İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Yeni Hıristiyan azınlık” oluşturmak!

Ali Bulaç

Hiç kuşkusuz her misyoner şu veya bu devletin politik, ekonomik ve askerî çıkarının basit aracı değildir. Misyonerlerin önemli bir kısmının amacı “İncil’i Hıristiyan olmayan toplumlara ulaştırmaktır”. Dünyanın en ücra köşelerine giden, türlü sıkıntılara katlanıp zor şartlarda açlara, hastalara yardım eden Hıristiyan mü’minlerin amacının çıkar çevrelerine hizmet etmek olduğunu söylemek haksızlık olur.

Ancak devletler, askerî güçler ve istihbarat birimleri her zaman misyoner faaliyetlerden önemli faydalar elde etmişlerdir. Kilise ile devletlerin süren işbirliği bireylerin samimi niyetlerinden ayrı olarak kurumsal düzeyde misyonerliğin çok da masum ve “salt dinî bir faaliyet” olmadığını göstermektedir.

Bizi ilgilendiren sual şudur: Türkiye’ye ilişkin misyoner faaliyetlerinin gözettiği asıl amaç nedir? Birey olarak misyonerler elbette Türkiye’nin Hıristiyanlaşmasını istiyorlar. Ama her karşısına çıkanı çivi gören çekiç gibi dünyaya salt çıkar, jeostratejik hesap ve politik fayda açısından bakan laik yönetici ve siyasetçilerin misyonerlik üzerinden hedefledikleri amaçlar, “Türkiye’nin Hıristiyanlaştırılması”, “İsa’ya ve İncil’e hizmet edilmesi” değildir. Öyle olsaydı önce kendi ülkelerinde Hıristiyanlığın yayılması için çalışırlardı. Avrupa genç rahip bulmakta güçlük çekiyor. Onlar, Türkiye’nin Hıristiyan olmayacağını yakinen bilirler. Buna rağmen misyonerlik faaliyetlerine destek veriyorlar. Nüfusun büyük bir bölümü Hıristiyan olmayabilir, hatta Güney Kore’deki Hıristiyan orana da ulaşılmayabilir, ama küçük de olsa bir “Hıristiyan azınlık” meydana getirmek pek ala mümkündür.

Türkiye’de mevcut durumda büyük gürültülerin koparılmasına yetecek bir gayrimüslim nüfus yok. 2 bin Rum ve 55 bin Ermeni genel nüfus içinde devede kulak bile değildir. Avrupa tarihsel olarak Türkiye ile olan ilişkilerini, Türkiye’yi sıkıştırma, reformları manipüle etme, Türkiye’den taviz koparma biçimini hep azınlıklar üzerinden yürütmüştür. Var olan nüfus buna yetmez. Bu azınlığı yenileriyle zenginleştirmek, ona birtakım ilavelerde bulunmak gerekir ki, mevcut durumda söz konusu azınlıkların oranını birkaç katına çıkarmak mümkün.

Günün birinde Türkiye AB üyesi olacaksa ve belli oranda bir nüfus “serbest dolaşım” haklarından yararlanarak Avrupa’ya gidecekse -ki yaşlanmakta olan Avrupa’nın böyle genç bir nüfusa ihtiyacı var- bu nüfusun Hıristiyan olması veya iş piyasasının “Hıristiyanlaştırılmış genç Türkler”den seçilmesi arzuya şayandır.

Hiç kuşkusuz Müslüman nüfus, Avrupa’nın dinî ve sosyo-kültürel yapısını dönüştürür. Hıristiyan nüfus ise -yani etnik kökeni Türk, Kürt, Gürcü vs.- kültüre hiçbir zarar vermez; aksine “ikinci sınıf insan statüsü”nde yaşlı Avrupa’nın bakımını üstlenir. Avrupa’nın Hıristiyanlaşmış olsa bile, kendinden olmayan Türklere ve Kürtlere eşit insanlar gözüyle bakacağı beklentisi içinde olmamak lazım. Protestan olmuş Çinliler ve Katolikliği kabul etmiş Brezilyalılar acı bir şekilde bunun hayal kırıklığını yaşamışlardır (Bkz. Mustafa Özel, Avrupa Bizi Hıristiyanlaştırır mı, Anlayış Dergisi, Ocak-2005).

Orta vadede Türkiye’de yeni bir Hıristiyan azınlık oluşur mu? Zayıf bir ihtimal değil bu:

1) Başbakan’ın ifadesiyle Türkiye, AB’ye girdiğinde, takriben 700-800 bin Avrupalının Türkiye’ye gelip yerleşeceği tahmin ediliyor. Son yıllarda başlayan ve hızlanarak süren arazi alışları bunun ilk belirtisidir.

2) Şimdiden Akdeniz-Alanya’da önemli bir Hıristiyan nüfus oluşmuş bulunmaktadır

3) Durumun “iyileştirilmesi”yle Rum, Ermeni ve Süryani çok sayıda aile dünyanın çeşitli yerlerinden Türkiye’ye gelmek isteyecektir; Süryani geri göçü ve Türabdin (Mardin-Midyat arası) bölgesindeki yatırımlar bunun göstergesidir.

4) Misyonerlik faaliyetleri sonucunda önümüzdeki 10-20 sene içinde yaklaşık 1 milyon kişi Hıristiyan olursa, içeride olanlar ve geleceklerle önemli bir “azınlık” teşekkül eder.

Pekiyi, Türkiye’de Türkler, Kürtler vd. Müslüman kavimlerden Hıristiyanlığı benimseyen olur mu? Bence evet. Devletin İslam’a ilişkin tutumu, toplumun ekonomik durumu ve genel kültürel kimlik krizi, yüz binlerce insanın din değiştirmesi için elverişli şartları oluşturmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: