İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ermeni sorunu

Murat Çelikkan

AB uyum sürecinde zurnanın zırt dediği mevzulardan birinin azınlık kavramı
ve Türkiye’nin azınlık sorunu olacağı belliydi. Resmi ideoloji bugüne kadar azınlık sorununu Lozan çerçevesinde halletmeye çalıştı. Lozan’ın en iyimser yorumlanışı bile, son 20 yılda dünyada yapılan azınlık tartışmaları ve hakları bağlamında artık yetersiz. Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu’nda kıyametin kopmasına, ‘Azınlık Raporu’ neden oldu. AB sürecinde halletmekte en zorlandığımız konulardan biri yine azınlık hakları. Helsinki Yurttaşlar Derneği, Galatasaray’daki Yapı
Kredi Kültür’de aylık toplantılarla azınlıklar sorununu tartışmaya açtı.

İlki 18 Aralık’ta profesör Murat Belge ve profesör Halil Berktay’ın konuşmacı olduğu ‘Milliyetçilik Çağında Azınlıklar’ toplantısıydı. Tartışmalı ama sorunsuzdu. İkincisi, profesör Mete Tunçay ve avukat Fethiye Çetin’in konuşmacı olduğu 5 Şubat’ta yapılan ‘Türkiye’de Ermeni Sorunu’ toplantısıydı. Olay çıktı. Tunçay’ın konuşması, ASAM’ı da kuran Avrasya Bir Vakfı kurucusu olduğunu iddia eden Ramazan Bakkal’ın müdahaleleriyle sürekli kesildi. Tunçay’a ve katılımcılara da saldırması üzerine Bakkal, salonun güvenlik görevlilerince dışarı çıkarıldı. Sonra polis eşliğinde salona döndü. Toplantıyı sabote etmeyeceğine söz verince toplantıya alındı ve konuşmacılara sorularını sordu. Aynı Bakkal, AP Başkanı Josep Borrel’in 4 Aralık’ta İstanbul’da katıldığı İKV konferansı sırasında da başkana bağırarak müdahale etmiş ve Swissotel güvenlik görevlilerince dışarı çıkarılmıştı. O toplantıda da Türkiye Sivil Toplum Kuruluşları Birliği(?) Başkanı olduğu, ‘Stratejik Analiz Dergisi’ Yazıişleri Müdürü olduğunu da iddia etmişti. Çok Bakkal gördük,
daha da göreceğimiz cabası. HYD gelecek ay da azınlıklar konusunu
‘TV Dizilerinde Etnik Tiplemeler’ çerçevesinde irdelemeye devam edecek.

Bakkal destekçileri

Çok kimlikli Ramazan Bakkal, Swiss-otel çıkarmasından sonra Büyük Birlik Partisi, Aydınlar Ocağı ve Türk Sağlık Sendikası Başkanı’nca ‘Türk milletinin hislerine tercüman olduğu’ gerekçesiyle övüldü ve kutlandı. Bu zihniyetin başka savunucuları da var. Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi’nin Şubat 2005 tarihli sayısında yazan profesör Turan Yazgan bakın konuya ilişkin neler diyor:

“Anadolu Türklüğünün 19. asırdan itibaren Batılılar tarafından maşa olarak kullanılan dört belalısı oldu. Kürtler, Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler. Ermenilerin bizden hiçbir alacağı yoktur. Aslında hiçbirisinin bizden hiçbir alacağı yoktur. Alacak iddia edenlerin boylarının ölçüsünü nasıl aldıkları, nasıl alacaklarının da işaretidir.” Yani? Bir tehcir ya da kırım daha mı? Devam ediyor Yazgan: “Ermeniler, sadık milletken, Amerikalıların uzun vadeli hedefleri için ajan okullarında yetiştirildi, kışkırtıldı ve sonra da hem Ruslar hem de Fransızlar tarafından en kötü zamanlarımızda kullanıldılar. Kendilerini kullananların himaye ettikleri, azdırdıkları, silahlandırdıkları çeteler, erkekleri askerde olan köylerimize saldırarak tarihin görmediği vahşetlere başvurdular. Yüz binlerce çocuk, kadın ve ihtiyarımızı hiçbir sebep yokken katlettiler, yaktılar, derilerini soydular, organlarını kestiler, biçtiler. Devletimiz bunlara dur dedi ve yakalayıp silahtan arındırdığı gözü dönmüş, insanlıktan çıkmış vahşi çeteleri koruma altında harp sahalarından
başka yerlere göç ettirdi. Ama bütün tedbirlere rağmen gene de bu göç kafileleri halkın hücumuna uğramaktan kurtulamadılar.. Tanrı Türk’ü Korusun.”

Mete Tunçay, 5 Şubat’ta yaptığı konuşmada, Türkiye’deki ve Ermenistan’daki var olan durum göz önüne alındığında bu konunun araştırılması için doğru zaman olmadığına dikkat çekiyor ve bu koşullarda Türk ve
Ermeni tarihçilerin araştırmalarında nesnel olamayacağını söylüyor. Bu sene Ermeni Tehciri’nin 90. yılı. Tarihsel gerçekleri konuşabilmek, tartışabilmek için daha ne kadar bekleyeceğiz?

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: