İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ruhat Mengi:Düşünce özgürlüğü, ihanet özgürlüğü mu? – VATAN

Demokrasi
insanlara icabında saçmalama özgürlüğü de
verir. Örneğin “Hyde Park’ın
Konuşma Köşesi”nde çıkıp saçmalamak serbesttir.
Sıradan insanlar
ağzına, aklına geleni bu köşede sınır tanımadan ifade edebilirler.

Bununla
birlikte gelişmiş demokrasilerde siyasetçilerin, aydınların
“düşünce ve
ifade özgürlüğü” (bizde bazı meslektaşlarımızın
inandığının aksine)
Hyde Park köşesindekinden farklıdır. Onlar bu
özgürlüğe mantık ve bilgi
katmayı, sokaktaki adamdan farklı konuşmayı konumlarının gereği
sayarlar.

Topluma mal olmuş, sözü dinlenen ve kayıtlara geçen,
dış basında, dünya kamuoyunda duyulan kişiler olmanın
sorumluluğudur bu.

Gelişmemiş, kompleksli demokrasilerde ise Hyde Park örneği
sürer gider. Bizde olduğu gibi…

Hatırlayacaksınız,
Ermenistan’a yapılan “gerçeği arayış, arşivleri, belgeleri
ortaya
koyma” teklifleri havada kaldı. Ermeni yetkililer iki kez toplantıdan
kaçtılar. Oysa yalnız Türk arşivleri değil, İngiliz, Rus,
Amerikan,
Fransız, Alman ve Avusturya belgeleri, bu ülkelerin yazarlarının,
ansiklopedilerinin yazdığı bilgiler de incelenecek ve Ermeniler ile
“soykırım iddiası”na katılan herkes aydınlatılmış olacaktı.

Onlara
“neden kaçtıklarını” sorması gereken Avrupa bugün
Türkiye’yi “soykırımı
kabul etmesi için” sıkıştırıyor. Fransa, henüz
‘plânlı bir katliam’
olup olmadığı kesinlik kazanmamışken sınırları içinde “soykırım
yoktur”
diyeni cezalandırabiliyor ve bu olayı yasalarına Hitler’in Yahudi
soykırımının, Yahudilerin tüm ülkeden kökünü
kazımak üzre yapılan
plânlı bir eylemin yanına koyabiliyor. Oysa Türkiye’de
Ermeniler sadece
Doğu’da, isyanlar ve tehcir sırasında çıkan çatışmalarda
ölmüşlerdi,
diğer bölgelerde, şehirlerde (isyan çıkaranlar dışında)
yaşayanlar ise
hiçbir zarar görmemişti.

Bunları rakamlarla, olaylarla günlerce
yerli ve yabancı kaynaklardan alarak yazdık. Seneler öncesinden
devleti
“yakında karşınıza çıkacak, anlatan artık” diyerek uyardık. İşte
bugün
önümüze sürülmüş vaziyette. Ermeni
diasporası destekçileriyle birlikte
“vur-kaç”, “ortaya çıkıp tartışma ama sıkıştır”
politikasını uyguluyor.

Okunmak ya da okunmamak… Bütün mesele bu!
Kısa
süre önce bizden “Doğu Konferansı” isimli bir iyi niyet grubu
Ermenistan’a gitti. Ve her zamanki gibi bu “iyi niyet” orada da tek
taraflı kaldı. Öyle ters bir muamele, öyle sert bir
üslupla
karşılaştılar ki sonunda grubun Ermeni tercümanı bile tepki
gösterdi.
Bir toplantı sırasında, bir Türkoloji öğrencisinin
“soykırımda
öldürülenler adına” istediği saygı duruşu da
bizimkilerin katılımıyla
yapıldı. Türk heyetinden biri son anda şoktan sıyrılarak “O
dönemde
ölen herkes için” dedi ama “soykırım” baskını yine de
yapılmış oldu.

Bu
ziyarette Taşnak Partisi’nin Doğu Konferansı’na soruverdiği
üç konudan
biri de “kendilerine dayatılan(!) Kars Anlaşması ve toprak talebi” idi.

Orhan
Pamuk beyefendiyi tek ilgilendiren konu ise farklı; “Okunmak ya da
okunmamak.” Onun ölçüsü bu… Ve okunmak, hele
hele Türkiye’ye
“soykırımı kabul edin” diye bastıranlar tarafından okunmak için
tarihi
bile çarpıtabilir. Ona göre “Türk olmakla gurur
duyanlar” kendisi kadar
okunmadığı için tam aksi yönde faaliyet göstermek de
elzemdir.

Dün
VATAN’da, bir tanesi dışında, onu yalancılıkla suçlayan tarih
uzmanlarının görüşlerini de okumuşsunuzdur. Uzmanlar
söylememiş ama
Pamuk Bey’in yaptığı gibi “ben dile getireyim”; kendisini verdiği “1
milyon Ermeni, 30 bin Kürt” rakamlarını belgelerle ispata davet
ediyorum.

Bakalım yapabilecek mi?

Yarın: Rakamlarla Ermeni olayları.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: