış ve böylece kamuoyuna malolmuştur. Bu durumda, ailesinin ‘Latife Hanım’ın günlük ve mektuplarını bize verin, ne yapacağımıza biz karar veririz’ deme hakkı yoktur.” Yani millet tarafından sevilmek Atatürk’ü kamusal bir varlık haline getirirken, onunla herhangi bir ilişki içine girmiş olanlar da otomatik olarak kamusallaşırlar…

2) Ne yazık ki Latife Hanım’ın mirasçıları bu basit gerçeği çok zor anlamışlardır. Bilindiği üzere 25 yıl önce söz konusu evrak-ı metruke mahkeme kararıyla aileden alınarak devlet uhdesine verilmişti. Gerçi bunun hukuki kılıfı yeddiemin sistemiyle çözülmüş, sanki aile bu kıymetli belgeleri saklama riskini almak istemiyormuş gibi bir gerekçe yaratılmıştı. Ama bu uygulama devletin korunması içindi ve birkaç kendini bilmez dışında kimseye de yadırgatıcı gelmemişti. O nedenle bugün aileden bir üyenin çıkıp “halamın günlük ve mektuplarının elimizden zorla alındığı yetmiyormuş gibi” türünden bir cümle kullanması hoş karşılanamaz.

3) Neyse ki Latife Hanım’ın ailesi, karşısına devlet çıktığında kolay öğrenen bir ailedir. Bu önemli bir nokta çünkü söz konusu evrakın açıklanıp açıklanmamasına hukuken karar verecek olan onlardı. Nitekim bir aile üyesinin “bu konuda görüşlerimizi dile getirdiğimiz zaman ‘konuşmayın’ diye tehditler almaya başladık” demesi sorunun hiç de basit olmadığını göstermekteydi. Ancak devletimizin engin ikna gücü sayesinde, aile tarafından kaleme alınan yazıda belgelerin açıklanmaması istenmekle kalmadı; “bu belgelerde kamuoyunu ilgilendiren ve tarihe ışık tutabilecek hiçbir husus bulunmamaktadır” denerek kamusal sorumluluk hissiyle davranıldı ve aile devletleşti.

4) Artık bu evrak-ı metruke “tarihi Türk Tarih Kurumu binasının girişinin üç kat altındaki arşivde, bir kasanın içinde iki torba olarak” sonsuza dek saklanabilecek. Böylece Rauf Bey tarafından Atatürk’e yazılmış 2.2.39 tarihli mektup da hiç bilinmeyecek. Ama vatan hainleri uyumuyor! Bu evraklar her an su yüzüne çıkabilir. Çare ise bellidir: Devlet arşiv saklama geleneği doğrultusunda belgelerin yakılarak imha edilmesi ve devletimizi sürekli tehdit altında tutan bu gereksiz kayıtların tarihten ebediyen silinmesi… Yetkililerimizi acilen göreve çağırıyoruz!

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: