İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Misyonerlik ve azınlıklar

Ali Bulaç

Batı’nın Türkiye veya başka bir ülkedeki dini ve etnik azınlık durumunda olan çeşitli insan topluluklarına büyük bir önem vermesinin sebebi, azınlıkların büyük ölçüde iyileştirilmeye muhtaç durumlarını istismar edip o ülkenin iç işlerine karışması, nüfuz alanlarını derinleştirip genişletmek isterken azınlıkları bir enstrüman olarak kullanmasıdır.

Tarihsel olarak Avrupalı devletler, azınlıkları demoklesin kılıcı gibi kullanmışlardır.

19. yüzyılda misyoner faaliyetlerine en büyük desteği veren ülkeler Amerika, İngiltere ve Fransa idi. Fransa, 1789 ihtilalinden sonra dine ve kiliseye karşı son derece acımasız ve tasfiyeci davranmıştı. Ancak misyoner faaliyetlere sıra geldiğinde laik ihtilalciler misyonerlere ayrılan tahsisatı cömertçe artırmaktan çekinmemişlerdir.

Avrupalı devletlerin misyonerler aracılığıyla azınlıklar üzerinde yürüttükleri politikalar çok trajik olmuştur. 19. yüzyılın son çeyreğinde ve 20. yüzyılın ilk 15 yılında misyonerler yüzyıllar boyu “Millet-i sadıka” vasfıyla Osmanlı’da barış içinde yaşayan Ermenileri kışkırtmış, onları isyana teşvik etmişlerdir. Misyoner okullarının ağırlıklı olarak gayrimüslim nüfusun yoğun olduğu şehirlerde açılması ilginçtir, gayrimüslim nüfusun yüzde 20’nin altında olduğu yerlere misyonerlerin pek iltifat ettikleri söylenemez. 1911-1913 yıllarında misyoner okullarının çok etkili olduğu Van’da nüfusun yüzde 39’u, Bitlis’te yüzde 33’ü, İzmit’te yüzde 30’u, Bursa’da yüzde 24’ü gayrimüslimdi.

Amerikan misyoner okulları ağırlıklı olarak Ermeniler, özellikle Protestan Ermenilerin üzerinde etkili olmuştur. Yusuf Akçuraoğlu’nun araştırmasına göre “1913-1914 yıllarında Osmanlı İmparatorluğu’ndaki tüm yabancı okulların ve bu okullarda okuyan öğrencilerin üçte birinden fazlası Amerikan okullarında okuyordu”. Bu okullardan mezun olanlar bir orta sınıf elemanı olarak toplumsal hayata katılıyor, aydınları milliyetçi düşüncelerle yetişip dindaşlarını bağımsızlık mücadelesi yönünde doktrine ediyorlardı.

1920’de dönemin Erkan-ı Harbiye Reisi Miralay İsmet Bey (İnönü) Büyük Millet Meclisi’nde şöyle diyordu: “Antep civarında Amerikan mektepleri, kolejleri vardır. Bu Amerikan Kolejleri, Fransızların bugün üssül-harekesidir. Bizim canımızı yakmak için ve ahalimizi öldürmek için Amerikan mekteplerini üssül-hareke ittihaz ediyorlar. Taarruz ederler ve oraya top yerleştirirler, ambar olarak kullanırlar. Hasılı mektep değil memleketimiz içinde bir kale olarak inşa olunmuş zannolunur.” Mustafa Kemal de bir konuşmasında Merzifon Amerikan okulunda manen Pontusçuların yetiştirildiğinden söz eder.” (TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, İçtima 1, C. 4, 2. Bsm., 1942, s. 296; Doç. Dr. Uğur Kocabaşoğlu, Türkiye’de Misyonerlik, İslami Araştırmalar Dergisi, C. 4, Sayı: 1, Ocak-1990)

İkinci Meşrutiyet’ten sonra Müslüman kesimlerden de misyoner okullarına bir ilgi başladı, Cumhuriyet’in ilanından sonra belirgin bir artış gözlendi. Bunun önemli sonuçlarından biri, Mütareke yıllarında küçümsenmeyecek oranda “Amerikan Mandası” taraftarlarının teşekkül etmesidir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda misyonerlerin üç ana bölgede faaliyet gösterdiklerini tespit etmek mümkün:

Batı Bölgesi: İstanbul, İzmir, Bursa, İzmit, Kayseri, Tokat, Merzifon. Merkez Bölge: Tarsus, Adana, Antep, Adıyaman, Urfa. Doğu Bölgesi: Erzurum, Van, Bitlis, Harput, Diyarbakır, Mardin.

Şimdi ise Deprem Bölgesi, Akdeniz Sahil Şeridi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi belli başlı faaliyet alanlarıdır. Hatay’da Nusayri nüfus üzerinde çalışmalar var. Karadeniz’de Pontusçu bilinç uyandırmak amacına matuf faaliyetler gözlenmektedir.

Misyoner faaliyetlerin salt bir dinin tebliği veya kişilerin vicdanında başlayıp biten din değiştirme ile ilgili olmadığı açıktır. Bu faaliyetlerin arkasında devletlerin jeopolitik, stratejik, ekonomik ve askeri çıkarları vardır. Misyonerler kuruluşlar, Türkiye üzerinde 200 yıla varan bir tecrübeye ve tarihi reflekse sahiptirler. Benim kanaatim, bu faaliyetlerin birden fazla amacı vardır. Bunlardan biri, ülke içinde “yeni bir azınlık” oluşturmaktır. Kuşkusuz bu yeni azınlığı ülkenin mevcut nüfusundan devşirmek istemektedirler.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: